Mustafa Kemal, Çanakkale
Muharebelerinin eski şiddetini kaybettiği 1915 yılının son
aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan
da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşünde idi.
Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman von Sanders tarafından,
düşmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat
verdirebileceği endişesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede
yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal,10 Aralık 1915'te
"Anafartalar Grubu Komutanlığı"nı, Fevzi (Çakmak) Paşa'ya
bırakarak izinli olarak Çanakkale den ayrıldı; İstanbul
a döndü.
Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916'da
karargâhı Edirne'de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığına
atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu'nun aynı isimle Diyarbakır'da
kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11
Mart 1916'da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi.
Mustafa Kemal, 26 Mart 1916'da Diyarbakır'a gelerek komutayı
ele aldı.1 Nisan 1916 da Generalliğe yükseltildi. Diyarbakır'a
gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916
sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Muş yönünde taarruza
geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı
taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos
1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis kuvvetle rimiz
tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki
25 Ağustos 1916'da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa
Kemal Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917'de
Muş'u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.
Mustafa Kemal Paşa, Aralık
l9l6'da Ahmet İzzet Paşa'nın izinli olarak bir süre İstanbul'a
gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Kumandanlığına tayin edildi.
Karargâhı Diyarbakır'da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay
İsmet (İnönü) Bey'di. Büyük Kumandanın, İnönü ile yakından
tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere
rastladı.
Mustafa Kemal Paşa, 14 Şubat
1917'de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığına atanması
üzerine Şam'a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de
5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır'da 2. Ordu'ya vekâleten
komutan atandı. Tekrar Oiyarbakır'a dönen Mustafa Kemal
Paşa,16 Mart 1917'de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi.
Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde
Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına bağlı olarak Halep'te
kurulması kararlaştırılan 7. Ordu'nun başına getirildi.
Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline
verilmişti. Mustafa Kemal Paşa,15 Ağustos 1917 günü Halep'e
gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein
ile aralannda askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından
anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal Paşa,1917
Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar
Diyarbakır'daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek
İstanbul'a geldi. 7 Kasım 1917'de Genel Karargâh'ta görevlendirildi.
Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde
Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek
üzere Almanya seyahatine iştirak etti.15 Aralık 1917 - 4
Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa
Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman
İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla
görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbinin muhtemel
sonuçlan hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde
anlatıyordu.
Mustafa Kemal Paşa, 20 gün
süren Almanya seyahatinden İstanbul'a döndükten bir süre
sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad'a
giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 - 4 Ağustos 1918 arasını
kapsayan bu seyahat dönüşü General Falkenhein'in yerine
Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirilmiş olan General
Liman von Sanders'in emrindeki 7. Ordu'ya Ağustos 1918'de
tekrar komutan oldu ve 15 Ağustos 1918 günü Halep'e geldi.
Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa
savaşları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında,
O'nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu
dağılmaktan kurtarılmiş; büyük bir düzen içinde Halep'e
kadar çekilme başarısını göstermişti. Fakat I. Dünya Savaşı
Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918
tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde
de Almanya mütareke istemişti. İstanbul'da Talat Paşa Kabinesi
istifa etmiş, yeni Kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu
gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa yetkili makamlara,
askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul
ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti,
itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak
l. Dünya Savaşından çekildi.
Mustafa Kemal Paşa, Mondros
Mütarekesi'nin imza edildiği günün ertesi, 31 Ekim 1918
tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirildi
ise de artık yapacak birşey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde
bu Grup Kumandanlığı'nın da Padişah iradesiyle kaldırılması
üzerine Adana'dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul'a
geldi. Artık Türkiye, mütareke şartlarını yaşıyordu ve kendisi
de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu Kumandanı idi.
Memleket ve milletin içinde
bulunduğu şartlar ağır idi. Büyük bir savaş sonunda, mağlup
bir devlet olarak 30 Ekim 1918'de "Mondros Mütarekesi" adı
verilen şartları ağır bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma
şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce
işgal edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silâh ve cephane
galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri
tamamen parçalandığı gibi, Türk'ün ana yurdu, Anadolu da
galip devletler arasında taksime uğruyordu. İtalyanlar Antalya'ya
çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maraş, Urfa
işgal altında idi. Kars'ta İngilizler idareyi ele almıştı.
Trakya işgal altında idi. Düşman donanması İstanbul sularında
demirlemişti. Çanakkale ve İstanbul Boğazları tutulmuştu.
İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletlerinin baskı
ve kontrolü altında idi. Padişah ve hükümet, düşmanlara
âlet olmuş, âciz ve şaşkın bir vaziyette sadece kendileri
için emniyet ve kurtuluş yolu aramakta idiler. Anadolu'nun
her şehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilâf Devletleri
temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar
da İzmir'i işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük
çaba harcıyorlar, İtilâf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı.
Nihayet 15 Mayıs 1919'da bu gayelerine eriştiler.
Olayların bu şekilde gelişeceğini
Mustafa Kemal, önceden sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesi'nden
5 gün sonra, 5 Kasım 1918'den itibaren Harbiye Nezaretinden
Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeğe
başladı. Atatürk, aynı gün Adana'dan Sadrazam Ahmet İzzet
Paşa'ya ilk ikaz telgrafını çekti: "Ciddî olarak arzederim
ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz!
Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine
boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeğe
imkân kalmayacaktır. Bu, Atatürk'te, her şey bitti zannedilen
bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının
düştüğü yeis ve ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını
gösterir.
Fakat, acıdır ki Mustafa
Kemal Paşa tarafından yapılan bütün bu haklı itirazlar etkisiz
kalır ve· ordunun terhisine sür'atle devam edilir. Çünkü
genel kanaat, İtilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye
giremeyeceğimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı
idi. O halde İtilâf Devletlerini gücendirmeyecek, Mondros
Mütarekesi şartlarını yerine getirecektik. İstanbul Hükümetinin
görüşü ve davranışı bu idi.