Atatürk, Erzurum'a gelişinden
5 gün sonra,8/9 Temmuz 1919'da "Sine-i millette bir ferd-i
mücahit olarak çalışmak üzere çok sevdiği askerlik mesleğinden
ve görevinden istifa etti. Artık bir millet ferdi olarak,
milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine
devam ediyordu.
Askerlikten istifasını takiben
Erzurumluların isteği üzerine Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i
Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum şubesinin Heyet-i Faale
başkanlığına getirildi. Cemiyet,o günlerde daha evvelce
alınan bir karar gereğince doğu illerini kapsayan bir kongrenin
hazırlıkları içinde idi. Mustafa Kemal'in Heyet-i Faale
reisi olarak bu kongreye iştiraki mümkündü; fakat o, bu
kongreye özellikle Erzurum'dan üye olarak iştirak etmek
istiyordu. Ne çare ki Erzurum üyeleri evvelce seçilmişti;
ama buna da Bir çözüm bulundu. Erzurum'un iki değerli evlâdı,
Kâzım Yurdalan ve Cevat Dursunoğlu Erzurum üyeliğinden istifa
etmek suretiyle yerlerini Mustafa Kemal ve Rauf Bey'e bıraktılar.
Bu suretle Mustafa Kemal Paşa'nın kongreye girişi meşruluk
kazandı.
Erzurum Kongresi,23 Temmuz
1919'da tek katlı bir ilkokul salonunda 62 delegenin iştirakiyle
toplanmıştı. Kongre bir kurucu meclis gibi çalışarak 14
gün devam etti ve 7 Ağustos 1919 da çalışmalarına son verdi.
Kongreyi geçici başkan olarak Erzurum delegelerinden Hoca
Raif Efendi açmış, delegelerin isim okunarak yoklaması yapıldıktan
sonra başkanlık seçimine geçilmişti. Yapılan oylamada Mustafa
Kemal Paşa başkan seçildi.
Millî Mücadele'ye bayrak
olan bir kongrenin Erzurum'da toplanışı bir tesadüfün eseri
değildi; Mondros Mütarekesi'nden sonra müdafaa şuurunun
en keskin bir şekilde meydana çıktığı bölgelerden biri Erzurum
idi. Zira Mütareke hükümlerine göre asırlarca şehit kanıyla
sulanmış Erzurum topraklarını da içine almak üzere bir Ermenistan
kurulması isteniyordu. Bu durum, bölgedeki millî birlik
ve mukavemet şuurunu daha da bileyledi. Keza Kongre'ye Doğu
Karadeniz il ve kasabalarını temsil etmek üzere 17 delege
ile iştirak eden Trabzon'da da Pontus tehlikesi vardı. Bölge
Rumları, Mondros Mütarekesi'nden faydalanarak Doğu Karadenız
şehirlerini kapsayacak bir Pontus Rum Devleti kurma hayali
içindeydiler. Bu bakımdan Doğu Anadolu şehirleri ile tehlike
müşterekti.
Erzurum Kongresi güç şartlar
altında toplanıyordu. Çünkü Kongre üyelerinin vilâyetlerce
gerek seçiminde, gerekse seçilenlerin Kongre'ye gönderilmesinde
büyük güçlükler çıkarılıyordu. Mülkî âmirlerin büyük kısmı,
İstanbul Hükûmetinin baskısı ile delegeleri korkutuyorlar,
yola çıkmalarını engelliyorlar, hatta bazı vilâyetler kesin
olarak delege göndermemekte direniyorlardı. Elâzığ, Diyarbakır
ve Mardin illerinden seçilen üyeler valilik baskısı sebebiyle
yola çıkmaktan alıkonulmuşlar, dolayısıyla Kongre'ye iştirak
edememişlerdi. Bu sebeple Kongre'nin toplanabilmesi için
Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum şubesinin gayretleri
yanında Mustafa Kemal Paşa tarafından da ciddî teşebbüslerde
bulunmak icap etti. Vilâyetlerin herbirine açık telgraflar
gönderilmekle beraber, bir taraftan da şifre telgraflarla
valilere, komutanlara gerektiği şekilde tebligatta bulunuldu.
Nihayet yeteri kadar temsilci getirtilip Kongre'yi toplamaya
muvaffak olundu.
İşte bu şartların oluşturduğu
hava içinde gerçekleştirilen Erzurum Kongresi, Vilâyat-ı
Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi
ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti'nin müştereken hazırladığı
bir Kongre idi. O günkü mülkî taksimatta Trabzon'un kapsadığı
Doğu Karadeniz il ve il elerinden 17, Erzurum un kapsadığı
il ve ilçelerden 25, Sivas'ın kapsadığı il ve ilçelerden
14, Bitlis'ten 4 ve Van'dan 2 delegenin iştiraki ile toplam
62 üye ile toplanmıştı. Bugünkü idarî taksimat gözönüne
alındığı takdirde 30'a yakın Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz
illerini ve bunların ilçelerini kapsamaktadır.
Erzurum Kongresi'nin toplanışı
ve çalışmalarına başlamasıyla İstanbul da Saray ve Hükûmet
tarafından, Anadolu'da yükselen bu kurtuluş sesini boğmak
için yoğun bir faaliyet başladı. Ajanslarla Mustafa Kemal'in
devlete başkaldıran bir asi olduğu, Erzurum Kongresi'nin
kanunsuz toplandığı ilân edildi. Mustafa Kemal Paşayı tutuklamak
için her türlü tedbire başvuruldu. İstanbul Hükûmeti, Erzurum
Kongresi'nin dağılmasını, Kongre ye katılanların yakalanarak
İstanbul Divan-ı Harbine sevklerini emretti ise de millet
fertlerini saran o zamanki millî hava içinde hiçbir makam
bu emri yerine getirmeye teşebbüs edemedi.
İşte bu derece güç şartlar
içinde gerçek bir vatan aşkıyla her türlü tehlikeyi göze
alarak toplanan Erzurum Kongresi Türk tarihinde önemli bir
dönüm noktası oldu. Türk Kurtuluş Savaşı' nın ilk temelleri
bu Kongre'de atılmış, alınan tarihî kararlar Millî Mücadele'nin
temel kurallarını oluşturmuştu. Erzurum Kongresi kararları
şu şekilde özetlenebilir: 1- Doğu illeri ile Trabzon ve
Canik sancağı hiçbir sebep ve bahane ile Osmanlı topluluğundan
ayrılması mümkün olmayan bir bütündür.
Bu demekti ki ne doğu illeri
Ermenistan sevdasıyla, ne Karadeniz illeri Pontus hulyasıyla
anavatandan ayrılamayacaktır. Bu karar, vatanı ve milleti
bölmek isteyenlere karşı ilk esaslı ihtardı. 2- Her türlü
yabancı işgal ve müdahalesine karşı, millet birlik olarak
kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir.
Bu madde ile milletin, her
türlü işgal ve müdahaleyi kesin olarak reddettiği, birlik
halinde direneceği bildiriliyordu. Vatan topraklarına yönelik
hiçbir işgal ve müdahale, karşılıksız kalmayacaktı. Millet
işgal ve istilâyı birlik halinde püskürtmeye kararlıydı.
3- Vatanın ve istiklâlin muhafaza ve teminine İstanbul Hükûmeti
muktedir olamadığı takdirde, gayeyi temin için Anadolu'da
geçici bir hükûmet kurulacaktır.
İstanbul Hükûmetinin hali
ve tutumu belliydi; güçsüz ve beceriksizdi. Memleketi Mondros
Mütarekesi ile kayıtsız şartsız galip devletlere teslim
etmişti. Ülkeyi uçurumun kenarından ancak ve ancak millî
iradeye dayanan bir hükûmet kurtarabilirdi; bu mutlaka gerçekleştirilecekti.
Esasen Erzurum Kongresi bu amaca yönelik ilk adımdı. 4-
Kuva- i Milliyeyi amil ve irade-i mılliyeyi hâkim kılmak
esastır.
Kuva-yi Milliyeden kasdedilen
millî kuvvetler, milletin bağrından çıkacak millî bir ordu
idi. Bu ordu, milletin kutsal gayesi uğrunda Milletin arzu
ve eğilimleri yönünde mutlaka zafere ulaşacaktı. Milli iradeyi
hakim kılmak aynı zamanda demokratik bir esastı. Bu esasta
Cumhuriyet rejiminin ilk kıvılcımlarını sezmemek mümkün
değildi. 5- Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal
dengemizi bozan imtiyazlar verilemez.
Memleketteki azınlıklar
yer yer siyasî egemenlik davasına kalkışmıştı. Memleket
bütünlüğünü bozucu, vatanı parçalayıcı bu gibi davranışlara
imkân verilmeyecekti. Azınlıklara sosyal dengemizi bozan
ekonomik, hukuksal ve kültürel -her ne çeşit olursa olsun-
ayrıcalıklar ve üstünlükler tanınmayacaktı. 6- Manda ve
himaye kabul olunamaz.
Türk milleti her şeyi göze
alarak istiklâli için silâha sarılmıştı. Hiç kimseden lûtuf
ve yardım beklemiyordu; yabancı devletlerden merhamet istemiyordu.
Her ne pahasına olursa olsun istiklâl mutlaka gerçekleşecekti.
Parola "Ya istiklâl ya ölüm" idi. 7- Millı Meclis'in derhal
toplanmasına ve hükûmet işlerinin meclisin denetimi altında
yürütülmesine çalışılacaktır.
MilletılMe evletlerinin
baskısı ve Padişah fermanı ile kapatılmış olan clısı derhal
toplanmalı, hıikûmetin millet ve memleketin mukadderatı
ile ilgili vereceği her türlü karar böyle bir meclisin denetiminden
geçirilmeliydi. Hükûmet kararları ancak bu şekilde meşruluk
kazanacaktı. 8- Milletimiz insanî ve asrî gayeleri tebcil,
fennî, sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir eder.
Bu cümle ile Türk milletinin
yeniliklere açık ruhu belirtiliyordu. Denilmek isteniyordır
ki Türk milleti insanî ve uygar amaçların değerini bilen
ve kavrayan bir millettir. Nitekim Atatürk milletin çehresini
değiştiren büyük inkılâplara başladığı zaman "yaptığımız
ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, milletimizi her
bakımdan uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâplarmızın
temel kuralı budur", diyecekti. Kararda geçen "Milletimiz
fennî. sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir eder"
ifadesinde de harap bir memleketi bayındır hale getirmek
için gelecekte gerçekleştirilecek kalkınma hamlelerine işaret
edilmekte idi.
Erzurum Kongresi, memleketin
bütününü ilgilendiren bu tarihî kararlarıyla bölgesel bir
kongre olmaktan çıkmış, kendisinden sonra gelişecek tüm
olayları büyük ölçüde etkilemişti. Zira Sivas Kongresi kararları,
Erzurum Kongresi kararlarına dayandı. Misak-ı Millî'nin
esasında Erzurum Kongresi kararları yer aldı. Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin toplanış ve açılış gerekçesi Erzurum
Kongresi kararlarına oturtuldu. Mudanya ve Lozan antlaşmalarının
bağımsızlığı savunan ruhu; ilhamını Erzurum Kongresi kararlarından
aldı. Cumhuriyet rejiminin ruhu, irade-i milliyeyi hâkim
kılmak esasında toplandı. Ve nihayet "Milletimiz insanî
ve asrî gayeleri tebcil eder" cümlesiyle Atatürk inkılâplarının
ilk kıvılcımları Erzurum Kongresi'nde parıldadı.
Sonuçları bakımından bu
derece önem taşıyan Erzurum Kongresi için Mustafa Kemal
Paşa, kapanış konuşmasında "Tarih, bu Kongremizi şüphesiz
ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir" ifadesini
kullandı.
Erzurum Kongresi, 7 Ağustos
1919 günü -kendisi adına bü- tün yetkileri kullanacak- 9
kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçerek çalışmalarına son
verdi. Şimdi Heyet-i Temsiliye'yi ve onun başkanını büyük
bir görev bekliyordu. Erzurum Kongresi'nde parlayan kıvılcımı
söndürmemek, Sivas'ta onu meş'ale haline getirerek millî
kurtuluşa daha emin adımlarla yürümek gerekiyordu. Bu sebepledir
ki Mustafa Kemal Paşa, doğu illerinin mukadderatı için toplanan
Erzurum Kongresi'ni -gayesini daha da genişleterek- bu amaca
yöneltmek istedi. Bu sebepledir ki Erzurum Kongresi'ni Sivas
Kongresi'ne bağlayarak Millî Mücadele'ye memleket yüzeyinde
genişlik kazandırdı.
Sivas Kongresi günlerinde
de memleketin içinde bulunduğu ağır mütareke şartları bütün
acılığı ile devam ediyordu. Mondros Mütarekesi'nin milletimiz
aleyhirıe haksız ve insafsız bir şekilde uygulanması, İzmir'e
çıkmış olan Yunanlıların İtilâf devletlerinden aldığı cüretle
Anadolu'nun içine doğru ilerlemesi, çeşitli şehirlerimizin
işgali Sivas Kongresi günlerinde de birbirini izledi. İşte
böyle bir hava içinde Mustafa Kemal Paşa, bir kısım Heyet-i
Temsiliye üyeleriyle beraber Sivas Kongresi'ne iştirak etmek
üzere 2 Eylül 1919'da Erzurum'dan Sivas'a geldi. Sivas,
Millî Mücadele liderini emsalsiz sevgi gösterileri ve coşkıın
bir sevinçle karşıladı.
Sivas Kongresi, 4 Eylül
1919 günü o zamanlar "Mekteb-i Sultanî" olarak kullanılan
bir binanın salonunda, 38 delegenin iştiraki ile toplandı.
Kongre 8 gün devam etti ve 11 Eylül 1919'da Heyet-i Temsiliye
seçimini takiben bir beyanname yayımlayarak çalışmalarına
son verdi. İlk oturumda yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa.
başkan seçildi.
Erzurum Kongresi'ni takiben
bütün memleketi temsil eden böylesine önemli bir Kongre'nin
özellikle Sivas'ta toplanışı, şehrin stratejik durumu ile
ilgili idi. Anadolu'nun ortasında yer alan bu şehrimiz -mütareke
şartları gereğince İtilâf devletlerini temsilen bazı subaylar
bulunmasına rağmen- işgal altında değildi. Ulaşım bakırrıından
Anadolu yollarının birleştiği bir kavşak durumunda idi:
o günkü imkânların elverdiği ölçüde çeşitli Anadolu şehirlerine
şu veya bu şekilde bağlanabiliyordu. Her ne kadar Fransızlar
Adana üzerinden, İngilizler Samsun'dan şehri işgal tehdidinde
bulunuyorlarsa da Mustafa Kemal Paşa, böyle bir işgalin
düşmana çok pahalıya mal olacağını hesaplıyordu. Bütün bu
avantajları yanında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Sivas Şubesi
,şehirde oldukça iyi teşkilâtlanmıştı.
İşte bu şartların oluşturduğu
hava içinde gerçekleşen Sivas Kongresi doğrudan doğruya
Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine toplanmış , bir millî kongredir.
Kongre nin 38 üyesinden 31'ini Batı ve Orta Anadolu illerinden
gelen üyeler, 7'sini ise Doğu Anadolu illerini temsilen
Erzurum Kongresi'nce seçilen Heyet-i Temsiliye oluşturmuştu.
Böylece Batı ve Orta Anadolu illerinden seçilen delegelerle
Doğu illerini temsilen gelen Heyet-i Temsiliye, Sivas Kongresi'ne
memleket çapında bir genişlik ve bütünlük kazandırdı
Tarihî bir gerçek olarak
belirtmek gerekir ki Sivas Kongresi'nin toplanışı sırasında
da Erzurum Kongresi'nde olduğu gibi İstanbul Hükûmeti ve
idarecileri büyük engeller çıkardılar. Bu sebepledir ki
Ankara ve diğer bazı şehirlerimizden valilik baskısı ile
delege seçilemedi. Bazı vilâyetlerden seçilen delegeler
de aynı baskı nedeniyle yola çıkmaktan alıkonuldu, dolayısıyla
Kongre'ye iştirak edemedi.