ATALARIN
YURDUNDA (II. Bölüm)
"Almambet ile
Manas, Tanrı huzurunda hayatta ve ölümde beraber olmak için halkın önünde dost
oldunuz. Ananın beyaz sütünü emen kardeş ikiz kardeş oldunuz. Andı bozup
birbirinize fenalık düşünürseniz, başınız işte bu çubuk gibi alınsın. Tanrı
lanetlesin, Umay Ana belanızı versin!"
Epeydir suskun
duran halk bunu tasdik etti:
Kötü niyetliyi yer
vursun!
Üstü açık mezar
vursun!
Anlaşma sona erip halk dağıldıktan sonra herkes kendi evine
giderken Almambet tahsis edilen Ak Otağa yalnız gitti. Bunu gören Manas
Almambet'e kız bulmayı düşündü.
İki gün uyumayan
Manas sonunda Almambet'e kız bulmadan önce evvel kendisinin evlenmesi
gerektiğini düşündü. Manas babası Cakıp'ın sırrını söyledi:
"Baba, yaşım
otuzdan aştı. Kayıp hanın kızı Karabörk ele geçtiğinde, Şooruk'un kızı şımarık
Akılay hediye olarak geldiğinde çaresiz evlenmiştim. İkisi de doğurmadılar, bana
yoldaş olamadılar. Dünürlerinin keyfi iyi değil, tekrar düşmanlık besleyecektir.
Örf âdetlere göre beğendiğim bir kızla nişanlanmadım, severek murada ermedim"
dedi Manas.
"Söylediğinde
haklısın oğlum" dedi Cakıp "oğlu evlendirmek babana farzdır. Nasıl bir kadın
istiyorsun? Kimin kızını beğeniyorsun. Gönlündekini söyle."
"Lakırdı laf
söyleyen
Geceli gündüzlü göz oynatan,
Yanında yiğitleri olan
Beyin
kızı olmasın.
Hep bilgelik taslayan,
Ne iş yapsa gizleyen,
Pirin
kızı olmasın.
Muhafızları yanında,
Şımararak yetişen,
Han kızından
olmasın.
Kaymak yiyip evde yatan,
Babamın gözü açıkken,
Gözü mirasta
olan,
Gideceğim erkek bey olsun diyen,
Zengin kızı olmasın.
Tabana
çatlak, yüzü kalın,
Konuşmasını bilmeyen,
Köle kızından olmasın,
Baba
kendin bilirsin,
Şöyle böyle kadınlar,
Beni memnun edemez.
Gösterişli
olmayan hoş sözlü,
Nurlu yüzlü, cadı gözlü,
Dik boyunlu, düğme baş,
Kavrayışlı, ciğeri taş,
Kahkülü güzel, uzun saç,
Kocasına iyi
davranan,
Halkı için çare bulan,
Tanrıya yalvarıp yaşayan,
Dünya
güzeli olsun,
Düşünceli kız olsun"
Manas gönlündeki
sırrı şaka yoluyla Cakıp'a anlattı.
"Baba, dostum
Almambet'e de kız ara. Beraber evlenip, beraber düğün yapalım" Almambet'in nasıl
bir kız istediğini bilmiyorum? Dedi Cakıp bahadıra gülerek.
Almambet yere
baktı.
"Baba" dedi Manas. "Bana layık bulduğun kızdan üstün olursa
olsun, eksik olmasın!"
Bunu işiten Cakıp
Bay yanına yoldaş alıp, iki ata para yükleyip, Manas ile Almambet'e kız aramak
için atlanıp yola koyuldu.
Cakıp Bay iki
oğlumu evlendirip babalık farzımı yerine getireyim, uzaklara gidip kız aramalı
demesinler diye Çarcuy ve Fergana'dan başlayıp Semerkand, Taşkent, Buhara'ya
kadar dolaşıp kız aradı. Kız arayacağım diye ihtiyarın görmediği kalmadı. Ama
gönlünce bir kız bulamadı. Sonunda Tacik yurduna geçerek otuz şehrin hanı
Atemir'in Sanirabiyga denen kızını beğenip döndü.
Cakıp büyük
Kara-Dağ'daki her yere dağılmış halkına geldi, onlara haber verdi. Manas Büyük
Tepe'ye avlanmaya gitmişti, ona haber verdiler. Halk toplandıktan sonra Cakıp
acele etmeden başından geçenleri anlatmaya başladı. .
"Han bahçesindeki
cıvıl cıvıl gölde gezinip eğlenen kızları, çiçekler arasından gizlice seyredip
oğlum Manas'ın söylediği gibi zarif, masum gözlü, uzun kirpikli, ince belli
güzel bir kızı beğenmiştin. O Atemir padişahın kızıymış. Sanırabiyga kız sana
layıktır, sana akıl verecek, gönlünü avutacak, tutumlu biridir. Onu alırsan
yolun açılacak, kaçanlar eline gelecektir. İsrar ve inat ederek babasıyla
konuşup onu razı ettim ve kızını istedim, razılığını aldım, küpe taktım. Başlık
parası ve nişan duası için otuz gümüş sebikeli mal, altı gümüş sebikeli altın
verdim. Yine bir kızı Almambet'e layık gördüm. Beni kaygılandıran bir şey var.
Atemir han elden gelmeyecek, bulunmayacak kadar fazla hayvan isteyip şartını
koydu" dedi Cakıp.
"Nasıl bir şart?"
dedi Manas.
"Ben hayvan
sayısından korkmam, ama o hayvanlarda bulunmayan renkli hayvan istiyor. Altmış
devenin yarısı dişi, başları siyah, diğer kısımları beyaz olsun, yarısı erkek,
baldırı beyaz, diğer kısımları siyah olsun diyor. Beş yüz altın yarısının yüzü
siyah, burnunda beneği, alnında beyaz lekesi olsun, ön tarafı beyaz, kuyruğu
siyah olsun, elli tanesi alaca, elli tanesi açık kızıl, elli tane kula, yirmi
beşi al, doru, kızıl olsun diyor. Elli tane beyaz inek, boğası siyah, elli tane
sarala, boğası beyaz, elli tane kızıl öküz, saral öküz olsun diyor. Koyunların
bini siyah, bini beyaz olsun diyor. Kırk bin altın sikke para, iki erkek köle
olsun diyor, Atemir. Dünürümün söylediği budur. Çin'de bu iş bu kadar değil mi,
kız vermemenin çaresi bu diye düşünüyorum?" dedi Cakıp iç çekerek.
"Babacığım, bugün gördüğün yarın yoktur, kızma. Onları başım sağ olursa
bulurum," dedi Manas gülümseyerek. Ben de Büyük Tepe'de uyurken bir rüya gördüm.
Kenarları kırık
olan bir ayı tutup yatmışım. Almambet de böyle bir rüya görmüş. Bakay amcaya
yordurduk: "Eline gelen ay aldığın yardır, kenarlarının kırık olması çocuk
doğurmayacağına işarettir. Sonra dolgunlaşması da eşinin gecikip doğurmasını
bildirir" diye yordu.
"O zaman Tanrım
verecektir demek" dedi Cakıp Bay. Ak otağın tüneğine bakarak Tanrıya dua edip
"Şimdi oğlum Manas, evleneceksen başlık parası hazırla..."
"Cümle Kırgız
içinde hısım ve akraba, dost ve arkadaşlar yapacağı yardımı yapar" dedi Manas
oturanlara bakarak.
"Hey millet, Manas evlenecekse nasıl elimizdekini
esirgeyelim!" dedi Akbalta sakalını sıvazlayarak "Başı siyah olan beyaz deveden
yüz tanesini ben vereceğim".
"Ne kadar dersen
hazırım, beyaz başlı siyah deveden yüz tanesini ben bulacağım" dedi Berdike.
Kökötöy at
vereceğini, Alımbek inek vereceğini, Oşpur koyun vereceğini bildirdiler.
Ak otağda oturanlar taş koymak suretiyle saydılar, on iki taifa
Kırgızdan altı yüz on dörtkişi vardı, hiç biri boş kalmadan Manas ile Almambet'e
yapacağı yardımı bildirdi, sonunda Atemir'in söylediğinden üç kat fazla hayvan
bulundu.
Dünürbaşı olarak
seçilen danışman Bakay mavi vaşaklı kalpağını giyip, gök ala kalkanını eline
aldı, dünürlük işleriyle telaşlanıp altı gün uyumadı. Yedinci gen, Altay'dan göç
ederken hayvanbaşı olup, Ala-Dağ'a yol başlayan kula kısrağını iyi dilek için
önüne alıp, başına at başı kadar beyaz bula bağlayıp, arkasından hayvanları
sürdü.
Kırgızlar sıbızgı
(çalgı) çalıp, şarkı söyleyerek debdebeyle Atemir hanın şehrine Kanıkey'i almak
için yola koyuldular.
Damat olacak Manas on iki bin seçkin bahadırı
yanına aldı. Dünürevine doğru yola koyulan kalabalık kafilenin başından ayağına
göz ulaşmıyordu. Aksakallılardan şoy, Kırgıl, Acıbay'ın başladığı büyük
dünürler, Çıyırda hanımın başladığı yaşlı kadın akrabalar, seçkin bahadırlar,
baba oğulun arkadaşları, kopuzcu, zurnacılar olmak üzere kırk kişi gidiyordu.
Deveci Dörbön önünde üç yüz deve sürdü, atçı Salamar üç bin atı sürdü, inekçi
Deldeş dokuz yüz ineği idare etti, koyuncu Kongurat otuz bin koyunu sürdü. Hüda
göstermesin ki, göğe yükselen tozdan ve dumandan yol gözükmüyordu, gökte
yıldızlar görünmüyordu. Yolda sıra sıra olan hayvanlar birbirine karıştı, dağ,
ormanlardaki yırtıcılar, kurt, ayı, pars kaplanlar da sürüye karıştı. Dünürevine
doğru yola koyulanlar on üç gün yürüyüp, on iki kapılı keyip-Badan şehrine
ulaştılar.
Atemir hanın
yiğitleri hana "Şehire düşman geldi." diye haber verdiler. Şehir halkı korkup
askerleri telaşlanırken Manas'ın çoraları geldiler.
Atemir han şehiri
kaplayarak gelen halkı, hayvanları gördüğünde şaşkınlık göstermedi. Düğün
umuduyla gelen halkı âdet gereği de saygı selamla karşılamadı ya da gelen
hayvanları tutup almadı, altmış bir Keyipli şaşakaldı.
Atemir han aklını
başına topladı, şarkıcılardan şarkısını dinleyip, dünürü olan Kırgızların aklı
selim ihtiyarlarını karargahına davet edip ağırlayarak örf ve âdetlere göre
hürmet göstermeye başladı.
Damat olarak geldiği ilk gün çadırdaki Er
Manas'ın yanına Atemir'in adamları çekinip giremedi. İkinci gün de Manas'la
kimse ilgilenmedi.
Gece olunca bahadır
sinirlenmeye başladı. Ak-kulasını çekti yanına Acıbay'ı alıp arzuladığı kızı
görmeye gitmek istiyordu. Atemir'in övülen kızının aklındakini öğrenmeye,
güzelliğini görmeye niyetlendi.
Bahadır Manas, yetmiş kabilenin dilini
bilen Acıbay'la beraber geniş kaleye bir çaresini bulup girdi. Hanın güzel
gölünü dolaşıp Altın saraydaki Melike kızın karargahına ulaştı.
Acıbay kapıya bakan
yedi kadın cariyeyi parayla kandırıp, Manas'ı Sanirabiyga'nın bulunduğu odaya
soktu.
Manas, han
olduğundan beri kadınların böyle zarifini görmemişti. Şu dünyanın haline bakın,
güzel Sanirabiyga tam buluğ çağında idi. Sofada otuz altın lamba yakılıp, ev
gündüz gibi aydınlatılmıştı.
Altın perdelerin
arkasında altın taht üzerinde sakin yatan Sanirabiyga'ya Er Manas dikilip baktı.
Manas'ın kalbi teke derisinden yapılan büyük tuluma doldurulan kımızın
çalkalanması gibi küt küt çarpıp vücudunu titretiyordu.
Sanırabiyga
Manas'tan ürküp perdesini çekti. Lambayı alarak yabancı adamın yüzüne baktı ki,
iki gözü ateş gibi yanıyor, karşısında değişik yüzlü, dağ gibi kocaman, heybetli
bir kişi duruyordu.
"Erkek yiğidin bakışından ürkme güzel" dedi Er
Manas.
"Kapımın sögesinde
siyah at gibi duran, perdeme elini uzatan kim o?" dedi kız sinirlenerek.
"Kız arayan bahadır
benim. Kızın ziyaretine geldik güzelim."
"Dışarıda kız mı
kalmamış? Alacağı kızı bilmeyen nasıl şeysin sen? Yakalanmadan defol!"
"Babanıza hayvan, altın, gümüş verip sizi almaya gelen Manas benim. Han
karargahının muhkem kapısını açıp, bekçi kızları korkutup aşagelen Manas
benim.
Sanırabiyga kızın
adını işitip, karargahına girip mis gibi kokan perdesini açan Manas benim."
"Kızı alacağım diye tahkir edip korkutma! Kız korkutan yiğit değildir, kız
alacaksan usulüyle, liyakatıyla al. Kalın ile al. Hükümdarlık, mevki ve
servetinle fazla övünme bahadır" dedi kız.
"Adım Manas
olduktan sonra, kendim bahadır olduktan sonra neden korkayım. Devlet ve
zenginlik elimdedir, istediğimi alırım, dediğmi yaparım, karşı koyarsan
göreceğini gösteririm. Benim olacaksın," dedi Manas cesaretlenip kahrolarak.
"Manas denen sen isen, ben de Sanırabiyga'yım. Adın Manas olduğu için mi
halkın sana eğilmesi lazım? Yeryüzündeki kızların ayağına uzanıp yatması mı
lazım? Manaslar çoktur. Uşağımın adı da Manas, çobanımın adı da Manas,
hizmetçimin adı da Manas. Babamın evini pisletmeden canlıyken buradan çık git!
Şimdi gitmezsen ecelin gelir!" dedi han kızı, hançerini eline alıp öfkeyle
Manas'ın üzerine yürüyerek.
Bahadır Manas kızın
eline engellerken fırlayan hançer bileğini çizip geçti. Sinirlenen Manas
Sanırabiyga'yı itti. Sanırabiyga'nın dikkati dağılıp, gözlerinden yaş dökülüp
"Başıma geleni görürüm" diye direnip ses çıkarmadı.
Manas başka bir şey
söylemeden han karargahından çıkıp askerlerinin yanına vardı.
Kan içmiş gibi
hırsı tutan Manas, ordusundaki davulları aniden çaldırdı. Kalenin iki başına
savaşa çağıran davul sesi hemen ulaştı. Davulun ardı ardına çalındığını
duyduğunda dünürlüğe gelen Kırgızlar yiyeceklerini ve içeceklerini bırakıp,
evlerden, sokaklardan, köşelerden çıkıp şehir civarındaki Manas'ın ordusuna
dalga dalga yığıldılar.
Kalabalık ordu atlandı. Yaylara ok
yerleştirildi. Mızraklar uzatılıp savaşa hazırlanılarak şehire gözdağı verildi.
Cakıp Bay ile
Kökötöy yaygara edip sıra sıra olan bahadırların önünü engellediler.
"Dünüre iyi niyetle
gelip, kız yerine karargahını basmak hangi atanın adetinde vardır? Durun!
Atlarınızı geri çevirin!" Cakıp Bay Manas'a söz dinletemeyip çoralarına bağırdı.
"Oğlum Manas, kocadığımda senin dostluğunu, alacağın kızı, görelim diye
gelip mızrağın ucunu, kılıcın tığını nasıl kana boyayıp gidelim? Sinirlerine
hakim ol! Aklını başına topla!" dedi İhtiyar Kökötöy Manas'a öğüt vererek.
Bu sırada kazan
kadar sarık saran Atemir Han altmış atı hediye alıp kapıdan çıkageldi.
"Hürmetli üstat
Kökötöy han, Aziz Bakay Han dünürlerimin sözüne gelelim!" Atemir Han başını
eğerek ellerini göğsüne alıp Kökötöy Han ile Cakıp Bay'ın önüne çıktı "kusur
bizden geçmişze affediniz dünürlerim! Damadım Manas affetsin! Size atmış at
hediye. Başım hediye. Kızı size vereceğim."
"Atemir hanın sözü
yerinde söylenen söz oldu. Kız veren tarafın sözü olumludur. Bahadır Manas'ın
düğününe gidelim millet" dedi Kökötöy beyaz sakalını sıvazlayarak. Kalabalık
yeniden uğultu yaparak şakalarla eğlencelerle han karargahına doğru yöneldi.
Kaledeki sönen mumlar tekrar gökteki yıldızlar gibi yanmaya başladı.
Şimdi Atemir Han damat Manas'a büyük iltifat gösteriyordu. Damat için
beyaz ev dikeceğiz diye bahçesinden bir yer seçip almış ustaya bir gecede boz ev
kurdurdu, duvarlarını dört halıyla örttürdü.
Karargah odasına
kuş tüyünden atlas döşek konulup Manas yalnız bırakıldı. Atemir koşuşturmaktan
belalı Manas'ı unutmuştu. İki gün, iki gece yemek yemeyen, kimseyi göremeyen
bahadır Manas aklını oynatacak gibi oldu, kahrolarak evde yalnız kaldı. Yanında
ne eğlence düzenleyip neşelendirecek kırk yiğidi var, ne de oyun düzenleyip
gönlünü açacak kızlar var, şehir içinde gürültü, keman, kopuz, şarkı sesleriyle
debdebe sürerken, tek başına kalan Manas sinirlenmesin de ne yapsın?
Manas savaşmaya
düşman, dayanmaya dağ arayıp dururken dışarıda kırk çorasının başı Kırgıl
gözüktü. Manas ona eziyet etti, Kırgılı söze getiremeyen Er Manas, onu kaldırıp
yere vurdu. Bu esnada Serek Çora girmişti, ona da bağırdı.
"Hey, aptallar
nerede kaldınız! Nerelerdesiniz? Niye gözükmüyorsunuz?" dedi Manas bağırarak.
Bakay girdikten sonra Manas ancak sustu.
Kimseye konuşma
fırsatı vermeyen Serek, Bakay'ı gördükten sonra gücenmiş olmalıdır ki şöyle
dedi:
"He, Manas niye
kükrüyorsun, biz senin almaya geldiğin kadının mıyız? Kız gelmezse acısını
bizden mi çıkaracaksın? Gözünü açsana?" Serek'in sözü Er Manas'ı etkiledi. O
Bakay'ın idare ettiği dünür sahipleriyle konuşmadı.
"Ak-kula'yı çek,
buraya!" Manas uşağına emretti ve zırhını giymeye başladı "Yiğitler atlanınız!"
"Manas, damat
olarak geldin, katliam yapayım deme!" dedi Bakay Manas'a engel olarak.
Kara duman kesilen
Manas Bakay'ın sözünü dinlemedi. Kırk çorosı ve askerleriyle atlanarak şehire
meydan okudu.
Kırk çoro gafil
yatan Kıybas'a baskın yaptı karşısına çıkıp havlayan köpeklerini yayla susturdu,
ekmekçilerin tandırlarını harap edip, göze gözüken erkeklerini safdışı etti.
"Atemir han saraydaki kadınlar ve kızların başlarından sürüştürüp gün
boyunca Manas'ın yanına kimsenin girmediğini, damadının yalnız kaldığını
öğrendi."
"Lanet olsun, yine
damadın kahrına kaldık, O kızmakta haklı" dedi Altemir Han boynunu kısarak,
"Şimdi ben hangi yüzümle Manas'a gideyim".
Atemir'in
üzüldüğünü duyan, kırmızı giyinen ay yüzlü on yedi yaşındaki pak Sanırabiyga kız
babasının yüzüne baktı. Zarif, hoş tabiatlı güzel Sanırabiyga hem cinslerinden
daha çekici idi: kurumuş dallara bakarsa hemen yeşerirdi, kanadı.
Kurumuş kelebeklere
dokunursa kelebekler dirilirdi. Kuru yere su serperse çiçek bitip açardı, ipek
gibi saçlarını tararsa yıldızlar beyaz kar gibi yağardı, kederlenirse gök
tutulup dağı taşı kara bulut örterdi.
Gülyüzlü Sanırabiyga kuşunki gibi
sesleriyle kız olduğu halde babasına akıl verirdi.
"Zorda kalsan da
başını kaldır babacığım, bana izin ver. Bütün Tacik ve hemşerilerim için kendimi
bağışlayayım. Manas'ın yolunu keseyim, ona sözümün doğrusunu söyleyeyim. Ben bir
şeyler yapayım, onu savaşı durdurmaya ikna edeyim, alacaksa ebedi yarı olayım."
Atemir han dertli
gönlünü avutan kızına özenle bakıp, zor anda akıl bulduğu için gönlünden razı
olup "erkek olsaydı tahtımı verecektim, şimdi hanın y'rı olmaya layık oldu" diye
düşündü.
Kız Sanirabiyga
kırk kızı yanına alarak ay yüzüyle göz kamaştırarak yola koyuldu. Kızların
önünde Sanirabiyga'nın küçük erkek kardaşı Akılbayıs altı beyi peşine alarak
bayrak direğine beyaz mendil bağlayıp, altın kocaya özel tatlılar koyup
kalabalık halde gelmekte olan Kırgız oldusunun önünü kesti. Beyaz bayrağı ve
dizili kızları gören, ordunun önünde yürüyen kulağı delik, gözü keskin Bakay
"Durun", işareti verdikten sonra sallana sallana gelmekte olan askerler atlarını
geri çektiler.
Bu sırada ordunun önüne Manas geldi.
Sanırabiyga kız
altın elbiseleriyle naz yaparak Manas'ın önüne geldi. Tatlı tatlı gülüp kuş gibi
öterek şöyle dedi:
"Bahadır, kızların
nazına o kadar darılma! Yarınızın denemesine dayanamadan Tacik halkını
suçlamanız nedir. Kavgayı başlatan benim ama dayanamayan siz oldunuz. Kavganın
başı benim, ama gaddar siz oldunuz. Sadece kılıcın hanı olmasını değil, akılın
da hanı olun. Yarinizi cezalandırın, ama, halka dokunmayın. Yağma edip neye
erişecekseniz? Huyunuzu öğreneyim, derken hançerim elinizi çizdi, kabahat benden
geçti. Genç başım uğrunuza hediyedir, bahadır. Düğümü efendice çözün, öfkenizi
basın, bahadır."
Sanırabiyga kızın
akıllıca söylediği söz ilaç gibi geldi, Bahadır Manas'ın buz gibi olan yüreği
eriyip, sakinleşti kıza bir şey söylemeden durakaldı.
"Kabahat bizde,
dediğiniz olsun, Bahadır Manas, han kızı Sanırabiyga kardeşimi kara Kırgız
hanının nikahına verdik" dedi. Atemir'in kardeşi Abılkasım.
Yağmaya gelen
askerlerin önünde Abılkasım beğ şöyle duyurdu:
"Millet! Yol verin,
dünürler geliyorlar. Kara Kırgızın hanı Bahadır Manas, Atemir hanın kızı
Sanırabiyga'nın ziyaretine geliyor. Adet gereğince Sanırabiyga'yı üç gün sonra
göndereceğiz! Düğüne davet ediyoruz! Debdebeye davet ediyoruz!".
Atemir Han şimdi
Tacik halkının âdetleriyle kızın kocaya vermek istedi. Hazinesini açtırdı.
Cümbür cemaat sıraya durup ortadan kız ve damada yol açtı. Kızın ve damadın
önüne Kırgızların getirdiği üç yüz deveye yüklenen kızıl altın sadaka olarak
saçıldı. Bu yetmiyormuş gibi, Atemir hazinedeki yüz bin altını da Allah rızası
için saçtı.
Atemir han Manas için su kenarına mahsus bir boz ev
diktirdi, evin tüneğini altından yaptırdı, evi halıyla döşetti, kuş tüylerinden
yapılan yastık getirtip, atlas, şayı kumaş, ipek yorganda altı yüz adedini
tahtına koydu. Nikah hutbesi okutup kız ile damadı eve bıraktı. Beyaz çadırın
yanına sırasıyla kırk ev dikildi. Karargahtaki kırk kız her biri birden ata
binerek gelip atlarını direğe bağladıktan sonra herkes yerine göre evlerine
yerleşti.
"Bahadır Manas
alacağı kızı, yatacağı evi buldu. Biz kırk çorası dışarıda mı uyuyalım ha!"
Sözde usta olan Serek eğlenceyi başlattı.
Atemir Sanırabiyga
kızının kırk hizmetçisini Manas'ın kırk çorasına vermek istedi.
"Sözde usta, kız
tavlama yeteneği olan kapıda kalmaz. Kızları kendi iradesine bırakacağım. Kıza
yarayan yiğit ev sahibi olacak, bize damat olacaktır" dedi Atemir han.
Böyle bir manzarayı kim görmüştü ki, kırk çoranın davranışına bir bakın.
Dünürbaşı olarak gelen Bakay otuz beş yaşında diğer yiğitler onlardan küçüktü.
Çoralar bıyıklarını kıvırıp, yakışan elbiselerden giyinip, kemerlerin kuşanıp,
hangi kız hangimizi seçer acaba diye kabarıp durdular.
Manas söz söyledi,
söylerken de şöyle söyledi :
"Ey bahadırlar,
söze geliniz! Kendinizi kızlara seçtireceğinize alana çıkalım, yarışalım, atımız
hangi eve giderse, şansımıza hangi kız çıkarsa onu alalım. Güzel bir eğlence
düzenleyelim!".
Manası'ın
söylediğini kızlar da kabul ettiler, halk da doğru buldu.
Manas'ın
idaresindeki kırk üç bahadır at seçmede zorluk çekti, sonunda yine kendi
atlarını tercih ettiler. Epey bir mesafeye vardıktan sonra delikanlılar gibi
çığlık atarak atlarını geri çektiler.
Şu eğlenceye bakın.
Çığlık atan kırk yiğit münavebe ile tepinip, üstüste kamçı vurup, kendi atını
kendi sürüp, birbirine bakmadan atlarına hiç acımadan tozu dumana katarak
geliyordu.
Almambet'in Sarala
atı önüne çıkıp ilk dikilen Aruuke'nin evine geldi. Bahadır Almambet nasıl bir
kıza rastladım acaba diye boz eve girdi, gördü ki, çirkin, zenci gibi perişan
bir kara kız oturuyordu. "Eyvah, şanssızlığıma bak, söz birdir, adeti
bozmayayım" Almambet gönlünde böyle düşündükten sonra endişeyle evde otura
kaldı. Baktı ki, Aruuke dua bilen, büyücü bir kız imiş, Almambet'i denemek için
efsun okuyup görünüşünü değiştirmişti.
İkinci olarak, Bahadır Bakay
miskin ama güzel kız Naarkül'ün evine Kökçoloğunu bağladı.
Kılavuz Sırgık
kökkazığını koşturup, arkasında toz duman bırakıp güzel Siyagül'ün evine ulaştı.
Ondan sonra Acıbay Karala atını kabilede benzeri bulunmayan Ulugat kızın evine
çevirdi.
Dokuzuncu olarak
gelen Çubak Seyilkan kızın evine yerleşti, koşturmaktan konuşacak hali
kalmamıştı, kan ter içinde kalmıştı. Yirmi üçüncü olarak gelen Serek Narkızıl
atını Talapbübü evine çevirdi. Kırk dördüncü olarak Ak-kula atıyla sallana
sallana arslan Manas geldi.
Manas beyaz saraya
ulaşınca önüne endamlı şık giyinen dünya güzeli Sanırabiyga çıktı.
"Bahadır atınız süper yürük imiş" Sanırabiyga gülerek vakit geçirmeden
Manas'ın atının dizginini tuttu "Baktım ki, beyim sana rastlamışım, atından in
bahadır."
Manas nazlanarak
yürüyen Sanırabiyga kızın peşinden hazırlanın Ak Otağa girdi.
Ertesi gün düğün
ziyafeti başladı. Sofralar bin türlü yemiş, tatlı, yemek ve şaraplarla doldu.
Düğünden memnun
olmayan sadece Almambet idi, "Belalı kara kız nereden çıktı karşıma. Başkalarına
güzel kızlar düştü" diye gönlü soğuyup kıza sırt çevirdi.
Aruuke'nin
sırrını yalnız Sanırabıyga biliyordu. İğrenç kara kızı yanına çağırıp kulağına
fısıldadı:
"Aruuke, Almambet
hanı mahçup etme, Hakanın gözde adamıdır. Küçümsenecek biri değil. Çok önemli
biri. Gönlüm Manas'ta ise, ona var. O bahadır Manas'tan eksik değil, yoksa
Almambet beni alsın!"
Aruuke şöyle dedi:
"Ablacığım, diğer
kızlar gibi kısmetime, bahtıma niye Kırgız çıkmıyor? Alnıma yazılmış gibi, o
sersem huysuz Çinli nereden çıktı?"
Sanırabiyga kızdı.
"Öyle söyleme Almambet senin suratını görüp cahil zannediyordur. Gözünü
aç, avucunda bakır değil, altın var. Farkını bil. Serseri Çinli diye gönlünü
üzme! Almambet fazlasıyla güçlü biri!" dedi Sanirabiyga.
"Ablacığım, Aruuke
nice yiğitler arasından seçe seçe sonunda Çin'den gelen cahile gitmiş diye
halkım benimle alay etmez mi? Namusun için ona varmayacağım!"
Sanirabiyga suratı
asık, ruhu sönen Almambet'in yanına vardı.
"Almambet ağabey,
yanına gelen kara kızın durumunu anlatayım. O şöyle böyle bir kız değil, felaket
bir kızdır. Altı yıldan beri yanımdadır. Kız doğuştan öyle zarif ve güzel ki,
benden akılı, hepimizden bakımlıdır. Siyah gözlü, benzi kızıl, kaşı kara, ay
yüzlüdür. Gerçeği söylersem, o sizden pek hoşlanmıyor. Bizi zorda bıraktı. Onu
kendi haline bırakıp, tatlı sözlerle kendine alıştır, yavaş yavaş düzelir. Yaman
kara kızan hoşlandım diye al. Öyle yapmazsan kaybedersin" dedi Sanırabıyga kız.
.
Er Almambet söze uyarak Aruuke'ye gitti. Gidip gördü ki Almambet
gözlerine inanamadı. Kara kıv evvelkinden de kararıp kazan kurumu gibi olmuştu,
görünüşü insanı korkutuyordu.
Almambet toza
bulanmış yüzü buz kesilen kızın yanında durmaya dayanamadı. Tekrar Manas'ın
yanına vardı.
"Bahadır Manas, o
kara kız ışıktan yaratılmışsa da, gökten inmişse de kadınlığa almayacağım. Bir
belaya kalmak istemiyorum. Atım kazandı diye o kızı alırsam mutsuz olacağım.
Beni küçümseyen kızı peri olsa bile almayacağım." Almambet ellerini silkerek
atına binmeye kalktı.
Sanırabiyga kız bir
boyunca uyumadan Aruuken ile konuşmasına rağmen ona söz geçiremedi.
Bunu
öğrenen Er Manas çok kızdı.
"Hey, Atemir hanın
kabahati bu. Kızları kızım diye, büyücü cadıları kadın diye toplayıp kandırıp
kocaya vermesi nedir? Kızları yiğitlerimi sevmiyorsa, buradan gideceğim. Başka
yerden bahadırları seven kızlar bulunur. Kadınlara muhtaç değiliz. Onlara
kızlarından eksik olmayan kızlarımız var. Damadın yoldaşlarını sevmemesi damadı
sevmemesidir. Kızları havalı olan yerin halkını kırıp geçeriz". Manas
Sanırabiyga'yı tersleyerek giyinmeye başladı ve davul çalmaya
hazırlandı.
Manas ile
Almambet'in öfkelendiğini öğrenen Akbalta ve idaresindeki ihtiyarlar su
kenarındaki beyaz çadıra geldiler. Manas'ı araya alarak teskin etmeye
çalıştılar.
Atemir Han
Sanırabiyga kızın hizmetçileriyle bir süre konuştu.
Aruuke çok akıllı
bir kız idi, söz dinlerdi.
"Han başını atlayıp
geçen başın nereye varacak. Halka kötülük göstereceğime kendim göreyim. Allahın
emrettiği nikahtan kaçıp huzur bulmak mümkün mü" dedi Aruuke Almambet'e varmaya
ikna olarak.
Aruuke dikelen
evine girip efsun okuyup eski güzel kız haline dönüşmüştü. Şimdi Aruuke'nin
güzelliğine yalnız Almambet değil, onu görenler bayıldılar.
Almambet ile mutsuz
Aruuke yanyana durdukları zaman düğünün tadı çıkmaya başladı. Usta şarkıcılar
Aruuke'nin güzelliğine imrenerek şarkı söylediler.
Taciklerin dansı
oynandı, şarkısı söylendi. Manas'ın idaresindeki kırk üç çoraya nikah kıyıldı.
Büyük dünür Çıyırdı Hanım Atemir han ile hatununa döndü.
"Tanrımın
nasibettiği padişah han dünürüm, akrabalarım! Kızınıza yakıştırıp ad veren baba
anne sizsiniz. Şimdi Sanirabiyga bize gelin oldu. İzin verirseniz, oğlumun
düğününde güzelce gelinimize kendi dilimize göre ad verelim ki, iki adı beraber
kullanalım. Manas'ın karargahındaki hatun olma şerefine erdiği için "han anne"
derecesini gösteren Kanıkey adını verelim.
" Bütün millet
Çıyırdı'nın sözünü kabul gördü.
Narin belli, akıllı, nazlı, geniş alınlı,
güzel gözlü, ince dişli, tatlı sözlü Kanikey şimdi Kırgız ihtiyarlarına eğilerek
hürmet gösterdi.
İhtiyarlar yeni
gelin için hayır dua ettiler.
Kanikey'in
akıllılığı ve çalışkanlığı Tacikler ile Kırgızlar arasında duyuldu. Her şeyi
önceden hazırlamıştı, topladığı çeyiz sadece kendi başına değil, hizmetçisi olan
kırk kıza da yetti. Her hizmetçi kızın evini süsleyip onlara yine otuzdan şayı
ipeki ve yorgan pay etti.
Manas ile
Kanikey'in düğünü kırk gün sürdü. Halk eğlendi, gönlü açıldı, evli olanlar evine
döndüler. Ayrıca Çıyırdı hanımın idaresindeki dokuzyüz kadın dönerler yanlarında
kırk üç kadını da beraberinde götürdüler. Böylece renge renk katıldı, her şey
mükemmel gitti.
Almambet'in darılarak Manas'a geldiğinden midir nedir,
düşmanla beraber savaşan, düğünü beraber yapan, avı beraber avlayan Kırgıza
akraba olan Aydarkan'ın oğlu Kökçö uzun süredir ne haberleşti, ne de
mektuplaştı. Manas üzüldüğünü belli etmeden içinde sakladı. "Günah Kökçödedir,
ordusuna dokunmadım, ya otlağını zaptetmedim, yahut yiğitlerini öldürmedin, niye
darılsın ki. Başına iş geldiği gün gelir" diye içinden üzülüyordu.
Derken bir gün
karargaha Kökçö'den haber geldi.
"Bahadır Manas,
sözüme şahit, Er Kökçö'nün mühürü işte bu, yazdığı mektup da budur" dedi
haberci.
Bahadır Kökçö mektubunda: "Altay'daki Kalmuklar yer kapmak için
Kazakları kovuyorlar. Manas yardıma gel" diye yazmıştı.
Bahadır Manas
Kökçö'nün yardım istediği için memnun oldu, akrabalık dostluktan da öte bir şey
dedi. Manas zaten göbek kanının aktığı, çocukluk günlerini geçirdiği güzel
Altay'ı özlüyordu. Tekrar gitmek istiyordu.
"Yiğitler,
Altay'daki Kökçö'ye yardım edelim. Atlanınız. Bir hafta hazırlık yapıp hareket
edeceğiz" dedi, Manas.
Atı soluk aldıktan sonra haberciyi erkenden
atlandırdı.
"Sen gidedur, yolu
biliyoruz, gidip Er Kökçö'ye söyle. Manas geliyor de, düşmana cesaretle
dirensin."
İki ay sonra
Bahadır Manas ordusuyla Er Kökçö'nün Altay'daki avuluna davul çalarak gelip
indi. Görmüş geçirmiş tecrübeli Er Kökçö Bahadır Manas'ın önünde bozkurt yarışı
ve eğlence düzenleyip ona buğday unundan yapılmış ekmek sunarak onu türküyle
karşıladı. Kalmuklar Manas'a haber gittiğini öğrenince ürkerek, kavgayı bırakıp
Kazaklarla çoktan barışmışlardı.
Almambet ile Kökçö,
iki yiğit birbirlerini özlemişlerdi, gözlerinden yaş akıtıp sarılarak
görüştüler. Savaşmaya düşman bulamayınca bahadırlar çiçeklerle örtünen Altay'da
eğlenelim, keyfimize bakalım, avcılık yapalım, diye Torbagoy dağına geldiler.
Yedi gün kartal avladılar, av köpekleriyle geyik kovaladılar, at yarışı
yaptılar.
Bir kere Hakan Çin tarafından çıkan kervanı gördüler, en önde
beyaz bayrak tutan yaşlı bir kervanbaşı vardı.
Bahadır Manas
kervana yönelip hal hatır sordu. Yanaşarak gelip selam verince, Kalmukça cevap
aldı.
"Kervan kimin?"
diye sordu Manas.
"Üsön'ün" dedi
beyaz sakallı yaşlı.
"Üsön kim, amca?"
dedi Manas. Kalmukça konuşsanız da, Kalmuk gibi giyinmiş iseniz de Kırgızlara
çok benziyorsunuz, sizin kökünüz nedir?
İhtiyar beyaz kalpak giyenleri
görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kalmuk ve Hıtay, Kırgız yenik
düşürdüğünde bizi köle olarak götürmüşlerdi. Şimdi ise Altay'da Cakıp kardeşimin
oğlu Manas'ın han olup Kırgız halkını kurtardığını duyup yurdumuza
dönüyorduk.
Manas, ses
çıkarmadan dinledi. Bakay, dayanamadı, bağırıp Üsön'e sarılarak düştü. Bakay
ağlamasını kesinceye, aklını toparlayıncaya kadar, Üsön dede halka
yalvardı.
"Kurbanınız olayım,
siz kimsiniz, neredensiniz?"
Kırk yiğidin başı
Kırgıl söze karıştı.
Yaratan bize lütfetmiş Üsön ağabey, kardeşleri
birbirlerine kavuşturdu.
Şimdi de Üsön dede
ağlamaya başladı, ne konuştuğu belli oluyor, ne de yalvarışı, ne de ağlayışını
durdurabiliyordu. Kahraman Manas, Kalmuklardan yorgun gelen akrabalarını
Kaynar-Su kenarına davet etti, kısrak kesip, misafir etti. Yetmiş dört yaşındaki
Üsönün başından geçenleri dinledi.
Nogoy hanın oğlu
Üsön yirmi dört yaşında Kalmuklara esir düşmüştü. Hanımı doğumda vefat etmiş,
küçük yavrusuna Kökçögöz diye isim vermişti. Sonunda Kalmuktan kadın alıp, altı
çocuk sahibi olmuştu. Közkaman'ın çocuklarının büyüğü ve akıllı olan Kökçögöz
idi. Üsön adını Kalmukça Közkaman olarak değiştirmişti. Közkaman Manas'ın
haberini duyup oğullarıyla anlaşıp göç etmişti.
Manas akrabalarımı buldum
diye, müjde verdi babası Cakıp Han'a. Bahadır Manas Ala-Dağ'a döndükten sonra
Kalmuktan gelen akrabalarının her birine boz ev diktirdi, binmesi için at hediye
etti ve herkese çok değerli kürkler giydirdi, otuz kırk baş inek, koyun ve at
verdi her birine.
Manas'ın zeki
hanımı Kanıkey, onlardan şüphelendiğini söyledi yalnız kaldıklarında "Bahadırım,
kadın olarak erkeğin işine karıştığım için kızma. Hissettiklerimi senden
saklayamam, yeni gelen Közkaman akrabaların bizden uzakta büyüdü, şimdi gelip
bize akraba çıkıyor. Böyleler saman altından su yürütürler, sözün kısası sana
iyilik yapacak gibi değiller, dikkat et! Benim sözümü dinle. Bunları dağıt,
birbirini bulamasınlar" dedi Kanıkey üzülerek.
"Daha yeni gelmiş
akrabamı, bana düşürmeye mi çalışıyorsun? Zaten akrabam çok azdı, kadınlığın
tutup kıskanıyorsun değil mi? Beni akrabam değil nefret besleyen düşmanım da
yenemez. Kardeşi kardeşe düşürme ve böyle konuşma!" diye Kanıkey'e kızdı Manas.
"Bundan sonra erkeklerin işine karışma".
Kanıkey sustu.
"Kadınlık etmişsem
kusur bende Bahadır. Sonunda kendim pişman olmıyasın" dedi Kanıkey bahadırı
teskin ederek.
Manas, akrabası
Üsön'ün oğullarının gelişi münasebetiyle, halkı çağırdı, toy verdi. Gururuna
dokunan akrabalarının kıyafetlerini, eski eşyalarını yakmalarını emretti. Kalmuk
dinindeki âdetleri kaldırıp yerine Kara Kırgız âdetini geçirdi.
Manas'ın
kahramanlığı avuldan avula, Altaydan Ala-Dağ'a, hanlardan padişahlara, dünyanın
öbür ucuna kadar yayıldı. İnsanlar da, kuşlar da, canlılar da onun
kahramanlığını takdir ediyorlardı.
Fakat Manas'ın şanını şöhretini
Kalmuk'tan gelen akrabaları, Közkaman'ın oğulları kıskandı. Kanıkey'in dediği
doğru çıktı, Kalmuktan gelen akrabalar toplandığında Manas'a razı olmayanlar:"
Akraba diye geldik fakat bizim eşyamızı yaktı, oradan getirmiş olduğumuz
eşyalarımızı yaktı. Sıcak yerlere hapis etti." Sonunda kimsenin haberi olmadan
Manas'ı öldürmeye karar verdiler. Öldürürsek istediğimizi yaparız, diye
birbirlerine kimseye söylemeyeceklerine dair söz verdiler.
Aralarında
anlaşamayan, birbirinin sözünü dinlemeyen, kötü düşünen oğullarının bu
hareketini hisseden, Üsön oğullarına nasihatta bulundu.
"Oğullarım,
bakıyorum bir felakete hazırlık görüyorsunuz. Sizi ataların, babaların yerine
binbir zorlukla sağ salim getirdim, farzımı yerine getirdim. Bundan sonra
yolunuzdan şaşmayın, ona, kıskanıp, bir zarar vermeyin. Sözümü dinleyin. Sizi
adam eden Manas, onun yerine beni öldürün. Manas size iyilikten başka şey
yapmadı. Siz de isyan çıkarmadan onun bayrağı altında, hizmet edin". Üsön'ün
uğursuz oğulları onu dinlemediler, tersine onunla alay ettiler.
"Senin
Manas'ını öldüren mi var, geri zekalı, cahiller ne bilir ki, kardeşin
oğullarından daha mı değerli? Git söyle." Gelir gelmez Manas'a yaranmaya mı
başladın? Git tabanını yala. Manas'tan bizim hiçbir şeyimiz eksik değil. O
dardak, yaramaz, akılsız, kara gücüne gücenen haylazdır. Kaba kuvvet, akıl ile
ortadan kaldırabilir."
İhtiyar Üsön
oğullarının kötü niyetini, saçmalıklarını işittikten sonra:
"Ben ölmek
üzereyim, babanın sözünü dinlemeyen günah işler. Tanrının yazdığını nasıl olsa
da bir gördüm" diye oğullarına beddua ederek evine döndü Üsön.
Oğulların
en akıllsı Kökçögöz kardeşleri arasında bir anlaşma düzdü:
'İhtiyar ağlarsa
ağlasın, bunu Manas'a söylemezse iyi olur. Kurumuş ihtiyarı keşke buradar
gebertseydik. Bir de Kırgız oğluyuz. Kırgız hepimiz için aynıdır. Ölürsek bir
mezarda yatacağız, yurda hakim olursak mal ve dünya bizim olacaktır. Kalmuklar
ve Çinliler ile anlaşırız. Hadi o kabadayıyı bir an evvel gebertelim. Ben gidip
durumu öğreneyim' dedi. Kökçögöz Manas'a doğru atlanarak.
Kökçögöz kötü
niyetle Manas'ın karargahına vardı. "Kardeşim biz sıcağa alışamadık, mümkünse
serin bir yer ver" dedi denemek maksadıyla.
Bahadır Manas toplantı yapıp,
danışmanlarıyla danışarak Kalmuk'tan gelen akrabalarına dağı yüksek, yeri serin
olan Kaşgar ile Andican'a yakın Sayan Caylak, Üç-su denen yeri ayırıp verdi.
Közkamanlar At-başı tarafa çabucak taşındılar.
Bahadır Manas,
danışmanlarıyla akıllıları toplayıp, uzun zamandır düşündüklerini söyledi.
"Ey millet! Geniş
Kırgız topraklarının tam ortası Talas'tır. Geniş Talas'ı Almambet'i karşılarken
görüp beğenmiştim. Tanrının verdiği güzel yer imiş. Han karargahını Talas'a
taşıyalım. Göçmeyeceğim diyen burada kalsın, ıssız yere ekin eksin"
Toplananlar
Manas'ın söylediklerini doğru buldular.
Bir hafta sonra Manas Talas'a
taşındı. Ilgın ağacı yetişen Keng-Kol, etrafı dağlarla çevrili, tepelerinde
otlayan dağ koyunları, geyik sürüsü olan, rişi kılgan, kır pelini stıpa otları
sallanan, baldıranları bilek kadar olan sağlam, bereketli yer idi. Derede
bulunan orman koyu söğütlerden oluşuyordu, dalları çınarın dallarına, kuşları da
Altay'ın kuşlarına benziyordu.
Talas'a göç eden
Kırgızlar şimdi ebedi ocağımız burası olacak diye Tanrı'ya yalvardılar, dağa
çıkıp dua ettiler, kula kısrak kurban kestiler, beyaz çadır dikip, tünekten
beyaz oğlak başını sarkıtıp salladılar, böylece âdetlerinin gereğini yerine
getirdiler.
Hızırın
himayesindeki Büyük Manas bahadır bir yıl boyunca karargahını, barikatlı
kalesini yaptırdı, rahat huzur içinde yaşadı, kibirli bahadır canı sıkıldığı
zaman kuş salıp, av avladı, karargahına bakıp oyun eğlenceyle yatıp
bekledi.
Issız yerin kurdu olan Kökçögöz kötü niyetini açığa çıkarıp
kardeşlerine hilesini anlattı.
"Manas'ı savaşarak
yenemeyiz. Ona zehir vererek onu hileyle öldürelim" dedi Kökçögöz. O Kaşgar'a ve
Kalm'a gizlice adam gönderip hayvan ve servet karşılığında zehir alıp getirtti.
'Manas'ı konağa
çağırıp, içeceğine zehir koyup gebertelim. Ondan sonra han karargahında kim ne
yapacak, hangi kadını alacak, ne kadar servet alacak, hepsini şimdiden söyleyin,
sonra birbirimizi itip kakışmayalım' dedi Kökçögöz.
Közkaman'ın küstah
oğulları Manas'ın Ak-kulasını, han hazinesini, kadınlarını, servetini kapışmak
için birbirlerinin yakalarına asılıp yumruklaşmaya başladılar. Kökçögöz kavgayı
zor yatıştırdı.
"Hey aptallar, önce Manas'ı öldürelim de sonra servetini
tartışalım" dedi Kökçögöz.
Kökçögöz ertesi gün
Manas'ı kırk çorasıyla birlikte davet edip adam gönderdi.
Sıcak yaz
günlerinin birinde Manas'ın karargahına akrabası Kökçögöz'den adam
geldi.
"Bahadır, Kökçögöz,
ağanız, Manas kardeşime haber verin, akrabasının kapısını, yaylasını görsün diye
bizi gönderdi."
Temiz, saf dürüst olan Manas akrabasına misafir olup,
iltifatını görüp gönlünü açmak için hazırlandı.
Bahadır Manas kırk
çorasıyla birlikte dinlenmeden yol yürüyüp Çeç-Döbö ovasındaki özel olarak
dikilen beyaz çadıra geldi, akrabalarıyla haşır neşir olup görüştü.
Üsön oğullarını
kötü niyetini sezip Manas'ı zehirlemesinden kuşkulanıp zehire karşı otlardan
yaptığı ilacı gizlice kımıza katıp bahadırın önüne getirdi. Uzun yol yürümüş ve
susamış misafirelere ot kattığı kımızı içirdi.
Ertesi gün Közkaman
Manas'ı çoralarıyla birlikte evine çağırıp misafir etti.
Çoraların
içinden Sırgak, Serek tan atmadan geyik avlamaya gitmişti. Kalan çoralar,
bahadır Manas'la birlikte Közkaman'a misafir oldular.
Közkaman
misafirleri ağırlamak için hiçbir şeyini esirgemeden hazırlık yapmıştı. On iki
kulaç sofra türlü türlü yemeklerle dolduruldu. Kalmuk ve Çin yemekleri çoktu,
kımız, boza, şarap yetip aşıyordu. Kırk çora silahlarını çıkarmış keyifle hiçbir
şeyden habersiz oturuyordu.
Çoralardan Baymak
ile Bozuul atlarını otlatmaya götürürlerken karşısından Mengdibay çıkıp
fısıldayarak "yemekleri yemeyin, zehir koydu" deyip yanlarından geçti. Sabahtan
beri çoralar bunun doğru olup olmadığın bilemediler, ya da Manas'a söylemeye
cesaret edemediler, kendileri kımız, boza içiyor gibi gözüküp saklandılar.
Bahadır Manas ve kırk çora içtikçe susayıp, bozayı, şarabı ve kımız
karıştırıp içtiler, içleri yanıp gözleri karardı. Başları dönüp, şuurları gitti,
dilleri tutulup bayıldılar.
Baymat ile Bozuul bir ara evden sendeleyerek
çıktılar. Şuurlarını kaybederek ağlın bir tarafındaki atlarının yanına ulaşır
ulaşmaz düştüler. Gerçekte ise iki çoro iyi idi, Közkaman'ın yiğitlerinin
kuşkulanmaması için mahsus böyle yapmışlardı.
Kurnaz Közkaman
kardeşlerini Baymat ile Bozuul'un bulunduğu yere çağırıp
danıştı.
"Yetişiniz kardeşlerim, tamamını ortadan kaldırdık. Hepsi
zehirlendi. Bu gece hepsi ölecek. Manas da ölecek. Kalanlarını koyun gibi
boğazlayıp gebertelim" diyerek üzerlerini silkeleyerek kalktılar.
Bozuul, akşama doğru beyaz eve gizlice bakıp kırk yiğidin bitkin halde
uzanıp yattığını gördü. Sadece Bahadır Manas bitkin bir halde sağa solo
sallanıyordu, hareketlerini kontrol edemiyordu, gözü karardığı, başı döndüğü
için çok zor oturabildi.
Kökçögöz eline kılıç alıp, Manas'ın üzerine
atıldıysa da arkasına dolanıp, bir türlü yaklaşamıyordu. Üsön'ün yarı sarhoş
oğullarının bazıları bu sırada Manas'ın lehine elinde olmayan altınları kapışmak
için söz dinlemeden, ikiye ayrıldılar, ikişer ikişer tutuşup yumruklaştılar, her
şeyi altüst edip birbirlerini sürükleyerek evden çıktılar.
Epeydir bir
kenarda gizlice bakaduran Bozuul, çabucak eve girip:
"Yapma Bahadır
Manas. Aç gözünü, burada bakıp durulur mu, burada ölünür mü" diye kulağına
bağırıp, çaydanlıktaki suyu yüzüne serpti, elinden tutup yardım etti.
Şarhoş yatan Manas
Bozuul'un sözünü işittikten sonra kendine gelip etrafına bakındı. Bitkin düşen
çoralarını görüp kuvvetini toplayarak yerinden kalktı. Bozuul, bahadırı
koltuklayarak kimseye sezdirmeden atları yanına götürdü. Baymat'ın hazırladığı
ata Manas'ı bindirdi, Ak-kula, sevgili sahibini görünce
kişneyiverdi.
Oynayıp duran atı gören Kökçögöz bağırdı:
"Hey köpekler!
Hepinizi cin çarpmış, Manas ata binip gitmiyor mu! Eyvah, öldünüz! Manas sizi
gebertecek! Takibedin!".
Kökçögöz Manas'ın
boz evde kalan yay ile okunu alıp üzerine ok yağdırdı ve Manas'ın peşinden
gitti.
Manas at üzerinde
eskisi gibi oturamadığı için nehrin kıyısına geldiğinde oturalkaldı. Kökçögöz
arkasından yetişip geldi.
Bahadır Manas hemen yerinden kalkıp
Kökçögöz'den kaçtığına üzülüp Tanrıya yalvardı.
Bahadır Manas atına
binerek kaçıp taşlı kayalı dar bir yola girerken Kökçögöz yayı Bahadıra attı.
Manas atıyla
beraber yuvarlanarak büyük bir ardıç ağacının üzerine düştü.
Kökçögöz ardıç
ağacına varıp Manas'a bakmadan o baş belasını öldürdüm diye atının başını
çevirdi.
Kökçögöz gelip baktı ki, avlu alt üst olmuştu. Manas'ın kırk
çorasını yer mi yuttu. Yoksa kendilerine gelip kaçtılar mı, hiç izleri yoktu.
Kimse onları görmemişti. Küçük kardeşleri kırk çorayı değil, servet kapışmakla
uğraşıyorlardı.
"Hey, aptallar
durun! Manas'ı öldürdüm. Şimdi birimize itaat ederek iş görelim. Hanlığı bana
veriniz. Manas'ın tahtına oturup, kadınını alıp, atına binip, altın dayağını
alayım. Her birinize istediğini vereceğim" dedi, huyu bozuk Kökçögöz göğsüne
vurarak "yarlığımı dinleyin! Han kuralını, âdetlerini bozmıyalım. Yarın atlanıp
karargaha varıp Kanıkey'e söyleyin, biran evvel cevabını alın. Bana geleceğim
derse yedi ay siyah giyinip yas tutayım demeden şimdi gelsin. Gelmeyeceğim derse
omuzunu delelim, iyice tuzlayalım".
Kökçögöz Manas'ın
karargahına Mendibay ile Mazeke'yi gönderdi
Avlanmaya giden Sırgak ile
Serek bir kula boyun geyiği takibettiler ama bir türlü avlanamıyorlardı. Her
defasında attığı ok bir tarafa kaydı. Akşama kadar çok zahmetler çektiler. Bu
geyik değil sanki bir belaydı. Ya da kendilerine gönderilen bir işaret mi
olduğunu düşünerek yorgun bir halde Kökçögöz'ün avuluna geldiler.
Avul sanki kazılan
karınca yuvası gibi altüst olmuştu. At sürülerini süren oğlan avul civarında
olup bitenleri anlattı.
"Kökçögöz Manas'ı
kırk çorasıyla birlikte öldürüldü. Avulunu han karargahına taşıyor." dedi çırak
oğlan.
"Manas'ın cesedi
nerede, biliyor musun?" diye sordu Sırgak gözü yaşlı ağlayarak.
"Kökçögöz, Manas bahadırı Kara-Dağ'ın içinde öldürmüş diyorlar. Cesedi
kayada kalmış" dedi oğlan.
Sırgak ile Serek
avula tek başlarına saldırmaya cesaret edemeden, Manas'ın durumunu öğrenelim,
yaşıyorsa görelim ölmüşse cesedini bulup götürelim diye koşturdular.
Toprağı oya oya
basan Ak-kula'nın izi taşa bassa da belli olurdu. İki çora izi takibederek dağ
geçidindeki dar yola gelerek durakaldılar. Ak-kula'nın izi buradan öteye
gitmemişti, taşta kan damlası vardı. Kayanın üstünden eğilip dikkatle baktılar
ki ev kadar büyük bir ardıç ağacının üzerinde Manas rengi beyaz kesilerek
yatıyordu, yanında Ak-kula başını eğip duruyordu.
İki yiğit atlarını
bırakıp dağdan aşağıya yuvarlanan taş gibi telaşle, Manas'a
ulaştılar.
Bahadır Manas çok kan kaybetmişti, yay oku omuzundan girip,
akciğerinin üst tarafına saplanmıştı. Bahadırın ölmemesini sağlayan gök ardıç
ağacı idi.
İki çora Manas'a su
verdiler, yarasına ilaç sürerek ayılttılar.
"Bana ne oldu?"
dedi ayılan Manas gözlerini açarak Sırgak'a bakıp:
"Bahadır,
öğrendiğime göre Kökçögöz kımız, bozaya zehir koymuş, kendine gelip kaçtığında
peşinden takibeden Kökçögöz kendi oku ile beni vurmuş, dedi Sırgak."
"Ey
Bahadır" dedi, sözden geri kalmayan Serek "Nefis insanı bu yollara düşürür. Siz
şarabı değil, şarap sizi içmiştir. Tırnak kadar bir ok değse güvercin gibi
yatakalmışsın, başını kaldır, bahadır".
Bahadır Manas
üzüldü.
"Vay anasını, yalan
dünya! Ya at üzerinde savaşta, ya dövüşüp okla ölmeden nefis yüzünden kötü
akrabaların zehirinden kötü adla ölseydim halk ne derdi. Düşmanlar ne sevinirdi.
Manas korkunç sahrada iki gün boyunca döşek üstünde başını eyere koyarak yattı,
aklına bin türlü hayal geldi, yarası iyileşmedi, iki çorasının bakımıyla inleyip
yattı.
Manas gözünü açmış yatıyordu, bir anda ağaçlar hışıldadı. Çırpınan
ve uluyan birinin sesi duyuldu. Bahadır Manas'ın sekiz yaşındayken rastladığı ve
uzun zamandan beri can yoldaş olduğu kırklar sanki hayvanları sürerek geliyor
gibiydiler, arslanlar, parslar ayılar acılar içinde yatan Manas'ın yanına gelip
her biri bahadıra bir ilaç sundular.
İçmesini
beklediler.
Manas onların
verdikleri ilaçları içtikten sonra gözlerini faltaşı gibi açtı, tamamen iyileşti
ve ağrısı da kesildi yerinden fırlayarak kalktı, eskisi gibi oldu.
Manas iki çorasını
şöyle dedi:
"Bahadırlar, beni kırklarım iyileştirdi. Şimdi kırk çoranın
haberini alalım. Sonra halka varalım" onlar atlarına binip her yere baktılar.
Rastladıklarından soruşturup kırk çorayı aramaya koyuldular.
Kökçögöz, Manas'ın
karargahında Kanıkey'den cevap almaya giden yiğitlerini bekledi. Yiğitleri
perişan bir halde döndüler. Kalçasına hançer yiyen Mengdibay feryat
ederek:
"Bahadır Kanikey'e
varıp 'Manas öldürüldü, hanlık mevkini yad adamlara kaptırmayacağım. Kardeşimin
yerine ben han olarak alacağım, dul kalan kadınını kendime alacağım, yas
bitinceye kadar bekleyemem" diye bizi Kökçögöz han gönderdi, açıkça cevabını ver
diye Kanıkey'e söyledik. Öfkeli kadın Kanıkey: "Kötü rüya görmüştüm. Demek bunu
görmüşüm. Kökçögöz'e gitmeyeceğim, ondan göreceğimi Tanrıdan göreyim, o zamana
kadar senin gibi bir kurnazı Manas'ın ruhu için geberteyim diye hançeri kalçama
sapladı" dedi Mengdibay ağlayarak.
Kökçögöz Manas'ın karargahına
saldırıp, han sarayını yağmalamak, halkını aç ve çıplak bırakıp zulmetmek, ondan
sonra Kanıkey'le evlenip tahta oturmak istedi.
Kökçögöz avulunu
Talas'a taşıdıktan sonra, Manas'ın karargahına askerleriyle beraber geldi.
Karargahtaki halk
ne kımıldadı, ne de telaş gösterdi. Halk Manas'ın öldüğüne
inanmadı.
"Bahadır Manas'ı hangi düşman gizlice gelip öldürebilir ki.
Nasıl olur da kırk çorasının biri dahi sağ kalmaz!" sağ kalan varsa bizi bulur,
bize haber verir! Dedi halkın çoğu şaşırarak.
Buna sinirlenen
Kökçögöz, han karargahının malını yağmalatıp Manas'ın mülküne el uzattı. Üsön'ün
sözünü dinlemedi, aksine babasına sinirlenip onu azarladı.
Kökçögöz,
Ceti-Tör'deki Kanıkey'e adam gönderip "benimle evlensin, cevabını açıkca versin,
yoksa iki karargahını yakarım" dedi.
Çaresiz kalan
Kanıkey rüyasını yorup Manas bir boz koçun belini kırmış, ufak kızıl bir taşla
koçu öldürmüştü diyerek "yetmiş gün sonra Kökçögöz alacağım derse kabul ederim"
diye süreyi uzattı. O zamana kadar Manas'ın durumunu öğrenirim, bahadır
yeryüzünde sağ ise haber ulaşır diye umutlanıp aracıyı geri
gönderdi.
Kanıkey'in ileri sürdüğü şartı Kökçögöz kabul etmedi. Çünkü
güçlüydü, kuvvetliydi.
Kökçögöz
askerleriyle Manas'ın karargahını bastı, karargahtaki Çıyırdı'yı beyaz
çadırından kovup ona buzağı besletti. Söz dinlemeyen Kanikey'i zorla karargaha
getirtip ona gündüz koyun güttürdü, gece ona ağılda gecelemeye zorladı. Manas'ın
iki kadınına Karabök ve Akılav'a saldırdı.
Halk aciz
kaldı.
Manas kırk çorayı
bulmak için dolaşmadığı yer, gitmediği dağ kalmadı. Sonunda arayıp tarayıp
onları ormanın civarındaki iki çınarın gözünden buldu. Kırk çora yarı uyku
halinde bitkin yatıyordu. Bahadır Manas onlara su içirip, ilaç verdi, geyik eti
yedirerek onları ayılttı. Aslında, Közkaman'ın oğulları birbirlerine girdikleri
zaman hasiyetli kırklar kırk dua ile bir günlük uzaktaki bir yere atlarıyla
beraber uçurup bırakmışlardı. Akılları başlarına gelip bir çok bahadır Manas'ı
görünce birbirlerine sarılıp ağlaştılar.
Kırk çoranın atları, Ak Kula'nın
kişnemesini işitince onun kokusunu alıp her taraftan çıka geldiler.
Bahadır Manas kırk
çorasını bulduğuna sevinip sevinçten taşları parçalayıp, biran evvel halka
ulaşayım diye atının dizginini serbest bıraktı. Durup dinlenmeden doğruca
Talas'a girdi.
Talas'a vardığı
zaman Kökçögöz'ün kendi hazinesini, malını mülkünü, kadınlarını kardeşleri
aralarında yaplaştırdığını öğrendi:
Bahadır Manas
çoralarıyla beraber Kanıkey'in beyaz çadırını bularak önce avulun baş tarafına
yerleşti.
Kanıkey gözyaşlarını yağmur gibi dökerek bahadıra çektiği
eziyetleri anlattı. Öyle bir ağlıyordu ki, buna insan dayanamazdı.
"Altın başın kut
olsun bahadır!"
"Başına felaket
gelmesin! Tanrı korusun bahadır" Halk sevinçle Manas'ın sağ dönüşünü kutladı,
beyaz çadıra akın etti.
Bahadır Manas
Kanikey'in ve halkın derdine dinledi. Sonra Kökçögöz'ün evini yok
etti.
"Manas kırk çorasıyla avula geldi, evine yerleşti" denen haberini
duyan Közkaman'ın oğulları birbirlerini bıçaklayarak yok olup
gittiler.
Bunların halini
gören veya duyan halk Tanrı böylesini kimseye göstermesin diye dilekte
bulundular.
"Tanrım adaletle
kendisi cezalandırdı"
"Niyeti kötü olanın
sonu böyle bitecektir."
"Akraba laftadır,
kötü akrabadan iyi komşu yeğdir."
Bahadır Manas danışmanlarını ve yakın
akrabalarını çağırıp Közkaman'ın oğullarının defin işleri hakkında onlara akıl
danıştı.
"Akrabalırımın
davranışı gözümü açtı. Bu olay kulağıma küpe ve hayatım boyunca unutamıyacağım
bir ders oldu. İyi insan niyetini bozmaz, dünyada akılsız köpekler
birleşemezler. Bunlara kılıç kaldırıp elimizi kana bulaştırmadık. Mert yaşar,
köpek ölür! Bunları toprağa vermek bizim görevimiz, kardeşler" dedi Manas.
Bütün millet
toplandı ve söylenenleri doğru buldular. Uzak bir yerde derin bir çukur kazıldı.
Közkaman'ın oğullarının cesetleri, silahları, atları, aletleri, giysileri ve
servetleriyle oraya getirildi. Üzerlerine Talas'ın ormanında toplanmış kuru
ağaçlar konularak yakıldı. Ateş söndükten sonra üzerini toprakla kapıtıp sonra
da taşla örttüler.
Manas kırk çorasına akıl danıştıktan sonra, Tanrıya
dua edip ak boz kısrağı kurban kesti. Kanıkey adetlere göre Manas'ın eski
giysilerini yoksul ve zavallı kimselere dağıttı.
"Bundan sonra
kötülük gelmesin! Halkın başından felaket bununla beraber gitsin!" derviş ve
bahşılar ellerindeki davulu çalıp, sıçradılar, ağılın kenarında yırtık
elbiselerden kirli ve eski keçeden haydut şekli yaparak ardıç ağacıyla yaktılar,
çoluk çocuğa ateşten atlattılar, beyaz çadır ardıç dumanıyla
tütsülediler.