MANAS'IN
ÇOCUKLUĞU (II.
Bölüm)
"Bu Çinli ve Kalmukların askeri çokmuş. Bunlar bize saldıracaklarmış.
Neskara gördüğünü diri yutan dev imiş. Bunlara at, kız hediye edelim, hayvan ve
altın hazırlayalım" dedi Cakıp.
"Ey baba, düşmanı
gördüğüm zaman böyle korkup duruyorsun. Yüreğin sökülüp alınmış gibi. Artık
korkma! Canını sıkma. Yaşadığım halde halkımı nasıl onlara tutup vereyim.
Kaderimde varsa oktan öleyim. Kara canı esirgemeden mücadele edeyim. Bu kudurmuş
Kalmukların yiğitliğini deneyeyim. Cezasını vereyim" dedi manas.
Manas'ın fikrini
Akbalta destekledi, komşu Türk kabilelerine, altı günlük mesafedeki Kazaklara
haber gönderdi.
Neskara'nın aç kalan altı bin askeri yolunu şaşırıp
Cakıp'ın kışlağı olan Keng-Aral'a geçerek yoldaki Moğolların yurdunu basıp, on
bin at ele geçirmişlerdi. Sayıları beş yüze varmayan Moğollar "nereden çıktı bu
haydutlar, ya savaşmanın yolunu bilmiyorlar, ya da küstahlık ediyorlar" diye
onların peşine düştüler.
"Hey, siz kimsiniz?
Düşmanınız olan kim?" diyerek hayvanlarını çaldıran Moğol beyi Caysangbay at
üzerinden bağırdı.
Dil bilen Sart
Basangkul seslendi:
"Hey, Cakıp Bay'ın
avulu nerede? Onu arıyoruz"
"Hey, o Kulan yaylasında. Onlar için mi
bizim hayvanlarımızı soyup götürüyorsunuz? Onlar çöpünü yedirtmeyen kötü
insanlardır. Öç alacaksanız onlardan alınız, hayvanlarımızı geri verin."
Atları çok olan
kurnaz ihtiyar Cakıp, oğlunu saklayıp, yolumuzu sapıttı, hile yaptı, bunun
atlarını geri verip, Cakıp'ı yakalayalım diye Neskara bir çare düşündü.
"Hey, hayvanlarına
dokunmayacağız. Buraya gel. Bize Cakıp'ın oğlu Manas'ı bul," diye Basangkul,
Caysang'ı çağırdı.
"Bunca insan
arasında yol bilen biri yok muydu? Yol bilmeden orda yönetilir mi? Hey, at ve
avulumu yağmalamasan bile Manas bahadıra dokunmam."
Basangkul,
Caysang'ı yakalamak için onu kovalamıştı. Moğol'un okçusu yay ile Sart'ı
düşürdü. Sanagkul'un öldüğünü gören Neskara, Moğollara saldırdı. Çinlilerin
askeri kalabalık olduğu için Caysang dayanamadan avuldan çıkıp kaçtı.
Neskara Moğolların avulunu yağmaladı. Erkeklerin başlarını kesti, on beş
yaşındaki kızlardan yüz otuzunu, kara kaşlı güzel gelinlerden iki yüzünü seçip,
ganimet olarak alıp develerini bağırtarak, eşeklerini anırtarak yola koyuldular.
Cakıp haber
verdikten sonra, davul çalındı, Kırgızlar toplu olarak ayağa kalktı. Cakıp'ın
avuluna sığınan Altaylı Türklerden, katılan her kabileden ordu kuruldu, Akbalta
askerbaşı oldu.
Manas'ın yönettiği
altı yüz kişilik ordu dağ geçidinin ağzında Neskara'nın önünü kesti. Birden bire
çıkan toplu haldeki ordu, Neskara'nın altı bin dörtyüz askerini şaşkına çevirdi,
onlar arkalarına bile dönemeden kuşatıldı.
Manas'ın ordusu Kalmuk için
Çin'in arasındaki hudutta Neskara'yı yarım gün tuttu, sonra Altaylı Türkler,
Kazak, Nayman, Moğol, Uyşunlardan oluşan büyük bir ordu ile Manas'a yardım etmek
için geldiler. "Ya ölürüm, ya görürüm... Manas'ın başını Esen Han'a ulaştırayım"
diyen Neskara sinirlendi.
"Ey, Neskara dev!
Kanlı gazanın laneti, andı vardır. Oyunu kuralına göre oynayalım. Teke tek
çıkalım!" dedi. Kök Çologunu mahmuzlayıp ortaya çıkan beyaz sakallı Akbalta.
Çinlilerden
Dang-Dang adlı pehlivan Ularboz atını oynatıp, ucu pulat mızrağını uzatıp, kazan
kadar olan gürzünü eline alıp ortaya çıktı.
Kırgız tarafından Moğol'un
yaman bahadırı olan Künös pehlivan gürzünü sürükleyip böğürerek ortaya çıktı.
İki bahadır mızrak oynatıp birbirlerine uçaktan saldırdılar. Taraflar
birbirlerine üstün gelemeden dayanıştılar, mızraklardan kendilerini çekemediler.
Gürzlerini düzeltip kükreşek vuruştular. Gürzleri ellerinden çıktıktan sonra onu
almak için eğildiler. Dang-Dang pehlivan atının ayağı yere saplanan zavallı
Künös'ü kuşatıp yere vurup düşürdü. Künös öldü. "Kuvvetli devinizi öldürdüm.
Şimdi eceli gelen çıksın" diye Dang-Dang ensesindeki saçları düğümleyip atını
ortada oynattı.
Bunu gören yiğit
oğlan Kökçö Bahadır bağırarak meydana doğru fırladı:
"Hay, hay, oğlum
bir dakika, dur!" diye Aydar Han oğlunun atının dizginini tuttu, "sen daha
küçüksün, pehlivan gücüne ermedin, on altı yaşındasın vazgeç oğlum bu işten! Onu
bana bırak, kafire ben saldırayım."
Kökçö babasının sözünü kıramadı,
atının başını çevirip üzüntülü halde yerine döndü.
Soylu Aydarhan,
Altay Kazak halkının hakiki bahadırı idi. Eline mızrağını alıp atını
kamçılayarak Dang-Dang'a bütün gücüyle saldırdı. Aydarhan, Dang-Dang'ın uzattığı
mızrağına vurarak bu Çinli deve mızrağını sapladı.
Bu esnada
Çinlilerden Küdöng adlı pehlivan Aydar Han'a saldırdı. Baktı ki, o canını
avucuna almış, hırsa kapılmış, Aydarhan, Küdöng pehlivandan kaçtı.
Bunu gören Manas,
tahammül edemedi, elindeki bayrağı Akbalta'ya verip Akkula atını dolu dizgin
koşturarak Küdöng'e yöneldi. Yetiştiği yerde Küdöng'ü kalpak gibi uçurup ezerek
geçti.
Onların Irangsoo adlı pehlivanı Manas'a doğru mızrak fırlattı.
Manas onu bir vuruşa devirdi. Yere düşen, uçuruma başı saplanan Irangsoo'ya
mızrağıyla vurduğunda, onun kanları fışkırdı. Çinlilerin attığının vuran
nişancısı Manas'a ok attı. Bunu gören Er Manas ikinci yayı çekinceye kadar
kılıçla Şangmusar'ın kellesini uçurdu. Yaralanan atını bir kenara çekerek amcası
Bay'a verdi. Bay dua etti.
Manas Manas
olduktan, Manas adını aldıktan beri yaşı on üçe gelinceye kadar bunca düşmanı
yenmemişti. Bu kadar kan dökmemişti, bu kadar öfkelenmemişti, bu kadar düşmanın
hakkından gelmemişti.
Geleceğim yere
geldim, beklemediğim şeylere ulaştım diyerek şimdi Er manas gelmesini arz ettiği
Neskara'yı bekledi.
O zaman karşısına çıkanı sağ bırakmayan, yaşı on
dokuzda olan Neskara, Türk oğluna düşman idi. Saçları dağınık, çakır gözlü,
yassı burunluydu, burnun her deliği on iki Şibe, Kırk Moğol girip oba
kurabilecek kadar büyüktü. Dev Neskara, Çabdar'ı kamçıladı.
"Sen Kırgız oğlu
isen, bende Çinli oğluyum, benim neyim eksikmiş, canına okurum, kanını içerim"
diye Neskara dağ geçidini sarsacak şekilde bağırıp hakaret yağdırarak hücum etti
"sen önce Maceslerle savaşıp şımarmışsın. Şimdi Neskara'nın yiğitliğini bir
gör."
"Piç kafir. Seni
cehenneme göndereceğim, Kırgızları yok etmek mi istiyorsun yok edecek bahadır
sen misin! Oyacağım gözünü, sökeceğim ödünü", diye Er manas Ak-kulasını
kamçıladı. Manas'ı gizli kötülüklerden koruyan gökte bulutları açarak uçan Alp
Kara Kuş idi. Ejder gibi, büyüyen, arslan gibi heybetli Er Manas dövüşmeyi
öğrenmişti, gittikçe kuvvetleniyordu. Manas'ın heybetinden korkan elli dev kaçıp
çıkarken, Neskara sinek kadar canından umudunu kesip, atını kamçılayarak
askerlerinin etrafında dolaştıktan sonra kaçtı.
Gökyeleli Manas "kaçanı
kadınlar bile yener, halin bu muydu Neskara, sana dünyanın kaç bucak olduğunu
göstereyim" diyerek beyaz mızrağını sıkıca tutup ardından fırlattı.
Çabdar şeytan gibi
uçan hayvan idi, altı bir askerli altı defa dolaştıktan sonra kaçtı.
Manas, Ak-kula'yı
seke seke koşturup kaçan Neskara'yı yakalamak için peşinden gitti.
Kaçan Neskara,
kendi kendine söylüyordu:
"Dünya kurusun. Esen Han'ın beni kandırıp
ölüme gönderdiğini niye anlamadım? Çinlilerin kutsal kitabındaki "Manas hiçbir
düşmana yenilmez" sözüne niye inanmadım? Muhatabımla dövüşmedim, yediğim aş oldu
mu?"
Neskara
askerlerinden uzaklaşarak kara yola girdi, o Pekin'e doğru kaçarken gözleri ateş
gibi kızardı, tüyleri ördek gibi uzadı. Ak-kula ile koşmakta olan Manas adıl er
yiğit arkasından yetişip altın kemerin kenarına, omuzuna sırlı mızrağını vurdu.
Sırlı mızrak devin omuzuna saplanmış olduğu halde sallana gidiyordu.
Neskara atını
yukarı çekti, yorgun düşen ak-kula yokuşta Manas'ı üzerinde uçuyordu.
Çok değişik olan yürük Çabdar ak bulutlu göğün altında biten otların
üzerinde uçuyordu.
Yeri dibine girsen
de sonunda sana ulaşacağım diye Manas inatla kovalayarak gidiyordu. Manas dağ
sırtına geldiğinde, babası Cakıp Tuuçunak'ı koşturup, uçan kuş gibi hızla ona
yetişti.
Dur oğlum, dur! -
diye Cakıp yalvararak arkasından koştu. Çin askeri Neskara kaçtıktan sonra,
önderleri öldükten sonra yenildiklerini kabul ettiler. Boşuna çabalama, Manas
nefes aldı ve ordusunun yanına döndü Neskara'nın ordusu, Manasın hükmü altına
girdi, bayrakları indirildi. Moğolların Neskara'nın askerinin içindeki 400
civarındaki Sart'ın malını mülkünü zaptettiklerini duyan Manas çok kızdı.
Ey Moğollar! Sizi
teke mi çarptı? Ya da aklınızı mı kaybettiniz? Para göz mü oldunuz? Esirlerin
malını alarak durumunuzun düzeleceğini mi sanıyorsunuz? Bunu görenler ne
diyecekler? Mallarını mülklerini geri veriniz.
Biz almıştık! -
diye suçlanarak utandı yiğit Umöt.
Kinin varsa,
mertçe, yiğitçe savaşarak yenin, mala mülke aldanmayın, dünya perest olmayın.
Mal toplamak er işi değil! Kızgınlığı yatışmamış manas bağırdı. Mal lazımsa
benden alın. İstediğiniz kadar alabilirsiniz.
Moğol önderleri
görüştükten sonra Cakıp'ın yanına geldiler.
Manas, mertlik edip, bizi
ölümden kurtardı. Ona tabi oluyoruz ve bizi aklıyla yendi. Doğru söz söyledi ve
hatamızı yüzümüze vurdu. Moğol yiğitleri ak gönüllüdür. Düşmanlardan çok çektik.
Dost kim, düşman kim, akraba kimmiş öğrendik, gözümüz açıldı. Siz atalarında
töresi, geleneği olan milletsiniz. Altay'da yolunu şaşıran bir avuç Moğolu,
kanatlarınızın altına alınız. Elinizin altında, hizmetinizde olalım.
"Kendiniz iyi
niyetle isteyerek gelirseniz sizi yadırgamayız. Akraba olmaktan kaçmayız" dedi
Manas liyakatıyla, "yediğimiz tuğ aynı, içtiğimiz su aynı olacaktır. Göğün
altındaki toprakları dağıtmayalım, genişletelim. Bir halk olalım."
Cakıp, Tanrı'ya
sığınıp, ak bozkısrağı kestirdi. .
Neskarad'dan kalan ganimeti Manas ne
yapacak diye kalabalık halk akşama kadar merakla beklediler.
Manas, Neskara'nın
askerleri arasındaki kızlara, kadınlara, ihtiyar ve koca karılara, çoluk çocuğu
dokunan, mal mülkü yağmalayanları kalabalık halkın önünde idam ettirdi. Onların
atlarını, eşyalarının yağma edilen halka eşit olarak bölüştürüp verdi. Altı bin
üç yüz Çinli askerin silahlarını, atlarını ganimet olarak alıp onları serbest
bıraktı.
"Hanınız başını
alıp kaçtı. Sizin canınıza zarar gelmeyecektir, gideceğim derseniz işte yol,
kalacağım derseniz işte yurt. Sizi dövmeyiz, size sövmeyiz. Bize katılıp
tebaamız olursunuz."
Askerlerin yarısı "kendi yerimize döneceğiz"
dediler.
Manas onlara şöyle
dedi:
"Esen Han'a
söyleyin. Göğün altında yaşıyorsak bir gün görüşürüz. O zaman bahadırlar gibi
konuşuruz."
Üç bin altı yüz Çinli asker diz çökerek yalvardı:
"Manas bahadır, sen
Alevke ile Esen Han'ın korktuğu kadar bir yiğitmişsin. Biz seni takdir ettik.
Bizi kabilene al, kabilene girelim."
Avul reisi Akbalta
Kırgızlara katılan Çinlilere başını sokabileceği yer, binebileceği at,
yiyebileceği yemek verdi.
Moğollar
başlarından pek çok kötülük geçmiş görmüş geçirmiş ama ruhunu kaybetmemiş,
çileli bir halk idi. Onların Kuldur adlı reisi Manas'ın önüne geldi.
"Bundan sonra
kökümüz bir parolamız aynı oldu Manas. Genç olsan da kahramanlığına diyeceğimiz
yok, yetişmişsin. Sen yalnız Cakıp'a ya da Kırgızlara değil, Altay'daki bizim
gibi ufak, dağınık halklara da gereklisin. Erkeğin yanında disiplinli bir
ordunun bulunması lazım. Yalnız ağaç, göze çarpmaz. Uygun görürsen her kabile
reisi kırk aileden kırk oğulu çıkarıp sana can yoldaşı olarak verelim. Sen
kendine yakışan uşakları hizmetine al. Onlar her işte senin yanında olsun,
ölümde beraber iman bir olsun, onlar senin kölelerindir. Onlar kuvvetli olursa
sen çınar gibi olursun! Ağabeyim Künös pehlivanın intikamını Neskara'dan aldın.
Sadece Çegambay adında bir şımarık oğlum var. O senin yoldaşlarından,
uşaklarından biri olsun. Yanına al!"
Cakıp avuluna katılan Altay
Türkleri, Kangaylıklar, Moğol, Alçın, Uyşun Argın, Kazark Noygut kabilelerinin
reisleri Kuldur'un sözünü haklı bulup, Manas'a can yoldaşı vermek istediler.
Büyük küçük bir araya gelip antlaştılar.
Manas olgunlaşıp
yaşı on dörde ulaştığında, köpeğini koyuverdi, kuşunu salıverdi, sabahtan akşama
kadar Altay'ı dolaştı, öte tarafta Opol dağı, Kangay'a kadar tepeleri aşıp,
nehirlerden geçip, ormanları dolaştı, avcılığa kendini verip yoldaşlarıyla on
onbeş gün kaybolurdu.
Bir keresinde
Manas'ın yedi yoldaşıyla beraber kayboluşunun üzerinden onbir gün geçmişken
Cakıp'ın gönlü dayanamayarak "onların haberini duyan kimse yok, bu oğula ne
oldu, yaramazlık edip Kalmuklarla tutuşup başı derde mi girdi acaba? Niye böyle
gecikti?" diye yollara baktı.
Kuru geçide
geldiğinde karşısına gökdemirden zırh giyinmiş elinde mızrak tutan, beline kılıç
kuşanmış, omuzuna tüfek asmış bir sürü asker çıkıp Cakıp'ı ortaya aldılar.
"Babasının adı
Cakıp, onun oğlu Manas'ı biliyormusun? Bize kılavuzluk edip onun avlunu götür"
dediler.
Bunların dost
olmadığını sezen Cakıp şaşalamadan onlara sordu:
"Adetimize göre
büyüklere selam verilir, adı, sanı söylenir. Bu adeti bilmiyorsunuz,
nerelisiniz?"
"Konuşma, ihtiyar.
Önce sen kendini anlat?" diye askerler onu kuşattılar "
Adım Berdike. Babam
Türktür. Atalarımızdan beri Altaylıyız. Cakıp'la düşmanız. O Manas'ı yakalayıp
götürseniz bizim için de iyi olurdu. O bize gün göstermiyor," dedi Cakıp
"kendiniz hangi tebaadansınız?"
Anladık ki, Esen Han on bir askeri
seçerek göndermişti. Kalmuklar, Çinliler bu Kırgızlarla dövüşsek dağa, bir de
çöle kaçıp gidiyorlar, bir şey yapamıyoruz, başka çare bulalım demişler. Hakan
Çin'in, Çin-Maçin'in her yerinden becerikli pehlivanlardan on bir yiğidi deneyip
seçmişler. Esen Han şöyle demiş:
Manas'ı bile bile
zehirleyip öldürün! Ya da bağlayarak canlı getirin! Aksi halde geri gelmeyin!".
Askerler
efendimizin gönderdiği adamlarız, elçiyiz diye yola çıkmışlardı.
Cakıp,
askerleri başka bir yola gönderip, kendi avuluna koştu. Cakıp gördüklerini
anlattı, danışmanı Berdike, avul reisi Akbalta, kardeşi Bay ve ileri gelenlere
akıl danıştı.
"Bu Çinli,
Kalmuklar onu sağ bırakmayacak, Manas'a kin besliyorlar. Bir çare düşündüm. Şu
anda Türk oğulları ile Kırgızların kabilesi büyüdü. Düşmanlar yıprandılar.
Avuldaki birisine para ve hayvan verelim. Kan bedelini ödeyelim, kabul ederse,
Manas işte budur diye Çinli ve Kalmuk elçilerini yakalatalım. Böylece huzura
kavuşalım!"
Bu sözü işiten bay,
Cakıp'a derhal karşı çıktı.
"Sözlerine dikkat
et, ciğerim! Babalarımız hayvan satsa da can satmamıştır. Bin insan nasıl olur
da oğlunu pul paraya satar. Bugün Kırgız'ın başına kıyamet koparıp felaket
yağdıran düşman yok. Şaşırma. Altı bir düşmana karşı koyan Manas'a bu on bir
asker ne imiş?
Cakıp'ın aklı karışıp dururken, kırmızı perçemli on bir
asker Manas'ı ortalarına almış olarak geldiler. Manas ise onlara hiç aldırmadan
mağrur duruyordu.
Bunu gören Cakıp
bayıldı, canı manı kalmadı. Konuşamadı.
"Babamı sorarsanız
işte bu kişi" diye, Manas, askerlere Cakıp'ı gösterdi.
"Hey, biraz önce
bizi yoldan saptıran odur, yakalayın! Diyen askerler Cakıp'ı gösterdiler "Piçin
başına deri giydirin"
dört asker vakit kaybetmeden Cakıp'ı yakaladılar.
Cakıp'ın sözünü
dinlemeyen askerler, onun ellerini bağladılar.
"Ey askerler, ne
yapıyorsunuz? Yeter! Hanın adamı iseniz terbiyeli olun! Söz dinlemeden ona ne
yapıyorsunuz? Beni kızdırmayın!" diye Manas babasını kurtarmak istedi, askerler
bağırıp çağırdılar.
"Onun kendisini
bağlayın" diyen askerler Manas'a hücum ettiler.
Manas öyle hiddetlendi
ki, gözlerinden ateş çıkararak dördünü birden yakalayıp gömlek gibi salladı,
kaldırıp yere vurdu, kendine asılan altısını yere yıktı, ikisini bir eliyle
birleştirerek tuttu.
"Söz dinlemediniz,
bunu hakettiniz. Hanınız erkekse gelsin, gücünü göstersin, ondan korkacak kimse
yok. Gidip bunu söyleyin."
Manas yarı canlı
kalan askerlerden kırmızı perçemlerini koparıp kendilerini salıverdi. Manas'ın
yanında duran delikanlılar onlarla alay ederek askerlerin atlarının
kuyruklarını, yelelerini kestiler.
Cakıp Bay ocağını
yeniledi. İkinci Hanımı Bakdöölöt bir oğlan doğurdu, "Manas"ımın dayansa dağı,
eğilse direği olsun" diye adını Abike koydu.
Cakıp Bay ocağını yeniledi.
İkinci Hanımı Bakdöölöt bir oğlan doğurdu, "Manas"ımın dayansa dağı, eğilse
direği olsun" diye adını Abike koydu.
Cakıp Bay'ın sadece
hayvanları değil, soyu da çoğaldı, avulu genişledi, otlağı uzadı. Komşusu
Kalmuk, Tırgot, Moğollar ile yerleri paylaştı, hudutları sağlamlaştırdı, taş
koyup üzerine yazı yazdırdı, kağıda mühür bastırdı, herkes kendi yerine sahip
oldu.
Altaydaki yüksek
dağların etekleri çok güzel yerler idi. Kuzeyinde Altın Köl güneyinde Barköl
olup buralarda kayberen kuşu çok bulunurdu. Bahadır Manas avlanmaya çıktı.
Yanında kırk boz oğlan vardı. Bir o kadar da yoldaş buldu. Av kuşunu beraberinde
götürdü, canı sıkılırsa ceylan avlamak için yay da aldı, karakuşları da vurup,
gönlünce eğlenmek istedi.
Manas ve arkadaşları Çarkastan'ın çukuruna
çadır dikip keçe evi kurdular, boz oğlanlar atlarını oynatıp yarış düzenlediler.
Köpeklerini bıraktılar, yay çektiler, kuşlarını salıverdiler, sungur kuşu oyunu
oynadılar, kurt, tilki, mavi tilki avladılar. Güreş düzenlediler, ip çekme oyunu
düzenleyip yarıştılar.
Laf lafı açtı,
çocukların birisi büyük adam gibi konuşmaya başladı.
"Biz de elimize
mızrak alıp, kılıç tutup dövüştük. Yiğitliğimiz kalmamışsa gençliğimiz de bitmiş
demektir. Arkadaşlar artık kendimizden bir bey veya Han seçip kendimize baş
yapmaya ne dersiniz? Ona itaat edip, dediğini yerine getirelim, böyle birlik
olmazsak olmaz!" dedi Çegebay. "Hanginiz bunu desteklersiniz?"
"Hey,
Çegebay'ın dediği doğru" diye boz oğlanlar bu teklifi birden kabul ettiler. "Han
seçelim. Onu süsleyelim, töreler göre muamele edelim, fırsat gelmiştir.
Geciktirmeyelim."
"Öyleyse kimi
seçelim? Şartı nasıl olsun?" dedi Aydarkan oğlu Er-Kökçö.
İyi düşünceli, sözü
geçen Salamat oğlu Aynakul Han seçimini yönetti.
"Bana kalırsa, bir
şart koymak lazım. Hepinize şöyle bir şart koyuyorum: Kim Han olmak istiyorsa
onun bindiği atı derhal kurban keselim. Tamam mı? Hadi cesur olan çıksın?"
Biraz önce yaygara eden çocukların hiçbirisi ben atımı kurban keseyim
diyerek öne çıkmadı.
"Hepiniz zengin
çocuklarısınız. Şu kadarcık bir işe de yaramazsınız. Han olacak kimse için bir
atın lafı mı olur? Babanızın oğlu değilmisiniz!" diye Aynakul taşı gediğine
koydu. "Hani, erkek olan kim?"
Çocuklar suskun
dururken Aynakul "Han olup atını kesebilir misin?" diye Mançu'dan Şakundu'ya,
Oşpur'un oğlu Nazarbek'e Askar'ın oğlu Cabakı'ya, Aydarkan'ın oğlu Kökçö'ye,
Karakoco oğlu Kaldar'a Anzar'ın oğlu Koyon'a sordu, hiçbiri atını vermeye
yanaşmadı.
Sonunda Aynakul, çocukların en küçüğü olan on beş
yaşındaki Manas'a sordu.
"Cakıp Bay'ın oğlu
Manas beğ sen ne dersin" "Atını kesip Han olmak, halkımızın adeti
değildir.
Eğer canınız et
yemek istiyorsa Ak-Kulan'ı keseyim. Bunu sizden esirgemeyeceğim, atı buraya
getirin."
Bunu duyan Çegebay
yaygara etti.
"Ak-kula zayıflamış, kemiği kalmış. Bir lokma et çıkmaz,
onu kurtlar da yemez. Cakıp Bay'ın semiz kısrağını ben kullanıyordum. Manas
verirse onu keselim."
"O zaman kısrağı
kurban keselim " dedi Manas.
Çocuklar Manas'ın
önünde boz kısrağı kurban kestiler. Etini büyük kazana koydular. Manas'ı
teğeltinin üzerine çıkardılar, on eyeri bir araya toplayıp, altın tahtın diye
onu oturttular, yanına gök bayrak diktiler.
"Hanımız Manas"
diye bağırdılar.
"Hanımızı Tanrı
korusun!"
"Var ol Manas!"
"Geniş bozkırın
kurdu ol, Manas." Çocuklar bağırıp Çarkastan'ı sarstılar.
"Han'a destek
olalım! Manas'a uşak olalım! Sözünü dinlemeyenler Altay'dan gitsin, Kalmuklara
gitsin!" diye sıraya geçip başlarını eğip duran çocukları gören Manas kahkahayı
bastı. O Han kaidesini yerine getirdi.
"Kendiniz beni,
kaçsam da Han yaptınız. Şimdi söylediğim söz söz olsun, hepinize kolay gelsin!
Yarın Altaydan öteye geçeceğiz. Kalmuklara kadar yolları yoklayalım. İyi yerleri
bulalım. Büyükleri rahatsız etmeyelim. Yolun durumunu görelim."
Ondan beri Manas'ın
bir dediği iki olmadı. Ertesi gün seksen delikanlı Altay'ı aşarak yol yürüdü.
Güzel yerleri gördüler.
Manas iki çocuğu Kalmuk ve Çin taraflarına bakıp
gelsinler diye bir günlük yola gönderdi, tepelere nöbetçi
koydu.
Gürleyerek akan Urkul nehri boyunca üç yol kavşağında, katmer
katmer ormanda, üzerinde bir yuva bulunan bir çınarın dibinde altı gün vaziyeti
yokladılar. Yedinci gün Manas'ın gönderdiği çocuklar geri dönüp malumat
verdiler. Esen Han'ın yük yükleyen kırk beş deveden oluşan kervanı, altı şive,
on Uygur, on Kalmuk mahiyetinde gelmekteydi. Dokuz yüz asker Nuuker adlı bir
bahadırın yönetiminde arkasında geliyordu.
Nuuker, bir gruba
rastladığında asker olsa öldürün, çocuklar ise sürüp gelin diye denenmiş yüz
askeri gönderdi. Alana sığmadan coşarak akan Urkul nehrinin kıyısına geldiler.
Nehirden geçemeyen askerler kıyıda şaşırıp çocukların alayına maruz
kaldılar.
"Göreceksiniz,
nehirden geçersek gözünüzü çıkaracağız" diye bağırdılar.
Sonunda bir
haberci, Nuuker'e gelip "Nehir kabarmıştır, insan geçebilecek gibi değil" dedi.
Askerbaşı emir verdi: "Ölen suda temizlenir, diri kalan o kıyıya çıksın."
Suya giren yüz kişinin yirmisi boğulup gitti, geri kalan sekseni
sürüklenerek ıslak halde Manas'a ulaştılar.
Askerlerin,
büzülmüş, üşümekten titreyen halini gören çocuklar at üzerinde kıs kıs gülmeye
başladılar.
"Nereden gelip
nereye gidiyorsunuz? Kılıcı niye taşıyorsunuz?" dedi asker başı patlayarak.
"Görmüyor musunuz?
Elimizde kuş, tazı, belimizde kılıç kuşanarak avlanan çocuklarız. Ya siz
kimsiniz?" dedi Manas.
"Çin Hakanının
halkıyız. Askerbaşı Nuuker sizi sürüp getirmeye gönderdi."
"Ee,
Nuuker'in bahadırları açık söyleyin. Kiminle dövüşmeye geldiniz. Kiminle dost
olmaya gidiyorsunuz?"
"Öff, bizim dosttan
çok düşmanımız vardır. Düşmanın kim olduğunu Nuuker anlatır."
"O zaman söz ve
töre bilmeyen imişsiniz" dedi Manas kamçısıyla yere vurarak.
"Hey, bu şımaran
Kırgızın sözü zehir imiş" diye askerbaşı Manas'a atılarak "önce onu götürün."
"Ey, beni sürüp
götürecek olan sen misin?" Manas keskin kılıcıyla hiç tereddüt etmeden askerin
başını kesti.
Seksen asker birden Manas'a saldırdı. Manas kıpırdamadan
kenarda durdu. Askerleri, çocuklar imha ettiler.
Manas sanki hiçbir
şey olmamış, hiçbirşey görmemiş gibi seksen çocukla beraber kaldığı yere gelip
rahat bir şekilde geceledi.
Yüz askerden bir
haber alamayan Nuuker ordusunu sürerken kara nehire rastladı. Manas ve
arkadaşları nehirin öteki kıyısında durup Nuuker'in askerlerini saydılar.
"Ormanın her yerine
ateş yakalım. Askerlerimizi çok gösterelim." Manas her tarafta alev alev ateş
yaktırdı.
Ertesi gün Nuuker, kavak ve söğüt kestirip sal yaptırdı,
adamlarını suya sürdü. Dört salla suya girenler birbirlerine çarpıp pek çoğu
suda boğuldu.
Nuuker'in askerleri
Manas'ı kuşattılar.
"Siz hangi halkın
çocuklarısınız?"
"Hey, ecdadımız
Türktür. Atamız Tüböy Han'dır. Dedem Nogoy, babam Cakıp'tır. Adım Manas" dedi.
Manas rahat bir şekilde.
"Elinin körü,
Kırgızlar, bizim aradığımız sizsiniz!". Kımkar adlı pehlivan kılıcını çıkarıp
bağırarak geldi.
"Bu düşmanla
dövüşmek kolay değil, onlara dokunmadan sağ salimken eve dönmeyelim mi" dedi
Kökçö.
"Hey, akılsız, Kökçö ciğerim. Eceli gelmeyen ölmez. Han taht
üzerinde ölmez. Askerin çokluğundan korkma. Saçma sapan konuşma! Atlanalım Manas
hazırlanıp tek başına çıkmak üzereyken Aynakul önünü kesti.
"Manas! Ey sen
Hansın! Han rahat durur!"
Bu esnada Manastan
küfür işiten Kökçö, Kımkar denen askerle dövüşüyordu. Kökçö mızrağıyla Kımkar'ı
Kök katırdan devirdi.
Bolcong adlı
bahadır beklenmedik bir anda Kökçö'ye vurmak üzereyken bahadır Manas onu yayla
gebertti.
Bunu gören Nuuker, tahammül edemedi, atını kamçılayarak
Manas'a doğru geldi. Manas da korkmadan atına vurarak Nuuker'e doğru
geldi.
"Hey, sana
söylemedim mi Han Manas, sen seviyeni korumadan niye düşmanla dövüşeceksin ki.
Dur! Onu bize bırak" dedi Kökçe şaşırarak.
Bu sırada Kökçö'ye
doğrudan saldıran Nuuker, n'r' atarak onu attan tutup indirdi. Elindeki Kökçö'yü
taşa vurmak üzereyken, Manas Ak-kulasını kamçılayarak yetişip geldi ve Nuuker'i
omuzundan tutup yukarıya dimdik kaldırdı. Kökçö, Nuuker'in elinde, Nuuker
Manas'ın elinde dimdik dikilerek gidiyordu. Nuuker'i atın yelesine koyup baktı
ki, Kökçö'nün eli Nuuker'in böğürüne yapışıp kalmıştı.
Manas Nuuker'in
başını kopardığında çocuklar Manas diye haykırarak gevşeyip kalan askerlere
saldırdılar.
Dağlar da Manas,
Manas diye haykırdı.
Ormanlar da Manas, Manas diye seslendi.
Aydıng köl'ün
kenarı. Göl, mavi buz gibi parlıyordu, bulutlara değen muhteşem sivri dağların
göçü geliyordu.
Ak Otağdan çıkınca
göklere doğru yükselen Ulu dağın, güneş ışığında kırmızı renk alan çarpık
tepeleri, ateş gibi kızarmış bulutlar, mavimsi dağlar gözüküyordu. Gökyüzünde
ufak parçalara ayrılan, köpük gibi köpüren, şekilden şekile giren bulutlar
vardı.
Bu yaşamın ulu
gününde, güneş dağ arkasından çıktığında, Altaydaki Kırgız Cakıp'ın avulunda
zurna ve davul çalındı. Tek davul çalınırsa, kötü haberin işareti diye halk
teleşlanır, korkudan ödü kopardı. Zurnanın çalınması, iyiliğin işareti idi.
Sabah erkenden çalının yulaflı zurna sesi dağı neşelendiriyordu.
Bugün Cakıp'ın
avulunda büyük işler vardı. Obadaki tepeye K'şgar halısı konmuş Noygut, Totu ve
Sartlardan haber geldi. Öğlene doğru yurt reisleri gelecektir" dedi. Akbalta'nın
yardımcıları "Türk kardeşlerimizin hepsi gelecek."
Güneş tünekten
köşedeki keçe yüzüne düştüğünde, haberdar edilen salabetli avu reisleri,
beyzadeleri Cakıp'ın beyaz evine gelip toplandılar.
"Ey milletim,
hepimizin çektiği sıkıntıyı anlatmak istiyorum. Tanrı yardım ettiği için beli
bükülen halkımız yeniden belini düzeltip kuvvetlendi. Köklerimiz yayıldı,
dallarımız tomurcuk bağladı. Az da olsa askerimiz var. Bize sataşanlara gücümüzü
gösterdik. Şimdi etrafımızda düşman var. Bakıp durmayalım. Uyanık olalım.
Kendimizi muhafaza edelim. Babamız Nogoy gibi bir gün felakete kalmayalım.
Eskiden babalarımızın sarayı, Hanı, bayrağı vardı. Halkın kuvveti, Hanı olması
gerekir. Eğer uygun görürseniz halka sahip çıkacak, ülküsü olan birini Han
yaptım" dedi Akbalta.
"Aferin size. Çok haklısınız."
"Bilge gibi
konuştun. Han soyundansın, Akbalta".
"Yaşa Akbalta" diye
bağırdı millet.
Gürültü kesildikten
sonra aksakallar sohbete başladılar.
"Kalan sözü
aksakalımız Berdike söylesin" dedi Akbalta halka hitaben.
Avulun en akıllısı
olan Berdike aksakalını sıvazlayarak gelenlere baktı.
"Altay'ın kabile
reislerinin tamamı ve Türkler bir araya geldik. Altı şehir halkı hep bir
aradayız. Hangi erkeğin erkeği, bahadırın bahadırı, yiğidin yiğidi, aklıyla yol
bulan, sözüyle sır çözen, kılıcıyla düşman kesen ben han olacağım diye meydana
çıkacak"? Kalabalık karşısına "Han olacak işte benim" demeye cesaret eden,
bileklerini sıvazlayıp göğüs geren kimse çıkmadı.
Halk bekledi,
aksakallar yere baktılar, yiğitler suskun suskun durdular.
"Bugünkü ufak
dallarımız yarın çınar olacaktır. Bu yavrular arasından Han olacak kimse yok
mu?" dedi Berdike çukurlarda oynayan, dağlarda dolaşan çocuklara bakarak.
Çocukların içinde
Salamat'ın oğlu Aynakul söz söylemede usta idi; kalabalık halka doğru
çevrildi:
"Millet, atalar,
geçende seksen çocuk avlanmaya çıktığımıza, boz kısrağı kesip Manas'ı kendimize
Han yapmıştık. Bizim seçiğimiz han size yarayacak mı, bunu bilmediğimiz için
suskun duruyorduk."
"Bu yaramazın
söylediğini duydunuz mu millet?" dedi Berdike neşeli bir şekilde "Gençlerin gözü
iyi, niyetleri sabah güneşi kadar temiz. Tanrım çocukların dilediğini ver,
halkın dilediğini ver, Kırgızın dileğini ver!"
Akbalta deve gibi
çırpınıp, hanımı doğurmuş gibi sevinip açıldı: "Hey millet, gencinizle
yaşlınızla burdasınız, söyleyeceğinizi şimdi söyleyin!
Gönlünüzde bir şey
kalmasın.
"Derken arslan
Manas, Opol dağı gibi heybetli şekilde yere basa basa ortaya geldi.
"Kısrak kesip Han
seçmek çocukların işidir. Bütün halka Han olmak başkadır. Türk evlatları her
milletin önderleri ve akıllıları işte buradasınız, benden başkasını han
seçiniz."
Manas iki yanına
bağırıp çağırırken daha kuvvetli daha muhteşem görünüyordu. Etrafına bakınıp
aksakal Berdike'nin karşısına geldi.
Berdike altı kulaç
beyaz keçeyi yere yayarak koydu.
"Bizim dediğimiz
uygun ise, emrettiğimiz yerine getirilirse, Hanı böyle seçelim." Akbalta ile
Berdike Cakıp Bay'ı beyaz keçeye oturttular."
Şimde bulduk
Hanımız Cakıp olsun" diye beyaz keçenin üzerindeki Cakıp'ı kaldırmaya
kalktılar.
"Hey, durun bir
dakika, millet! Bırakın!" Cakıp beyaz keçeyi kaldıranları durdurdu "Millet,
hürmetinize sevindim. Benim gibi bir ihtiyarı bırakıp, şu tek oğlum Manas'ı Han
yapınız!"
Cakıp gözlerinden
yaş döküp, ağlayarak durdu. "Bizi Altay'da halk yapan Cakıp'tır, bizi Altay'da
arslan yapan Manas'tır!" Halk bağıra çağıra Manas'ı da beyaz keçeye getirdi
"Baba oğul Han olsun!"
Çırpınıp duran
kalabalık içinden ayrılıp çıkan aksakallar, bilgiçler vay vay demelerine
bakmadan Cakıp ile Manas'ı beyaz keçeye koyup kaldırdılar.
"Hey millet, sözümü
dinleyin!" yedi adım atıldığında Cakıp halkı durdurdu, "Gökte bir ay, bir güneş
olur, bu Tanrının kudretidir. Halkın başında bir han, bir bayrak olur. Bu
ataların âdetidir. Hanınız işte Manas! Onu tutunuz!".
Cakıp beyaz keçeden
indi, Hanlığa Manas'ı aday göstermesine halk da razı oldu.
"Manas!"
"Manas! Biz seni
Tanrıdan dileyerek aldık!"
"Yaşa Manas!" Beyaz
keçeyi Manas'la beraber kaldırıp taşıyanlara kalabalık halk yarılarak yol
açtılar, kalabalığı dokuz kez dönünceye kadar diz çöktürüp durdular.
Kambar Boz'un
hayırlı kurban içinde seçilen atlarından kırmızı kısrak Manas'ın önünde
kesildiğinde halk sükunet içindeydi.
Manas başına
kenarları altınla süslenen, tepesi büyük Halk kalpağını giyip Toruçaar'a
bindiğinde halk uğulduyordu.
"Maksadımıza erdik.
Sonuna kadar han ol Manas!"
"Han Manas'ı Tanrı
korusun! Bin yıl yaşasın!"
"Başkalara perçem,
karşı çıkana ok olsun!" Bu hayırla dilekler göğü sarstı.
Nogoy Han'dan miras
kalan mavi bayrağı Cakıp otuz yıl derilere sararak yüklerinin arasında
saklamıştı. Şimdi onu alıp çıkıp direğe çekti.
Cakıp Bay, oğlum
Manas han oldu diye doksan kısrak kesip dokuz gün düğün düzenledi.
Manas, Bay ile
danışıp, delikanlıları göndererek K'şgar tarafından Bakay'ı getirtti. Kaplan
Bakay dağ gibi kocaman biriydi, kaplan gibi bakışları vardı, boynu boğanın boynu
gibi, butları buğra butu gibi idi. Gök tulpar (kanatlı at) a benzeyen bir ata
binmişti, mavi elbise giymişti. Sağ omuzunda her şeyi altı ay önceden haber
veren, bilmediği şeyleri bildiren, duymadığı şeyleri duyuran melek vardı, açık
gözlü, tecrübeli, şirin sözlü, hiçbir şeyden çekinmeyen akıllı bir
adamdı.
Manas Kalmuk ve
Çin'i dolaşarak dilini, sırrını, âdetlerini öğrenen, sözü kesen bilge Bakay'ı
han danışmanı yaptı.
"Uğurum Manas, seni
görmek arzusuyla on yıl aradım. Şimdi seni buldum, başka arzum yoktur. Manas
kardeşim, sana hediye olarak candost Acıbay'ı buldum, dostluğunuz takdir
ediyorum" dedi Bakay.
Argın'ın Hanı
Acıbay babasına darılarak sarayını terketmişti. Kendisi gibi arslan yürekli
birini arıyordu, Manas'ın yiğitliğini işitmişti. Bahadırı rüyasında görüp,
arslana arkadaş olacağım diyerek at boroyun kazarak, kulağı duyduğu, gözü
gördüğü yerleri aralayıp sonunda Bakay'a rastlanmıştı. Akıllı Bakay erkeğin
kanatı erkekle çıkar diye siyah elbise giyen, koyu al renkli ata binen Acıbay'ı
han Manas'a can arkadaşı olmaya layık görüp peşine alıp getirmişti. Acıbay çatal
sakallı, kırmızı yüzlü, uzun boylu, geniş omuzlu, yiğit görünüşlü, geniş
göğüslü, yassı dilli, yenilmez söz ustası, yetmiş dil bilen, kara dilin
kayrağan, Han karşısında susmayan azizlerden biri idi.
Bakay Manas'a şöyle
dedi:
"Etrafımıza bak.
Geçmiş babalarının yolunu öğren. Hanlığı keskin kılıçla, mızrakla muhafaza et.
Yerini göğsünle genişlet. Halkını akılla yiğitliğinle yönet."
Sükunetle,
oturanları seyreden heybetli Bakay yine konuşmaya başladı:
"Manas! Sana bir
akıl vereyim. Senin dokuz atan Han olmuştur. Dokuzunun da yanında kırk arkadaşı
vardı. O adeti muhafaza et. Ormana bakan kırk boz oğlan ve diğerleri içerisinden
deneyerek kırk arkadaş seç!".
Han manas, böylece akıllılara ve bilgelere
danışarak iyilerin iyisinden, bahadırın bahadırından kırk yiğit seçti. Kırk
yiğide başka kabilelerden Moğol Caysang'ı, Kuldurdan Çalıbay'ı Mançudan Macik'ı
, Kangaylı Keldikey'i, Danggıt'tan gelen Kayıp Han'ı, Dağalıktan Munar'ı, yine
Altaylıların hepsinden; Alçın, Uyşun Nayman, Abak, Kırgız, Kıpçak, Noygut,
Nogoy, Özbek, Totu, Nabat, Andıcanlı, Kazak, Karakalpak, Döölös topladı. Kırk
yiğide baş olarak kaplan tabiatlı, kurt gözlü, kalın kemikli, geniş göğüslü,
ağırbaşlı, tatlı sözlü Kırgıl tayin edildi.
Kırk yiğit, Han
Manas'ın etrafında dolaşıp durdu. Manas gökten inen, düşmana korku veren altı
kılıcı arkadaşlarına hediye etti. Dayanıklı olan zülfikarı kendisi aldı. Hayırlı
dilek için kambarboz'un atlarından kısrak aldırıp kırk yiğidin şerefine kurban
kestirdi.
Han Manas dedesi
Nogoy'dan kalan keskin bulat kılıcını aldırdı. Ota değdiği zaman yakan, onu
sallayanı ansızın öldüren dağa vurulduğu zaman taşları kesen, bele doğru
vurulduğu zaman baş kesen, gecede kınından çıkarıldığı zaman ateş gibi kızaran,
düşmana doğru sallandığı zaman kırk yedi arşın uzayan kılıcı; Açalbars'ı
Bakay'ın eline verdi, kırk yiğit diz üstünde oturarak ant içtiler.
"Hanımız Manas!" Han ile canımız beraberdir. Eğer Hana karşı suç
işlesek, niyetimiz bozulsa üzerimizden yüce Tanrı cezamızı versin! Canımızı işte
bu kılıç alsın!"
Her bir yiğit
albars kılıcı öperek kanını değdirdi.
Manas'ın salabatlı
kırk yiğidinin hepsi bahadır diye adlandırıldı. Her birine at otağ tahsis
edildi, uşak verildi. Kırk yiğidin atlarını alnına muska takıldı.
Er
Manas iki dizgin bir yuları elinde tutup, talihsiz kırgızın ocağını düzeltti,
birbirinden kopanları birleştirdi, çevresini genişletti, Kalmuk ve Moğol'u eşit
seviyeye getirdi. Evvelki zavallı millet artık dertlerinden kurtulup, beyaz
kalpağını giyip, sıkıntılarını çözüp, "Tanrım, Han Manas'ı koru" diye canı huzur
içinde üzüntüsüz yaşamaya başladı.
Manas, dokuz yıl
benzeri bulunmayan han oldu. Manas tahta oturduktan sonra halkı muhtaçlıktan
kurtuldu, bahadırı çoğaldı. Altay, Kazak, Türk, Uygur, Moğol ve komşu kabileler
arasında itibar sahibi oldu. Kırgızlar onlardan kız aldılar, onlara kızlarını
verdiler, onları ata bindirdiler, onlarla mal mülk değiştirdiler, kervan kurup
ticaret yaptılar. Manas'ın tarlası (toprağı) Altay'dan Kaşgar'a, Kaşgar'dan
Tibet'e, Tibet'ten Samarkand'a ulaştı.
Manas'ın saltanatını, Kalmuk Hanı
olan yalancı Alevke, Çin Hanı olan kurnaz Esen Han, Mançu Hanı Neskara
çekemediler. Çok eski kinini, üç kez gönderdiği ordusundan ayrılıp kaldığını
hatırladılar. Savaş açmaya gücü yetmediği için "Bekleyin de görün Kırgızlar"
diyerek uygun bir haberin gelmesini beklediler. Kendi aralarında anlaşıp
"Türkleri iple boğmaktansa, onları birbirine düşürmek lazım" diyerek çare
aradılar. Kalmuk ve Çin'in rahip, sofi kalender ve dervişleri casusluk yaparak
avulları dolaştılar. Kaşgar, Moğol, Samarkand'a giden kervan Kırgız elinden
geçerdi, bunların çoğu Alevke ile Esen Han'ın mahsus gönderdiği adamlar idi.
Kurnaz Esen Han,
birbirine yakın bulunan Türkleri, Uygur ve Kalmukları Kırgızlara karşı
kışkırttı. Manas'ın gücünü, gazabını bilen komşuları başkaldırdılar, düşman
olmaktan vazgeçebildi. Çukura düşen ayı gibi çırpındı.
Altay'daki
düşmanların durumunu iyi bilen Manas, Çin ve Kalmukların hareketini sezerek
Kalmuk ile Kırgız sınırına gece gündüz nöbetçi koyup ordusunu hazır durumda
tuttu.
Bahadır Manas
sefere çıkarken çok daha heybetli gözükürdü, cebe giyerdi. Kurulup otururda,
kulağı kalkan gibiydi, gözleri ateşli idi, kapaklı ve büyük idi, öfkeli hali
vardı. Görünüşüne gelince bir bakarsın kaplana, bir bakarsın arslana benzerdi.
Aklının ve gücünün mükemmel olduğu bir yaşta idi.