Sivas Kongresi'nin toplanı`ırgaması
için Sivas'ta bulunan Fransız Jandarma Müfettişi Brüno da
baskı yaptı. Vali Reşit Paşa ile görüşerek böyle bir Kongre
gerçekleştiği takdirde Sivas'ın işgal edileceğini ve Kongre'nin
dağıtılacağını bildirdi. İngilizler de Samsun üzerinden
Sivas'ı işgal edecekleri tehdidinde bulundular. Fakat Mustafa
Kemal'in her güçlüğü aşan azmi önünde, bütün bu tehditler
sonuçsuz kaldı.
İstanbul Hükûmeti Erzurum
Kongresi'nde yaptığı gibi Sivas Kongresi sırasında da bütün
gücüyle Mustafa Kemal'i tevkife yönelmişti. Anadolu'nun
hemen her valisine telgraflar çekilerek Mustafa Kemal'in
ne pahasına olursa olsun tutuklanarak İstanbul'a gönderilmesi
isteniyordu. Bunu gerçekleştirmek üzere valiliklere, mutasarrıflıklara
yeni atamalar yapıldı. Fakat hiçbir idareci, şahlanan millî
irade ve midi hava içinde İstanbul Hükûmetinin isteklerini
yerine getirmek cesaretini gösteremedi.
Sivas Kongresi'nin diğer
bir özelliği de delegelerin vatanın kurtuluşu ve milletin
mutluluğundan başka hiçbir kişisel maksat izlemeyeceklerine,
mevcut siyasî partilerden hiçbirinin amaçlanna hizmet etmeyeceklerine
dair Kongre'de yemin etmeleri olmuştu. Bu suretle Millî
Mücadele'nin hiçbir siyasî parti adına yapılmadığı, tamamen
milleti ve memleketi kurtarma amacına yönelik bir hareket
olduğu açıkça belirtilmiş oluyordu. Sivas Kongresi kararları
şu şekilde özetlenebilir: 1- Millî sınırlar içinde bulunan
vatan parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
Evvelce toplanan Erzurum
Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz vilâyetlerinin
hiçbir sebep ve bahane ile anavatandan ayrılamayacağını
ilân etmişti. Sivas Kongresi sahip olduğu tam yetki ile
bu karara bütün memleketi kapsayan bir genişlik kazandırdı.
2- Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik olarak
kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir.
Erzurum Kongresi'ni toplanmaya
davet eden başlıca tehlike Doğu Karadeniz Bölgesinde kurulması
düşünülen Pontus Rum devleti ile Doğu Anadolu illerini içine
kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas Kongresi, batıdan
gelen Yunan tehlikesini de göz- önüne alarak, vatan topraklarına
yönelik hiçbir işgal ve müdahalenin karşılıksız kalmayacağını
mütecaviz düşmana açıkça bildiriyordu. 3- İstanbul Hükûmeti,
haricî bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir
parçasını terk mecburiyetinde kalırsa vatanın bağımsızlığını
ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
Bu madde ile İstanbul Hükûmetinin
millet menfaatlerine aykırı herhangi üir karar veya davranışına
milletin kayıtsız kalmayacağı, gerektiğinde millî iradeye
dayanan bir hükûmetin derhal kurulacağı açıkça belirtiliyordu.
4- Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak
esastır.
Erzurum Kongresi'nde belirlenen
bu kural, Sivas Kongresi'nde perçinleştiriliyordu, Memleketi
kurtaracak tek kuvvet, millî ordu idi. Bu ordu, milletin
iradesi ve eğilimleri yönünde savaşacâk, bağımsızlık mutlaka
gerçekleşecekti. Millet artık egemenliği- ni kendi eline
almıştı; kendi hâkimiyetinden başka hiçbir güç tanımıyordu.
Bu esas gelecekteki Cumhuriyet rejiminin esasırtı oluşturuyordu.
5- Manda ve himaye kabul olunamaz.
Erzurum Kongresi'nde karar
altına alınan bu görüş, Sivas Kongresi'nce de onaylanarak
Millî Mücadele'nin temel kuralı haline getiriliyordu. Millî
kurtuluş hareketinin parolası hiçbir devletin merhametine
sığınmaksızın" Ya istiklal ya ölüm!" dü. 6- Millî iradeyi
temsil etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanması
mecburidir.
Erzurum Kongresi kararlarında
da belirtilen bu istek, artık bir mecburiyet olarak gösteriliyordu.
Aksi takdirde hükûmet kararları millî iradeyi yansıtmayacaktı.
7- Aynı gaye ile millî vicdandan doğan cemiyetler "Anadolu
ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilmiştir.
Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu
ve Doğu Karadeniz Bölgelerindeki millî cemiyetleri "Şarkî
Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla bir merkezde toplamıştı.
Sivas Kongresi, bu örgüte -bütün Anadolu ve Rumeli Cemiyetlerini
de içine almak üzere- memleket çapında bütünlük kazandırdı.
8- Mukaddes maksadı ve umumî teşkilâtı idare için Kongre
tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir.
Erzurum Kongresi, Doğu illerini
temsilen 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçmişti. Sivas
Kongresi'nce 6 kişi daha seçilmek suretiyle "Heyet-i Temsiliye"
genişletilmiş, bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya
kadar memleket mukadderatında yegâne söz sahibi bir kurul
oluşturulmuştu.
Sivas Kongresi, Erzurum
Kongresi kararlarını genişleterek, bu kararlara bütün memleketi
kapsayan bir nitelik kazandırması bakımından İnkılâp Tarihimizde
büyük öneme sahip bir Kongre'dir. Üyelerinin, bütün memlekete
şamil olması sebebiyle de Millî Mücadele başlangıcında Türkiye'nin
mukadderatını çizen, bütün milletin tek vücut halinde birlik
olduğunu dünyaya ilân eden millî bir Kongre'dir. Bunun içindir
ki tesirleri Erzurum Kongresi'nden daha geniş oldu.
Sivas Kongresi'nden sonra
Mustafa Kemal Paşa'nın amacı en kısa zamanda Anadolu'da
millet temsilcilerinden oluşan bir meclis toplamak ve bu
meclisin kuracağı hükûmet ile Millî Mücadele'yi bir merkezden
idare etmek idi. Dâhi adam, bu büyük işi gerçekleştirmek
üzere Sivas Kongresi'nden sonra da Heyet-i Temsiliye Reisi
sıfatıyla millî teşkilâtın kuvvetlenmesi yolunda -bütün
engelleri aşarak- azimle çalıştı. Bu devre esnasında Mustafa
Kemal ve Heyet-i Temsiliye i1e temas temini ve anlaşma zemini
arayan İstanbul Hükûmeti, temsilcileri vasıtasıyla 20-22
Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya'da onunla görüşmüş ve
bir Millet Meclisi toplanmasına ikna olmuştu. Bu görüşme
İnkılâp Tarihimizde "Amasya Mülâkatı" olarak bilinmektedir.
Mustafa Kemal, Meclisin Anadolu'da toplanmasını istemesine
rağmen, Meclis 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplandı. Fakat
İngilizlerin ve gerekse onlara âlet durumunda olan hükûmet
adamlarının baskısı sebebiyle olumlu bir faaliyet gösteremedi.
Sadece Erzurum ve Sivas Kongrelerinin esaslarını "Misak-ı
Millî" halinde kabul ve ilân etti.
Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık
1919'da bir kısım arkadaşları ve Heyet-i Temsiliye üyeleri
i1e beraber Ankara'ya gelmişti. Artık Millî Mücadele Ankara'dan
yönetiliyor, İstanbul'daki asker ve sivil birçok vatansever,
Bağımsızlık Savaşında görev almak üzere Ankara'ya geliyordu.
Bir süre sonra,16 Mart 1920 tarihinde İstanbul, İtilâf devletleri
tarafından fülen işgal edildi; şehir yabancılar tarafından
tamamen askerî kontrol altına alınmıştı. Bu şartlar altında
Meclis de faaliyet gösteremeyeceğini anlayarak dağıldı;
zaten bu sıralarda milletvekillerinin bir kısmı da İngilizler
tarafından tutuklanmış bulunuyordu.
Mustafa Kemal, İstanbul'un
işgali üzerine valiliklere ve kolordu komutanlıklarına talimat
vererek Ankara'da toplanacak fevkalâde salâhiyete sahip
bir meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Seçimler
sür'atle sonuçlandi. Nihayet 23 Nisan 1920'de yurdun her
bölgesinden gelen millet temsilcileriyle Ankara'da Türkiye
Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal, millet iradesini
ve egemenliğini temsil eden bu Meclise ve onun hükümetine
de başkan seçilerek artık Türk bağımsızlık mücadelesinin
her bakımdan, askerî, siyasî ve sosyal lideri oldu. Ama
memleketin içinde bulunduğu şartlar, kendisinin omuzlarına
yüklenen görevi gerçekten çok ağırdı. Tarihten silinmek
istenen bir milletin ölüm kalım savaşının,. istiklâl mücadelesinin
Iiderliğini yapıyordu.
Ankara'da Millet Meclisi'nin
açılması, milli bir hükûmetin kurulması üzerine Padişah
ve İstanbul Hükûmeti de millî mücadeleyi daha geniş ölçüde
baltalama yollarına sapmıştı. Anadolu'da binbir fedakârlıkla
oluşturulan millî kuvvetlere karşı halife ve padişah orduları
kuruluyor, başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanları,
âsi sayılarak idama mahkûm edilmiş bulunuyordu. Diğer taraftan
İzmir'e çıkan Yunanlılar da Anadolu içlerine doğru taarruza
hazırlânıyordu. Mütareke ile örgütlü ordu resmen dağıtılmış,
silâhları alınmış olduğundan, işgal altındaki yörelerde
düşmana ancak mahallî kuvvetler ve gönüllü müfrezeler karşı
koyuyordu. Bu düşman saldırılarının yanı sıra Anadolu'nun
bazı yörelerinde Anzavur gibi, Çopur Musa gibi, Postacı
Nâzım gibi aldatılmış kişilerin elebaşılık ettiği iç isyanlar
devam ediyordu.
Bütün bu iç ve dış güçlüklere,
zor şartlara rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti,
kısa zamanda duruma hakim olarak düşman kuvvetlerine karşı
çeşitli cephelerde büyük başarılar kazanmaya başladı. Doğu
cephesinde XV. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir komutasındaki
kuvvetlerimiz büyük başarılar kazandı. Bu bölgede Oltu,
Sarıkamış ve Kars'ı işgal suretiyle sınır şehirlerimize
tecavüz eden Ermenilere karşı 28 Eylül 1920'de taarruza
geçilerek, merkezi Erivan'da bulunan Ermeni Cumhuriyeti
ordusu mağlup edildi ve 29 Eylül 1920'de Sarıkamış, 30 Ekim
1920'de Kars tekrar geri alındı. Ermenilerin barış isteği
üzerine 2/3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalanarak
savaşa son verildi. Gürcistan'a da Ardahan ve Artvin vilâyetlerimiz
tahliye ettirildi.
Güney cephesinde de Adana,
Urfa, Antep ve Maraş bölgelerirıde Fransız birlikleriyle
mahallî kuvve'tler arasında şiddetli çatışmalar oluyordu.
Sonuçta Fransızlar 12 Şubat 1920'de Maraş'tan, 11 Nisan
1920 günü de Urfa'dan çekilmek zorunda kaldılar. 21 Ekim
1921'de Fransızlarla yapılan "Ankara Antlaşması" Adana,
Mersin, Gaziantep ve diğer bazı şehirlerimizin kurtuluşuna
uzandı.
Yunanlılar 1920 Haziranında,
Ankara'da kurulan iki aylık yeni hükûmetin içinde bulunduğu
güç şartlardan yararlanarak 22 Haziran 1920 günü Batı Cephesinde
umumî taarruza geçmişler, büyük kısmı ile gönüllülerden
oluşan kuvay-ı milliye cephesini yararak 8 Temmuz 1920 günü
Bursa'yı, 29 Ağustos 1920 günü de Uşak'ı işgal etmişlerdi.
Bu olaylar seyrederken Padişah ve İstanbul Hükûmeti de 10
Ağustos 1920'de İtilâf devletleriyle Sevr Antlaşmasını imzalamak
suretiyle dış düşmanlarımızla birleşmiş oluyordu.
Yunanlıların Batı cephesinde
ilerleyişi, birçok bölgelerin kuvvet yetersizliği sebebiyle
işgal edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanları ile görüşmüş, artık
gönüllü kuvvetler yerine düzenli bir ordu kurulması gereğini
ilgililere bildirmişti. Çünkü olaylar gösteriyordu ki, millî
mücadelenin başarısı, bütün kuvvetlerin tek bir otnrite
altında toplanmalarına bağlı idi. Bu da millî müfrezelerin,
milis kuvvetlerinin, gönüllü teşkilâtların ordu içinde düzenli
kıtalar haline getirilmesini gerektiriyordu. Çete halinde
dağınık savaşa son verilecek, bütün millî müfrezeler ve
gönüllü kuvvetler ordu içinde disiplin ve eğitime tabi tutulacaktı.
Artık, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Mustafa Kema1 Paşa, Millî Savunma Bakanı
Fevzi Çakmak Paşa ve Genelkurmay Başkanı ve aynı zamanda
Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey, bütün çalışmalarını
düzenli ordunun gerçekleşmesine vermişlerdir. Bu aylar,
millî mücadele tarihimizin gerçekten en buhranlı, en çetin
aylarıdır.
Şimdi 1920 yılının Aralık
sonlarındayız. Bir çok millî müfreze, gönüllü örgüt sür'atle
millî ordu içinde toplanmaktadır. Ne çare ki ellerinde bir
kısım kuvvet bulunan Çerkez Ethem ve kardeşleri, Batı Cephesi
kuvvetlerine bağlı kalmak istememişler, başlarına buyruk
bir siyaset izleme yoluna gitmişlerdi. Bunlar, Millî Mücadele'nin
güç zamanlarında başardıkları bazı işlerin verdiği şımarıklıkla
bulundukları bölgelerde sivil memurları diledikleri gibi
azlediyor, değiştiriyor, kendilerine göre atamalar yapıyorlardı.
Batı Cephesi, tek komuta altında örgütlendikçe, düzenli
kuvvetler haline geldikçe, Ethem ve kardeşlerinin huzurları
daha da kaçıyor, Batı Cephesi yanında Ankara Hükûmeti'ne,
hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne dil uzatmaktan çekinmiyorlardı.
Artık tutumları, millî hükûmete karşı bir isyan halini almıştı.
Durum gerçekten nazikti.
Binbir emek ve fedakârlıkla kurulan düzenli orduda emir
ve komuta birliğini temin bakımından bu sorunun, kesin şekilde
çözümlenmesi gerekiyordu. Zira Ethem müfrezesi ordu içinde
kaldıkça hiçbir zafer kazanılamayacağı gibi, aksine bu âsi
kuvvetler her başarıda orduya ayakbağı olacaktı. Bu sebeple
hükûmet Çerkez Ethem kuvvetlerinin ortadan kaldırılmasına
karar verdi.
29 Aralık 1920 günü Batı
Cephesi Komutanı İsmet Bey'le Güney Cephesi Komutanı Albay
Refet Bey, Çerke.z Ethem ve kuvvetlerini ortadan kaldırmak
üzere ileri harekete geçtiler. Kütahya yörelerinde bulunan
Çerkez Ethem kuvvetleri, Batı Cephesi kuvvetlerin Kütahya'yı
işgali üzerine Gediz'e çekildi. Millî kuvvetler, âsileri
takiple 5 Ocak 1921 günü Gediz'i de işgal edince Çerkez
Ethem müfrezesi Simav yönüne çekilmek mecburiyetinde kaldı.
İşte şimdi Millî Mücadele'nin
en dramatik anları yaşanmaktadır. Batı Cephesi kuvvetleri
Çerkez Ethem isyanını bastırmak üzere, eski harp mevzilerinden
çok uzaklaşmışlar, Gediz'e kadar ulaşmışlardır. Çerkez Ethem'i
takip sebebiyle cephelerin boşaltıldığını, askerlerin mevzilerden
uzaklaştığını haber alan Yunanlılar, içinde bulunduğumuz
bu iç buhranı, Ankara Hükûmeti'nin bu çetin ve zor ânını
kendileri için büyük bir fırsat bilerek 6 Ocak 1921 günü
hem Bursa, hem Uşak cephelerinden sür'atle ileri yürüyüşe
geçtiler. Amaçları, Türk kuvvetlerini, zayıflayan mevzilerinde
âniden bastırıp mağlup etmek, bu suretle Eskişehir ve Afyon'u
ele geçirerek kendilerine Ankara yolunu açmaktı. Bu plan
gerçekleştirildiği takdirde, henüz sekiz aylık millî hükûmeti
doğduğu yerde boğmak, kolayca ortadan kaldırmak güya mümkün
olacaktı.
Düşmanın, taarruz hedefi
olarak seçtiği Eskişehir de, Afyon da askerî yönden önemli
kavşaklardı. Bu şehirlerimizin elden çıkışı, önemli demiryollarının
da düşman eline geçmesi demekti. Hele, Bursa ve Uşak Cephelerinden
ilerleyen düşman kolları, Kütahya önlerinde birleşme imkânı
bulursa, Çerkez Ethem'e karşı geride bırakılan kuvvetlerimizi
de arkadan vurabilirdi. İşte mağlubiyetimiz halinde ortaya
çıkacak korkunç tablo bu idi.
Düşman taarruzu i1e gelişen
bu kritik durum üzerine, Batı ve Güney Cephesi komutanları
vaziyeti görüşerek, ister istemez Çerkez Ethem'in takibine
ara vermeyi ve Kütahya ve Gediz'e kadar gelmiş olan kuvvetlerimizin
büyük kısmını vakit geçirmeksizin İnönü ve Dumlupınar mevzilerine
sevketmeyi kararlaştırdılar. Ancak Batı Cephesi kuvvetlerinin
şimdi bulundukları Gediz ve Kütahya yöreleri ile İnönü mevzileri
arasında 3 günlük bir yol vardı. Eğer Yunanlılar, bizden
daha önce İnönü mevzilerine ulaşabilirlerse mukavemetsiz,
Eskişehir'e kadar yol almış olacaklardı. O halde yapılacak
iş, son sür'atle İnönü mevzilerine yetişerek ilerleyen düşmanı
burada durdurmak olacaktı. Bu amaçla Çerkez Ethem ve kardeşlerine
karşı bir kısım kuvvet, Kütahya yöresinde bırakılarak, geri
kalan kuvvetler İnönü mevzilerine hareket ettirildi. Keza
üç misli düşman kuvvetine karşı İnönü mevzilerini da- ha
da takviye etmek üzere, Ankara'da yeni kurulmakta olan 4.
Tümen de Cepheye çağrıldı. Ethem'in takibine ara vererek
Kütahya'dan hareket eden 11. Tümen de 9 Ocak sabahı, İnönü
mevzilerine varmıştı.
Öte yandan Yunanlılar sürâtle
ilerleyerek, 8 Ocak 1921 günü Çivril ve Pazarcık'ı, 9 Ocak
sabahı da Bilecik ve Bozüyük'ü işgal ettiler. Fakat bütün
bu işgallere, güç şartlara, iki ayrı düşmanla savaş mecburiyetine
rağmen sonucun zaferle biteceği hususunda başta Atatüxk
olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı.
Atatürk, 8 Ocak 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden
şunları söylüyordu: "Efendiler! Dahilde ve hariçteki düşmanlarımız
ister çok, ister az olsun, faaliyetlerinin genişliği ne
olursa olsun, kesin başarı, son başarı meşru bir ama izleyenlerde
olacaktır."
I. İnönü Muharebesi, 9 Ocak
1921 günü öğleden sonra Yunanlıların Bozüyük yönünden şiddetli
taarruzu ile başladı. Ufak bir köyden ismini alan İnönü,
şimdi Türk Kurtuluş Savaşında dönüm noktası olacak bir muharebeye
sahne oluyordu. Ve yıllar sonrâ bu muharebeyi idare eden
komutana, Atatürk tarafından "İnönü" soyadı verilecekti.
Muharebenin ilk günü Batı
Cephesi kuvvetleri ile Yunanlılar arasında çok çetin çarpışmalar
oldu. Yunanlıların her taarruzu, karşı taarruzla cansiperane
püskürtülüyor, ilerlemelerine imkân verilmiyordu. Anlaşılan
düşman, umduğunu bulamamıştı. İnönü mevzilerinde boş cepheler
yerine, Türk kuvvetlerinin piyade ve topçu ateşiyle karşılaşmaları,
onlar gerçekten şaşırtmıştı.
Muharebe,10 Ocak günü de
sabahtan akşama kadar bütün şiddetiyle devam etti. Bu sabah,
Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey de Gediz'den muharebe
meydanına gelmiş, savaşı bizzat ateş hattında idareye başlamıştı.
Bir ara bir alay kadar düşman kuvveti, mevzilerimizdeki
bir boşluktan istifade ederek Batı Cephesinin karargâhı
bulunan İnönü istasyonunun kuzenine kadar sokulmaya muvaffak
oldu. Bu kritik vaziyet karşısında cep- he karargâhı istasyondan
alınarak sür'atle İnönü köyüne nakledildi ve cephenin bu
kesimi kuvvet kaydırarak takviye edildi.
Askerlerimiz bugün de, aralıksız
devam eden düşman taarruzlarını, bir an gerilemeksizin göğüslüyorlar;
Yunanlıların ilerlemesine imkân bırakmıyorlardı. Şüphesiz
ki ordumuz, bu taarruzlar karşısında ağır zayiat veriyor;
ama canından aziz bildiği kutsal vatan topraklarını her
ne pahasına olursa olsun, savunmadan geri kalmıyordu. En
nihayet tükenen, gücü kırılan düşman oldu. 2 gündür devam
eden taarruzlarından bir başarı elde edemediğini, edemeyeceğini
anladı. Artık bu safhada onlar için yapılacak bir şey vardı:
Geri çekilmek! Gerçekten Yunan kuvvetleri,10 Ocak 1921 gecesi
verdikleri kararla 11 Ocak günü sabahından itibaren Bursa
yönünde geri çekilmeye başladılar.
Bu zafer müjdesi üzerine,11
Ocak 1921 günü Atatürk, Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet
Bey'e şu telgrafı çekiyordu: "Bu başarının, mukaddes topraklarımızı
düşman istilâsından tamamen kurtaracak olan kesin zafere
hayırlı bir başlangıç olmasını Allah'tan diler, Batı Cephesinin
bütün subay ve erlerini kazandıkları bu zafer dolayısıyla
tebrik ederim".Gerçekten I. İnönü zaferi, Atatürk'ün ifadesiyle
kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmuş, onu II. İnönü,
Sakarya, 26 Ağustos ve 30 Ağustos gibi daha büyük zaferler
izlemiştir.
Artık sıra, Çerkez Ethem
kuvvetlerinin de bırakılan yerden takibine gelmişti. Sür'atle
ileri harekata geçinerek bu âsi kuvvetlerde tamamen ortadan
kaldırıldı. Çerkez Ethem ve kardeşleri son çare olarak Yunanlılara
sığındılar. Bu isyanın bastırılması ile artık millî orduda
emir ve komuta birliği de tam olarak sağlanmış oldu.
I. İnönü zaferi içerde ve
dışarda büyük etkiler yarattı; büyük siyasî gelişmelere
sebep oldu. Bu zaferden sonradır ki, ümitsizlikler boğulmuş,
yeni kurulan devlet, sarsılmaz temeller üzerine oturmaya
başlamış, 20 Ocak 1921 günü ilk Anayasamız, Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nde kabul edilmişti. Yine bu zaferle içerde
asayiş ve güven sağlanmış, muntazam ordu kurma çalışmaları
daha da kolaylaşmıştı.