Bu okulda matematik öğretmenliği
yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri
ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa'larla aralarındaki
farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna "Kemal"
ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî
Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî
İdadisi'ne girdi. Burada Ömer Naci i1e arkadaşlık etti.
İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa
Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı.
Yakın arkadaşlanndan biri olacak olan Ali Fethi (Okyar)
de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin
yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları
izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri
alıyordu.
Genç Mustafa Kemal, Manastır
Askerî İdadisi'ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde
İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir
Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen
rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam
etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde
de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun oldu.
Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde de zekâsı, yetenekleri
ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına
tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik
derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve
güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de
ve Harp Akademisi'nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi,
düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın
ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat
idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak
çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi
oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti.
Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen
günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri
ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı;
sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde
Suriye bölgesine, Şam'a atandı.
Şam'da 5. Ordu'nun emrinde
kaldığı üç yıl içinde Suriye'nin hemen her yerini görevle
dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eğitim
ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü.
Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği
bazı arkadaşlarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni
kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs'te
de kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak
Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik'e geçerek burada da
"Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir şubesini açtı ve tekrar
Şam'a döndü. Şam'dan uzaklaşışı hükûmetçe duyuldu ise de
âmirleri kendisini koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi.
Bir süre daha Şam'da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907
tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam'daki Ordunun
Kurmay Başkanlığında bir göreve getirildi.
Mustafa Kemal 13 Ekim 1907'de
merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı.
Bu Karargâhın Selânik'teki şubesinde çalışmak üzere Selânik
e geldi. Bu sıralarda Selânik'teki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"
üyelerini de içine almış olan ittihat ve Terakki Cemiyeti"
faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik'e gelişini
takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye başladı.
Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak
yenilikler onun da baş düşüncesiydi. Selânik'e gelişini
takiben kısa bir süre sonra 22 Hazıran 1908 de Üsküp-Selânik
arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki
görevine ek olarak kendisine verildi.
Bu esnada Rumeli'de büyük
faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit'i,1876
Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i
Mebusan'ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. "Ittihat
ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin
ilânına uzandı.
23 Temmuz 1908 tarihinde
İkinci Meşrutiyet ilân edildiği zaman Mustafa Kemal, Kolağası
rütbesiyle Selânik'te askerî görevini sürdürmekte, bir yandan
da "İttihat ve Terakki Cemiyeti" içinde çalışarak İstanbul'daki
siyasi gelişmeleri yakından izlemektedir. O, II. Meşrutiyet
gibi büyük bir inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor;
bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha
köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesi gereğine inanıyordu.
Fakat kendisinin görüşleri "İttihat ve Terakki Cemiyeti
ileri gelenlerinin görüş ve düşüncelerine uymadı. Buna rağmen
fikirleriyle zamanın söz sahibi kişilerini uyarmaktan da
çekinmiyordu.
II. Meşrutiyet'in ilânı
üzerinden henüz bir sene geçmemişti ki İstanbul'da 13 Nisan
1909'da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen
büyük bir isyan gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak'ası
olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli de oluşturulan
Hareket Ordusu'nun Kurmay Başkanlığına getirildi ve bu ordu
ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'a geldi. Hareket Ordusu'nun
gerek yolda gerekse İstanbul'daki sevk ve idaresinde Kurmay
Başkanı olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu'nun
İstânbul'a girdiği gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi
kendisi yazmıştı. Hareket Ordusu'nun duruma hakim oluşundan
sonra Abdülhamit tahttan indirildi, yerine Sultan Reşat
getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayın bastırılmasından
sonra İstanbul'da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909'da tekrar
Selânik'e döndü. Bu sıralarda Selânik ve çevresinde yapılan
mânevralarda, tatbikatlarda düşünce ve görüşlerini cesaretle
savunuyor; bu ise bazı üstlerinin dikkatini çekerken bazılarının
da tahammülsüzlüğüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan
da askerî eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler
hazırlıyordu.
O, II. Meşrutiyet'i takiben
Ordu'nun "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile sıkı alâkasının
ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye başlamış,
bu görüşlerini 22 Eylül 1909'da Selânik'te toplanan "İttihat
ve Terakki Bûyük Kongresi"nde açıkça dile getirmişti. Fâkat
Cemiyetin önde gelenleri onun bu görüşlerini paylaşmadılar.
Mustafa Kemal de kendisini Cemiyetten uzak tutarak doğrudan
doğruya askeri vazifesine verdi. "İttihat ve Terakki Cemiyeti"
ile anlaşmazlığı ve aralarının açılması böyle başladı.
Mustafa Kemal, Selânik'teki
görevini başarı i1e yürütürken 1910 yılı Eylül ayında Pik2ırdi
manevralarını izleme amacıyla Fransa'ya gönderildi. Burada
Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı. Selânik'e
dönüşünden kısa süre sonra 1911 Mart'ında Arnavutluk'ta
bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta
Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın yanında görev aldı.
Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911'de
3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu
Karargâhında, daha sonra yine Selânik'te bulunan 38. Piyade
Alayı'nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta
hizmeti gördürerek onu başarısızlığa sürüklemek; bu suretle
şevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevde
de büyük başarılar gösterdi; eskiden olduğu gibi yine kumandanlarının,
arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazandı. Selânik garnizonundaki
subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum
3. Ordu Müfettişliğinin hoşuna gitmedi. Onu Selânik'teki
vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul'da
Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin ettiler. Mustafa
Kemal bu atama üzerine İstanbul'a gelerek bir süre Genelkurmay
Başkanlığında çalıştı.