KÖKÖTÖY HAN'IN
AŞI
Tekkeye benzeyen Taşkent'te Türk kabilelerini yöneten Canadil'in oğlu
kökötöy sadece Kırgızlar arasında değil, Tacik, Oogan, Araplar arasında da,
dahası bütün dünyada ünlüydü, akıllı ve sevilen gözde bir adam idi. Aç Kırgızın
dayanacak dağı idi, düşmanına ok idi. Saldırdığını canlı bırakmayan atmaca idi,
gerçek hazine de o idi. Enenmiş deveye havut vurup yük yükler, at koşturup
dünyayı dolaşırdı. Büyük servet sahibi idi. kökötöy'ün serveti ilkbahardaki
otlar gibi büyümüş, çoğalmıştı. Gök nasıl yıldızlarla zengin idiyse, yer yüzünde
de kökötöy öyle zengindi. Onun Alay'da yüz bin, Kara-kulca'da yüz bin sarı başlı
koyunu, iki yüz bin devesi vardı. Ambarında biriktirdiği paraları dağ gibi
olmuştu. kökötöy'ün altın hazinesinde altın dolu kırk adet demir sandığı olup,
onların yüz dili dokuz anahtarı vardı. Bu sandıklarda iki duvar olabilecek kadar
gümüş, zümrüt mercan gerdanlık, kızıl altın, beyaz gümüş sebikesi, daha pek çok
mücevher saklanıyordu.
kökötöy seksen dört
yaşına gelene kadar pekçok kez evlendi, bu yönden bir derdi yoktu. Evlendiği
kadınlardan on bir kızı ve Bokmurun adında yalnız bir oğlu olmuştu. Bir oğluna
nazar değmesin diye kimsenin dikkatini çekmeyen nahoş bir ad verdi. Başkalarının
eski giysilerini getirip ona giydirdi, avul reisi olduğu halde oğluna ateş
istetti, böylece oğlunu nazardan uzak tutarak büyüttü. Şimdi beş yaşına girip
olgunluk çağına ermiş olan Bokmurun çevik, olgun ve akıllı bir adam olmuştu.
Oogan'ın zenginin kızıyla nişanlanmak için gittiği günden beri yaklaşık üç aydır
kendisinden hiç haber alınamadı.
O günlerde üzüntülerin ardı ardına
gelmesi yüzünden ihtiyar kökötöy cidden hastalandı. Ecelinin geldiğini sezen
akıllı kökötöy f'ni dünyadan giderken Kırgızların ağası, kendisiyle yaşıt, söz
bilir Bay'ın oğlu Baymırza'yı yanına alıp çok sevdiği beş kadınını da yanına
oturtup vasiyetini söyledi.
"Baymırzam, sözümü
dikkatlice dinle, vasiyetimi dinlemeyen, iyiliği görmeyen oğluma ve bütün
halkıma sözümü eksiksiz ilet. Görecek günüm, içecek suyum bitti. Hepimizden
razıyım. Ben öldükten sonra oğlum zarar görmesin. Malı mülkü saçıp savurmasın,
gelin kızın düğünündeki gibi, kocakarı aşında olduğu gibi üç inek kesip mütevazi
şekilde gömsün. Dünyaya kökötöy öldü diye haber vermesin, düşmana toprakları
çiğnetmesin, halkı telaşlandırmasın. Kardeşim Manas ile danışsın. Emanet sözüm
budur..." kökötöy vasiyetini söyleyip bitirdi. Ağzından gök rengi duman çıktı ve
gözünün nûru sönerek dünyadan göç etti.
kökötöy bayın
çadırında, Iraman'ın Irçı oğlu, halk adetine göre kopuzun eline alıp kökötöy
bayın ölümüne, ilk olarak sağu söyledi.
"İşte bu yalan dünya, kimlere
vefa etti? Ne yapmadı bu yalan, başı sağlam, kökü viran dünya? Altın başlı han
da geçti, arslan yürekli er de geçti gitti. Yüce Tanrı kulak gökteki kuşlara
acıyıp, söz ustası kökötöy'ü mü götürdün? Yalan dünya, yalan dünya! Bağrı derin
kara yer olan dünya, sen kimlere acıdın? Kuş dilinden anlayan, halkın başında
öten Köketöy'ü niye götürdün! Ah bu f'ni dünya, Tanrının hükmüne hiçbir çare k'r
etmez, o hüküm her bendeye mutlaka bir kez gelir..."
kökötöy hanın
arkasında, hayattayken birer birer biriktirip topladığı Ceti-Su dolusu kadar
vefasız mal, biricik oğlu ve yedi ev dolusu altın ile gümüş kaldı.
kökötöy'ün oğlu Bokmurun Tülkü bayın kızı Kanışay'ı alıp geldiğinde
babası ölmüştü. Babasının vasiyetini dinleyemediğine üzülen Bokmurun ağlayarak
suya salınan çubuk gibi büküldü, acı acı hıçkırdı.
Talihsiz yeni
gelin, beyaz eşarbını başına koymadan ay yüzü yaşla ıslandı, gönlü karardı. Bunu
farkeden kadınlar "Gelinin ayağından, çobanın dayağından" diye laf çıkardılar.
Baymırza Bokmurun'u
yanına çağırıp dostunun can çekişirken söylediği vasiyetini ona anlattı:
"Rahmetli candostum 'Oğlum Bokmurun Manas'a gitsin, danışsın' diye
buyurdu" Baymırza dostunun emanet sözünü ilettikten sonra rahatladı.
Bokmurun babasının
Maaniker denen tulpar atına binip, kimseye söylemeden Talas'taki Manas'a doğru
akşamleyin yola koyuldu. Manas, Altay'dan göç edip Ala Dağ'a birazcık hayvanı ve
dağınık halkıyla geldiği zaman karşısına çıkıp, sungur, boz at ve çok sayıda
hayvan hediye eden, yetecek kadar yer veren, düşmanın beraber kovulmasına yardım
eden kökötöy idi. Manas, kökötöy'den çok iyilik görmüştü, hayatını ona borçlu
idi.
kökötöy'ün,
Maaniker isimli atı Kambar Ata'dan kalmıştı. Maaniker'in görünüşü diğer
hayvanlardan farklıydı, cinsti, dayanıklıydı, aşırı sıcakta su içmeden kırk gün
koşabilirdi, sivri kulaklıydı, koştukça hızlanır, rüzgarı, geride bırakır, önüne
hiçbir şey geçemezdi, yürük at gibiydi. Gözlerine kahkülden perçem konulmuştu,
yeryüzünde, hayvanlar arasında böylesi bulunmazdı. Maaniker Bokmurun'u ok
hızıyla Talas'a ulaştırdı.
"Bahadır, babam ölürse ölsün, babamı gören
ölmesin derler ya. Babam vasiyetinde beni layıkıyla gömün, aşımı güzelce verin
demiş. Sizinle danışmamı söylemiş. Babam gömülmek üzere kaldı. Şımarıklık yapıp
halkın değerini bilmemişim. Çaresiz, akıl sormak için size geldim, bahadır" dedi
Bokmurun Manas'ın karşısında ağlayarak.
"Lanet olsun, şu
Taşkent'te, Semerkant'ta akıl danışacak büyükler kalmamış mı? Adetleri bilen
ihtiyarlar, akıllılar bir gence nasihat vermiyorlar mı?" dedi Manas kızarak
"Seni Kırgızların sarık gibi kuvvetli bir yiğidi diye düşünüyordum, aslında kof
bir şeymissin sen. kökötöy gibi babam ölmüşse "kökötöy babam öldü, Manas'a haber
verin, gelip toprağa versin" diye yiğitlerini göndersen düşmana sır vermesen
olmaz mıydı? Hızır gibi rahmetli kökötöy babamdan iyi insan yok idi. Gitmek
borcumdur."
Bokmurun önüne
bakıp durdu, incinmişti.
"Olan olmuştur. Şimdi geri dön, Han babanın
bayrağını devral. Mübarek naaşını yıkayıp debdebe ile göm. Han babam öldü diye
millete haber ver. Kimseye açık vermeden hükmünü söyleyip bana haber ver." Manas
gelmezse öcümü alacağım diye gözdağı ver. Ben buna darılmam. Ne dersen de,
başında bir kötülük vardır. kökötöy'ün oğlunun Kırgızlara söylemesi gerekirdi.
kökötöy'ü usulen gömüp işi hallettiler diye laf çıkarılmasın. Sonrakilere örnek
olsun, arkanda iyi söz kalsın. Babandan bunları esirgeme, naaşı kırk gün tut Mal
mülk bulunur."
Bokmurun bütün gece
yol yürüyerek evine ulaştı. Onun Manas'a gittiğini kimse bilmedi.
Bokmurun kaleden
uzak bir yere özenle bir ak otağ dikti. Babasının naaşını kokulu otlar ve ardıç
ağacıyla örtüp koydu. kökötöy'ün kızın sancağını otuz beş kulaç uzunluktaki
direğe bağlayıp tünekten çıkardı. Halkın geleceği tarafa çapraz ber ev
diktirerek sokak yaptırdı. Epey uzak bir yerden gelip ağlamaya başlayan
kişilerin başlarına siyah bağlattı. Onları sıraya dizdi.
Bokmurun
babamın mezarına toprak atsınlar diye sırasıyla Kırgızlara, el ayak olarak
yaşayan Kazaklara, avuldaş Noygutlara, özel olarak Bahadır Manas'a, Er Kökçö'ye
ve bütün Türklere haber verdi.
Başına beyaz örtü
örterek, yürük atlarının kuyruklarını bağlayıp altın elbise giymiş seyislere
Bokmurun emretti.
"Manas Han'a
bildirin! kökötöy babamın mezarına toprak atsın. Gelip hizmet etsin. Gelmezse
öcümü alacağım."
Toplanan halkın
çoğu Bokmurun'u beğendi. "Babası öldükten sonra aklını buldu, sözü yerindedir.
Manas'a gözdağı vermesi yiğitliktir." Diye hürmetle sözünü dinlediler.
Otuz altı gün sonra Bahadır Manas, seksen bin adamıyla birlikte kızıl
sancaklı çadıra, at üzerinden ağlayarak geldi. Otuz bin yoldaşıyla Erkökçö de
geldi.
Bokmurun, eline
sopa alarak ağlamakta olan on altı bin oğlanın arasında sağu söyleyip üzüntüsünü
ifade ediyordu.
Rahat içinde
yaşayan, halk arasında sayılan ve sevilen ihtiyar kökötöy'e halkın tümü baş
eğerek gözyaşı döktü.
Bey oğlu Bokmurun,
naaşını toprağa vermek için gelen halk içindeki öksüzlere, fakirlere evcil
hayvanlardan sadaka dağıttı, hazinesinden altın gümüş saçtırdı, kalabalığın
tamamına türlü yemekler yedirdi.
kökötöy Baya, saygı göstermek için
gelen halkın çokluğu şundan belli ki kabire atılan toprak dağ gibi yükseldi.
Eline kuş konduran,
kemer kuşanan aksakallının resiminin çizildiği kayaya şöyle yazıldı:
"Üzerinde elbisesi,
yiyecek aşı olmayan halkı topladım, birleştirdim, halk yaptım, dertsiz kıldım.
Nice yıllar parolamı, adil törelerimi mukaddes bildim. Yufkayı, azı toplamak
kolaydır, inceyi koparmak kolaydır. Yufka kalın olursa toplandığı zaman kuvvetli
olur. İnce yoğun olursa koparmak zordur. Bahadırın bin, başın bir olsun. Bunu
işit, hatırla halkım!"
kökötöy Bayın aşı, Kırgızların ileri gelenlerince
verildi, diğer halklar gittikten sonra Bokmurun yakınlarını toplayıp Tanrı adına
aş vermek için sohbet kurdu.
"Üç yıl sonra babam
için dünyaya duyulacak bir aş vereceğim. Babamın aşına atının ayağının değdiği
yerlerdeki halkın tümünü çağıracağım. Hazırlık görün ağa kardeşler!" dedi
Bokmurun.
Kırgızlar kökötöy
Bayın aşına hep beraber hazırlık yapmaya giriştiler.
Üç yıl olduğu
zaman, hazırlıkları bittiğinde Bokmurun han kalesine kökötöy Bayın gök sancağını
uzun direğe geçirip, her yere beyaz çadır diktirdi.
Bokmurun
akrabalarını, Katagan'dan Koşoy'u, Kazaklardan Kökçö'yü, Ooganlardan Akun'u,
ayrıca akıla akıl katacak bilgiçleri yanına çağırdı, Bokmurun halkın büyüğü olan
Koşoy'a bakarak şöyle dedi:
"Ağalarım,
kardeşlerim, kız almaya gidip babamın vasiyetini kendi ağzından işitemediğim
için içim yanıyor. Şimdi babamın Baymırza amcama söylediği vasiyetini yerine
getireyim. Merhum babamın hayvanlarını, mal ve servetini esirgemeyim. Üç yıl
boyunca her türlü serveti topladım. Dünyaya duyulacak şeklide aş vereyim.
Kırgızların adetini dünyaya göstereyim, at keseyim, pehlivan güreşi, yiğit
yarışı, kel vuruşması yaptırayam, deve çözme, gümüş sebikesi atma oyunlarını
düzenleyim. Buna ne dersiniz?".
Toplantıyı yöneten
Koşoy sakalını sıvazlayarak güldü.
"Bunları yaparsan farzını yerine
getirmiş olursun, babanın ruhu ş'd olur. Bu kadar hazırlık yapmışsın, dediğini
yap."
"Koşoy amca akıl
verin. Aşı nasıl verelim? Atı nasıl keselim? Debdebesini nasıl yapalım?" dedi
gök yeleli oğul Bokmurun, "davet edeceğim konuklar Taşkent'e sığmazlar. Koşoş
amca buna ne dersiniz? Aş verilecek yeri siz seçin. Aş törenini siz
yönetin."
"kökötöyciğimle
kuşun iki kandı gibiydik, bir kanadım kırıldı. Yiğidimin naaşını toprağa verdim,
şimdi büyük aşına da kendim yöneteyim." dedi ihtiyar Koşoş teklifi kabul ederek.
.
Toplantıdakiler tartışa tartışa sonunda eğlence düzünlemeye, at yarışı
yapmaya elverişli yer olarak Koşoş teklifi kabul ederek.
Toplantıdakiler
tartışa tartışa sonunda eğlence düzenlemeye, at yarışı yapmaya elverişli yer
olarak Koşoy'un seçtiği geniş Karkıra'yı beğendiler.
Yaz sıcağı
bastırdığında, hayvanlar semirip etle dolduğunda, sonbahar günleri geldiğinde
Bokmurun çeşitli yerlere önceden haber gönderip Kazak ve Kırgızlardan üç yüz bin
boz ev toplattı, yüz elli bin halkı seferber edip yeryüzünün toz duman ederek
Karkıra'ya göç ettiler.
Göçün başında bulunan yurt büyüğü Er Koşoş
hayvanlar bitkin düşmesin diye her on günde bir ara verip yavaş gitmeyi yeğledi.
Altın nakışlı gök bayrağı taşıyan kalabalık göçün başına ve ayağına göz
ulaşmıyordu, önü ve arkası üç günlük mesafeye kadar uzamıştı. Göçün başında
kırmızı renkli elbise giyinen, yorga (at) ya binen gelinler, kızlar üzerine
kırmızı kilim örtülen horgüçlü develeri ipekten yapılmış iple çeke, hanımlar,
patırtıyla at süren yiğitler Karkıra'ya kafile halinde gidiyorlardı. Üç yıl
boyunca siyah giyinip, siyah başörtüsü örtüp, Ak otak'ta yas tutan kökötöy'ün
sevdiği Ayımkan, Gülkanış, Külayım, Külcar, Aykanış adlı eşleri bağırarak sağu
söyleyip girdiler. Altmış kadın da onlara katılarak karşılıklı şiir
söylediler.
Bereketli Karkıra, dağları otla örtülen, havzası yayla,
tepeler yayvan, suyu berrak, odunu bol, tozsuz dumansız, yeşillik, rişî kılgan,
otu bol, çukuru filan olmayan, at yarışı yapılabilecek derecede düz, aş vermeyen
elverişli bir yer idi.
İhtiyar Koşoy amca
nakışları altından olan sancağı göğe kaldırıp, Kerkabılan adlı yürük atına
binip, altın tığlı baltasını beline bağlayıp, bir ay at üzerinden inmeden aş
gamını yedi.
Bereketli
Karkıra'ya otuz günde üç yüz bin boz ev dikildi. Ünlü hanların kalacağı boz
evlerin dikildiği yer dize kadar kazılıp, sırıkları üstüste tutturuldu, gümüşle
işlenmiş tündüğü daha gösterişli bir şekilde yapıldı, bir baştan öbür başa kadar
ev dikildi, evin duvar çatıları beyaz çuha ile kaplandı. Sırıkların uçları ise
kırmızı çuha ile sarıldı. Beyaz çadırın içine özenle ipek yorganlar üst üste
katlanıp konuldu, arslan, ayı derisini keçe üstüne serdirtti, gelene heybetli
gözüksün diye, kapının önüne arslan heykelini taştan yaptırttı, kapının iki
tarafına konulan arslanlar bakanların hoşlarına giderdi.
Sadece
verilecek yemeğin etini, odununu hazırlamaya, yer ayarlamaya hizmet etmesi için
doksan bin yiğit görevlendirildi.
Bokmurun
bilginlerinin en iyi olanlarıyla danışıp, babamın malını mülkünü azaltmayayım,
toplamış olduklarını debdebesi için harcayım, dillere destan olsun. Bir asır
unutulmayacak şekilde misafirleri davet için dört tarafa adam gönderildi.
Haber iletmede halk
arasında Caş Aydardan iyisi yoktu. Kısa boylu Caş Aydar altmış çeşit dil bilen
cana yakın, iyi-kötü söz söyleyene soğukkanlı akıllıca cevap verebilen,
vatansever yiğit idi. Caş Aydar (cevşenli veya duvalı) cüppe giyip Maanikere
biner, Bokmurun gibi gittiği yerde "Aşda at yarışı, er yarışı, güreş, her çeşit
yarış oyun olacak, gelin marifetinizi gösterin, gelmeyenler Bokmurun'un
bedduasına kalacak diyerek sözü göğsüne sıkı bağlayıp yola çıktı.
Eh
Maaniker, atların arasından çıkan beyaz benekli, birbirine girmiş otun üstünde,
bulutlu göğün altında uçan kuş ile yarışan, yaygara duysa şaşmayan, gürültü
duyunca saklanan, ayın karanlığında bir izin üstüne tekrar basmayan, taşa basan
maral gibiydi, üç ayda gidip geldi.
İki aydan sonra
kökötöy'ün aşına misafirler gelmeye başladı. Her milletin hanına ve yiğitlerine
ayrı ayrı çadırlar kurulmuştu.
Aşa ilk olarak
gelenlerden Manas'ın babası Cakıp vardı, ardından Surkiyik denen atına binip, on
üç gün yol yürüyüp dört bin asker alıp, yiğit Bağış geldi, aşa gelen giden çok
olur, baban varken el tanı, atın varken yer tanı diye, oğlu Toltoyu da
kendisiyle getirmişti. Ardından kökötöy'ün aşını hazırlayan, aşa saygıyla ve
selamla geleceğim diye avuluna dönen Er Koşoy beyaz atına binerek geldi... Ondan
sonra Kokan hanı Cügörü 12 bin askeriyle, ondan sonra da yine 12 bin askeriyle
birlikte Ahun hanı geldi. Andıcan'dan kır sakallı Tınıç Beğ, Samarkand'tan
Sancibeğ 10 bin askerle geldi. Kokan hanı Kozu Beğ, Margulan'dan Malabeğ, Altı
Şaar'dan Alabeğ, Buhara hanı Temirhan olmak üzere dört han 20 bin askerle geldi.
lErtesi sabah erkenden davul sesiyle beraber Catkal denen yerden
sivrilmiş sırlı mızrağını eline alan Telkazıl adlı atına binen, güreşte kimseye
yenilmeyen, karşısına kimse çıkamayan, doksan erin gücüne denk derecede kuvvetli
olan Muzburçak geldi. Noygut'tan Karaça boz ala atına binip 90 bin askeriyle
birlikte Lop nehrinin kıyısından bu yana nice dağları ovaları aşarak
geldi.
Tam öğlen vaktinde
kutha tarafından çok dil bilen, sözünü tutan Eybit Han'ın oğlu Er Ürbü 6 bin
askeriyle birlikte geldi. Sarı-Arşan'a yerleşin, atları cins, demirden zırh
giyen, pirincini överek satan, kadınlarını kız diye öven Kazakların başı Kökçö
kagala atına binerek, gök bayrağını dalgalatıp 40 bin askeriyle birlikte geldi.
Gün boyunca geniş Karkıra atlarla doldu, halk karıncalar gibi kaynıyordu.
Dünyanın dört tarafından gelen sayısı belli olmayan misafirler, adı sanı ve
nereden geldiği belli olmayan ozanlar ve kahramanlar sel gibi akın akın
geliyorlardı.
Bokmurun gelen
misafirleri karşılayıp her geleni koyun, inek, at keserek ağırlıyor, rüzgar gibi
ordan oraya koşup duruyordu. Ay ışığıyla aydınlanan gecelerde her çeşit oyun
oynandı, çalgılar çalındı, şarkılar söylendi, türlü türlü eğlenceler düzenlendi.
Üç gün sonra yer altında yedi sene gezen yer üstüne geleli yedi gün bile
olmayan, bir et bir kemiği kalan Er Töştük "kökötöy babam bana çok iyilik
etmişti, peşine alıp geniş dünyayı göstermişti, aşına gitmezsem olmaz" diye
Çal-Kuyruk atına binip dört bin kuvvetli askerini alarak geldi.
Arkasından
tuttuğunu sağ koymayan heybetli, güçlü Eştek oğlu Camgırcı yedi ben askerle
geldi. Konuklar on iki gün kaldılar. Gelen konukların en azı Aykoco'nun üç adamı
iken, en fazlası yetmiş bine ulaştı. Altmış yere birbirinden farklı bayrak
dikildi.
On ikinci gün, yedi
bayrak taşıyan kalabalık Kalmuk ve Mançu büyük bir gürültüyle geldi. Bu kimin
ordusu diye civardaki karakola sordular, gelenler Çong Coloy (Büyük Coloy)un
ordusu idi.
Coloy'un vaziyeti şöyle idi: Ergenlik çağına geldiğinde onu
kaldıracak at bulunamadığı için, yedi yıl yaya yürüyen, kan kokan dev idi.
Kaynaşan halk Kalmuk ordusunu görünce korkup can telaşına düştü. Bir kavga
çıkarsa biz ne yapacağız diye öfkeli bir şekilde Bokmurun'u
sıkıştırdı.
kökötöy'ün oğlu
Bokmurun Coloy Han'a gelip selam verdi.
"Bahadır geldiğiniz
için memnunuz. Bizim adetimiz böyledir" diyen Bokmurun kökötöy'ün kızıl altın
sebikesinden altı tanesini hediye verdi. Kesmesi için altmış bin koç, bin
kısrak, içmesi için her altı kişiye bir kap içki verdi. Kötü niyetli Coloy,
Bokmurundan memnun olup, saldırgın tutumunu değiştirdi.
Göz açıp
kapayıncaya kadar, göğü, yeri karanlık bastı. Görünüşü insandan farklı, ünlü
kamları bulunan, pamuktan kemeri varolan geniş çizme giyen Kakançin hanı
Kongurbay Algara adlı tulpar atını oynatarak düdük sesi eşliğinde geldi.
Kongurbay'ın görünüşü şöyle idi: Bilekleri çelik gibi sert, sağ omuzu kanbur
şeklinde çıkık olan, ok işlemez elbise giyen, başına mercan gerdanlık takan,
mercan taşın üzerine papağan kuyruğundan rengarenk tüy takan, alengır (müthiş)
yay, sırlı ok alan, yürüyüşünden toz, ayak sesinden can çıkaran han idi.
Kakançin Hanı Kongurbay karşı konulmaz, yürük atını oynatan, karanlıkta hiç
şaşmadan atan çok iyi nişancı, tedbirli, yaman bir bahadır idi.
Kongurbay topaç atan askerleri, her biri bin kişiden oluşan hançerli
pehlivanları, yaycı, kemend atan yiğitleri yanına almıştı.
Koşoy,
Töştük'ün kumandasındaki alper Kongurbay'ın kılığını, korkunç halini
gördüklerinde "Bu kahrolası sonunda bir kusur bulup gazabı gelirse Kırgızlara
büyük felaket getireceğe benziyor." Diye kuşkulandılar. Düşmanı at üzerinde
gören, bütün halk şaşırarak "Rahat yüzü görmüştük, şimdi yağmalanacağız,
kökötöy'ün aşında kalabalık Çinlilerin elinde ölmek için kalmışız. Aş yemeden
taş yiyeceğiz. Ziyafet yemeden ok yiyeceğiz. Bu sürü sürü Çinliler ile Kalmuklar
bizi yiyecekler. Bizi kurtaracak o meşhur arslan Manas yok." diye telaşlandılar,
üzüldüler, canlarından umutlarını kestiler.
Han Kongurbay'ın
önüne kökötöy'ün oğlu Bokmurun saygıyal selam vererek geldi, altmış deve hediye
etti, kesmesi için sekiz bin koç, beş bin kısrak verdi. Bu nimetlerden gönlü
sevinen Kongurbay ordusunu karargahtan çıkarıp bir parça uzakta özel olarak
dikilen ak otağa varıp yerleşti.
Aman Tanrım, fazla
geçmeden yedi sancak daha geldi. Gelenler haykırıyor bağırıp çağırıyorlardı.
Mızrakların uçları parıldayıp, insan başları sallanıyordu. Halk heyecanla
birbirlerine: "Kimin ordusu?" diye soruyordu. Görüldü ki bu Mançu Hanı
Neskara'nın ordusu idi.
Dikkatlice bakıp anladılar ki, niyeti bozuk
Neskere Pekin'den yola çıkıp dağ gibi iri yarı görünüşüyle kızıl perçem
takınarak yabani domuz gibi atılıp geldi. İnsanları şaşırtan bu iri yarı bel'
tecrübeli, bilgili, mızrak kullanmada usta, zeki biriydi. Kimseyi yanına
yaklaştırmayan, Kırgızları adam yerine koymayan Altay'daki Manas'tan gördüğü
horluğu kursağında saklayıp fırsat geldiği zaman "Kırgızlardan öcümü alacağım,
canlarına okuyacağım" diye bekleyen Neskara, aşa geldi.
Zavallı oğlan
Bokmurun kalabalık Çinli'nin başı Neskara'nın önüne gelip kökötöy'ün çok sayıda
koç ve atlarını ona kesmesi için verdi.
Neskara buna razı
olmsadı, Bokmurun'u çağırdı.
Bokmurun saygıyla
hana eğildi.
"Hey Kırgız, göstereceğim hürmet bu kadar mı? Aşını
kurutacağım! Avulunu yağmalayacağım. Cinini bedeninden kovacağım, Kırgız. Ne
halin var ki, bunca halkı topladın? Benden korkup gelemeyen bahadırın Manas seni
kurtarabilir mi? Dediğimi yapacaksın Kırgız, yapmazsan söyle söyleyeceğini,
gidip arslanına söyle." Dedi Neskara, Bokmurun'u tehdit ederek korkutup.
Neskara bakırdan
yapılmış kavalını çaldırıp Kongurbay ile Coloy'a danışmak için geldi.
"Kongurbay, Coloy
yiğitlerim, ahmak Kırgızların durumunu öğrenip sayısını alayım. kökötöy'ün
Maaniker adlı bir atı varmış, Han Kongurbay, sana layık bir at imiş. Vakit
geçirmeden Manas gelinceye kadar kazanlarını devirip, evlerini yakıp, aşını
harap edelim. Aş verilen yeri çiğneyelim. Halkını köle olarak hayvanlarıyla
beraber sürüp yola koyulalım..."
Kongurbay ile Coloy bu sözü destekledi.
Hanları böyle deyip dururken, Çinli, Kalmuk ve Mançuların aç halkı kökötöy'ün
aşı için et pişirilen ocakları alt üst ettiler.
Bahadır Koşoy
Çinli, Kalmuk ve Mançuların söylediklerine uyup, karşılık gösteren Kırgızları
engelledi, düşman çoluk çocuğa saldırıp hepsini öldürmesin diye onları lafla
oyaladı.
Gün sayıp canı
sıkılan hanlar aşı yöneten Koşoy'u sardılar.
"Hey Kırgızlar,
kökötöy'ün cesedini kırk gün sakladınız, onun aşına da mı bizi kırk gün
bekleteceksiniz. Misafirleri hayvan gibi mi besleyeceksiniz? Yemek kendi
evimizde de bulunur. Niye aşı vermeye başlamıyor sunuz?
"Yüce soylu hanlar!
Kırgızın misafir severliğini görüp, güzel yerlerinde istirahat ediniz!
Adetlerimize saygı gösteriniz! Halkın hepsi gelsin toplansın" dedi Koşoy,
Manas'ın daha gelmediğini söylemeden şaşalayarak.
Baktı ki, aş vereceğim
diye hayvanlarına güvenen kökötöy'ün kurulan oğlu uğursuz Bokmurun babasını
toprağa verme konusunda kendisini azarlayan han Manas'a küserek babasının büyük
aşında mahsus olarak ona haber göndermemişti. Yirmi günü geçti, ama Manas'tan
bir haber gelmedi.
Kötü niyetli Neskara laf dinleyecek gibi değildi,
söylenerek Çong Küröng atına bindi. Hoşuna gitmeyenlerin üzerine yürüyerek
halkın huzurunu bozup ziyafetin, aşın bereketini kaçırdı.
Neskara çok
tecrübeli ve tedbirli idi. Aşa gelen Koşoy idaresindeki Kırgızların hepsini
kontrol etti, bahadırları arasına Kongurbay ile Coloy'a denk gelecek yiğidi
yokmuş gibi kabardı. Bahadır Manas'ın olmadığını öğrenince daha da kudurmaya
başladı.
Neskara, Bokmurun'a
sövdü:
"Ey Kırgız,
kökötöy'ün Maaniker'ini hediye ver. Bize layık hayvanmış o, kısmeti açılmadığı
için tulparlığını gösterememiştir. Atın kısmetini açalım, at tam fakirlere
gözdağı vermek için beylerin bineceği hayvandır. Altın ve gümüşle birlikte
Maaniker'i Pekin'deki Esen Han'a hediye et. maaniker'i ver Kırgız, zaten sizde
öcüm var, suçlusunuz. Dediğimi yap. Maaniker'i vermezsen, halkını soyup soğana
çeviririm, hiçbirini bırakmadan öldürürüm. Karargahını yıkıp külünü havaya
savururum." .
Zavallı Bokmurun ya
cevap veremediğinden ya güveneceği Manas'ı yanında bulamadığından aklına bin
türlü korku geldi, bileğinden kuvvet, yüreğinden kan gitti.
Bokmurun Koşoy'a
varıp derdini söyledi.
"Kalmuktan gelenler
silahlı ve kalabalık geldiler amca, bir akıl göster amca!
Büyüklerin sözünü
dinlemeden aş vereceğim diye başımı derde sokmuşum, bir fel'kete kalmışım. Yiğit
halkımın hepsini yağmalatmaya getirmişim. Kara Kalmukların ve Mançularan
dediğini yapalım amca, Maaniker'i istiyorlar, verelim amca!" Tedbirli, akıllı
Koşoy şöyle dedi:
"Aş veren adam suçlu, halkı toplayan adam günahk'rdır
oğlum. Kalmukların ve Çinlilerin halka acı çektirdiğini çoktan biliyordum.
Manas'a "Aşı idare ediver" diye bir uğrasaydın keşke. Bahadırın inadıyla
oynadın. Sözümü dinlersen, Manas'a geniş Talas'a haber ver. Manas gerçek
kahramansa altı gün içerisinde gelsin de, halkını kurtarısın de. Bahadır Koşoy
amcanı Kalmuklar tutsak etti de! Eğer Manas gelmezse, Kara Kalmuklar, Mançular
ve Çinliler üzerimize saldırıp bütün hayvanlarımızı sürüp hepimizi öldürecekler
de!"
Er Koşoy küçücük
bir mektup yazıp akşamüstü, Caş Aydar'ı Maaniker'e bindirerek kimseye
sezdirmeden Manas'a haber ulaştırmaya gönderdi.
Caş Aydar gündüz
gece demeden, durup dinlenmeden yol yürüyüp Talas'a ulaştı, han Manas'ın beyaz
çadırına geldi. x
Beyaz çadırın bekçileri onu alıkoymadan han Manas'ın
yanına girmesine izin verdiler
Han Manas köşedeki
altın tahtında, sağ yanına Bakay'ın başta olduğu yirmi akıllı, bilgiç
danışmanlarını, sol yanına Almambet'in başta olduğu özel işareti olan yirmi ordu
komutanını alarak oturuyordu.
"Bahadır Manas,
Koşoy amcanın mektubu var, içinde dertli bir adamın ahı var, kökötöy'ün aşına
gelen Kalmuklar, Mançular ve Çinliler karışıklık çıkardı, Neskara, Maaniker'i
alacağım diye kavga ediyor. Koşoy Han kafese konuldu, Bahadır Manas gelsin
diyor, arabulucu olarak gelip aşı idare etsin diye Bokmurun beni gönderdi." Caş
Aydar söyleyeceklerini söyleyip, kamçısını göğsüne aldığı halde cevap
bekledi.
Bunu duyduğunda
kaşları çatık, öfkeli han Manas'ın gözleri ateş parladı, hırslandı, yüzü
bembeyaz oldu, dişlerini gıcırdatıp Caş Aydar'ı karakuş tavşanı almış gibi yolup
aldı.
"Elinin körü, şımarık piç Bokmurun, altınlarına güvenip kabarıyor.
Halkının başını yiyor. Hey, han kökötöy ölürken haber vermedi, büyük aşına da
çağırmadı, şimdi başımızı kurtarsın diye geldiğinde bakın bu köpeğin. Aşını
Kalmuklarla, Çinliler yağmalasın! Etlerini köpek yesin! Size bu da az gelir!
Söylediklerini şeytan dinlesin! Halkın günahı, bütün felaketleri şu oğlanla
beraber gitsin! Tanrıya kurban sunayım" dedi Manas zülfik'rını kınından
çekerek.
Manas'ın
sinirlendiğini öğrenen Kanıkey ağır ağır yürüyerek çadıra geldi. Güzeller güzeli
zavallı Kanıkey, beyaz gerdanlarını sallandırıp, yanında taşıdığı kırk anahtarı
oynatarak Han Manas'ın karşısına geldi, kılıcını tutup, kederlenerek korkmuş bir
bıldırcının gözlerine benzeyen parlak gözlerinden yaşlar aktıtarak tatlı tatlı
konuşup yalvardı:
"Bahdır, dur! Bu
oğlanın ne suçu var? Kimsesiz birine dokunmak iyi değildir. Bu oğlan Kalmuk'tan
gelen düşman değil, ona dokunan da arslan değil, öfkeyle iş yapılmaz, yaptığınız
doğru değildir, kılıcınızı indirin. Haberciyi öldüren sağ kalmaz, kadın olsam da
rica ediyorum, kimsesiz oğlanın kuşunki kadar hayatını benim için bağışlayın."
Gök vaşaklı kalpak giyen, önde yürüdüğü zaman şans getiren, arkada
yürüdüğü zaman binlerce askere bedel olan, altı ay sonra gelecek azabı önceden
tahmin edebilen, açık göz evliya Bakay şöyle dedi:
"Yiğidim Manas,
beni dinle, gerçekten han isen, kimsesiz bir oğlanın canına kıyma! Öldürecek
düşmanın bu değil. Halkından bir haber alıncaya kadar sabret! Bokmurun'a kızıp,
acısını genç oğlandan çıkarma!"
Amcası Bakay raya
girerken zavallı kadın Kanıkkey Manas'ın önündeki Caş Aydar'ı çabucak alıp
uzaklaştırdı.
Han Manas kılıcını
kınına sert bir şekilde sokup, davul değneğiyle altın oyuklu davula vurmaya
başladı.
Davulun kulağı ağrıtacak kadar yüksek sesle çalınması düşman
geldiğinin ya da düşmana karşı atlanmak gerektiğinin işareti idi. Han karargahı
gürültüden sallandı.
"Atlanın! Savaş
silahınızı hazırlayın!" Kırk çoranın başı ihtiyar Kırgıl'ın yarlığı derhal
herkese ulaştırıldı.
Kalabalık halk
harekete geçti, askerler atlarını eyerleyip, silahlarını kuşandılar. Onbaşı,
yüzbaşı, binbaşıları toplanıp harekete hazırlandılar.
Manas'ın
karargahında patırtı gürültü uzun sürmedi, kırk çora atlarına binip sıraya
girerek Bahadırın emrini bekliyordu.
Kanıkey karargahta
kelebek gibi dönüp dolaşıp sanki bir şeyi sezmiş gibi telaşa kapıldı.
.
"Bahadır Manas, işine karışıyorum ama, söylemeden rahat edemem. Sözümü
dinleyin, bahadır" dedi Kanıkey Manas'ın karşısında eğilerek.
"Kanıkeyim, kulağım
sende. Bu aşa gitmemi o kadar önemseme" dedi. Manas hareket etmeden.
"Bahadır, dünyanın
dört bir bucağındaki kuvvetli bahadırlar, bütün yiğitler bir araya
gelecekmişsiniz. İnatlaşıp tartışmazsanız, büyüklük taslayıp tutuşmazsanız iyi
olur. Bir fel'keti hissediyorum. Ocağın külünü rüzgar uçurup yeri yakmasın."
"Söyleyeceğini çabuk söylemez misin, çeneni kapatmaz mısın?" dedi Manas
sinirlenerek. .
"Bahadır Manas, izin verirseniz, kırk çoranıza
hazırladığım elbiseleri vereyim." dedi tatlı sözlü hazırcevap Kanıkey.
Kanıkey, beyaz
çadırına kırk çorayı eşleriyle birlikte çağırdı. Kendi yaptırdığı ok işlemez
kırk zırh gömleğini hazineden alıp sırayla duran kırk çoraya giydirdi, ayrıca
her birine miğfer ve şalvar giydirdi.
Tedbirli yenge
Kanıkey'in marifeti şundan bilesin: Yiğitler gürültü patırtı yapıp dururken kırk
çoranın atlarını Ak-kula başta olmak üzere sıraya bağlayıp arpa ve pirinçten yem
verip, yarışa hazırladı. kökötöy'ün aşı olacak, halk toplanacak, bahadır
yiğitler çekişmeye girerlerse atlar semizlikten tembellik etmesin diye alıştırma
yaptırtmıştı kadıncağız.
Üzerine kıllı zırh gömlek, başına miğfer,
altına şalvar giyen, insanı imrendiren kırk yiğidinin inci gibi dizilip
durduğunu görünce Manas, sevgili kadını Kanıkey'in asilzadeliğinden çok memnun
oldu. Normalde hiç gülmeyen, gülmesini de bilmeyen Manas ağzını açarak "Bu
yengeniz ne kadar çevik böyle" diye kahkaha attı.
Kanıkey, haberci
Aydar'a da elbise giydirip ağan Manas iki gün içinde yola çıkacak diyerek onu
yolcu etti.
Kanıkey Bahadır
Manas'ı beyaz olpoğu (savaş giysisi)nu giydirdi ve şöyle dedi:
"Bahadır sözümü
beğenirseniz, halk uygun bulursa büyük kaynatamın aşına sofra hazırlayıp
vereyim, yardımına koşayım, izin ver" dedi Kanıkey. "Bahadır Manas, Kanıkey'in
sözünü beğendi.
Fazla geçmeden devriyelerden "Han kökötöy'ün aşına Çinli
ve Mançular yağma edip aziz Koşoy'a işkence yapmış" şeklinde bir fısıltı
Manas'ın karargahına ulaştı.
Manas belirlediği
günden önce Ak-kula'yı eyerledi. Ak-kula müthiş gözüküyordu, tuynakları çukur
açıyordu, sağrısı kızrak yarışı yapılabilecek genişlikteydi, ağrıyan yerine
binilse aldırmayan, çarpışmada yaralansa caymayan, Bahadır Manas'a yakışan
tulpar bir at idi.
Bahadır Manas atına
binip, kırk çorasını peşine takıp Kanıkey'i de yanını alarak Karkıra'ya doğru
acele hareket etti.
Gök demirden zırh giyinmiş, üzengi oynatan yiğitler
Han Manas'ı ortalarına alıp, ordunun önünde yirmi yay nişancısı, arkasında usta
mızrakçılar, sağ ve solunda kılıç ve balta kullanan bahadırlar olduğu halde
ilerliyorlardı. Arslan sıfatlı bahadırın büyüklüğü kalabalık içerisinde
farkediliyordu, dağ gibi büyük bozkurtla hangi eceli gelen başa çıkabilir ki?
Han Manas farklı gözüküyordu, çelik gibi bilekleri vardı. Mızrağı parlıyordu,
kaşları çatık, güçlü kuvvetli, dokunduğunu toz eden, kara benekli kaplan idi,
saldırısına uğrayan adam canından umudunu keserdi. Er manas Ak-kula'sına puhu
tüyleri taktırmıştı, yanına bir de yedek at almıştı.
Bahadırın peşinden
at kullanmada çevik, heybetli, ellerinde nakışları altından bayrak olan,
eğlenmeye eğlence güreşmeye yiğit bulamadığı için canı sıkılıp kükrreyen kırk
çora geliyordu. Beyaz zırh giyen, ölümü hiç düşünmeyen, savaş taktiğini iyi
bilen, davul ve zurna çalan gök yeleli bozkurtlar sanki dağ kayması gibi yeri
titreterek gidiyorlardı.
Manas otuz gün geçtikten sonra aşa geldi.
kökötöy'ün oğlu Bokmurun ozanlarına Er Manas'ı övdürdü, önünde oğlak kestirip
kızıl altın serptirdi, Arçatoru tulparını yedeğe alıp hediye sunarak Bahadırı
karşıladı.
Bokmurun bahadırla
görüşeyim diye yürürken, düz yere ayağı takılıp durakaldı. Er Manas'ı görünce ne
diyeceğini şaşırıp dona kaldı. Kalabalık arasına saklanıp söyleyeceğini Er
Koşoy'a söyleyerek Manas'ın gözüne gözükmemeye çalıştı.
Kırgızlar arasında
Torum kız denen kocaman güzel bir hanım vardı. Gençliğinde hayatını
birleştirdiği kocası at yarışında öldükten sonra kimseye gitmemişti, bu yüzden
halk ona hâlâ kız adıyla çağırıyordu. Torum kız elişinde becerikli, hoş sesli
bir şaire idi. Kanıkey yeni gelin olarak geldiğinde bahadırın kırk kanatlı beyaz
çadırını süsleme işini Torum kız üstlenmişti, bakır yüksüklü kırk kızı yanına
alıp bahadırın beyaz çadırının süslemesini iki yılda bitirmişti. Bokmurun da
Torum kızı çağırıp, babamın aşında dikeceğim diye kırk kanatlı boz evi de ona
yaptırmıştı. Bahadırın şerefine kırk kanatlı boz ev ilk defa
dikildi.
Bahadır Manas Karkıra'nın geniş ovasında akan ırmağın kenarında
dikilen duvar keresteleri ve sırıkları her türlü boya ile boyanan, nakışları
ipekle işlenmiş, ipleri zarif beyaz çupa ile kaplı beyaz çadıra
girdi.
Büyüğe gidelim, büyükle görüşelim diye Koşoy'un başında olduğu
halk, Kazakların reisi Kökçö, Eleman'ın oğlu Töştük, Eştek'in oğlu Camgırcı,
Cediger'in oğlu Bagış, Cetkir Beyin oğlu Agış, kara Caak, Er Ürbü, Karaşak'ın
oğlu Cigörü olmak üzere sekiz han Manas'ın huzuruna geldiler. "Koşoy amca, esen
misin? kökötöy atanın aşına başlamışsın, yurdun halkla dolsun, yaylan
hayvanlarla dolsun. Herkese kökötöy'ün ömrünü versin, vasıflarını nasibetsin?"
Manas siyah bıyıklarını tarayıp Koşoy'la göğüslerini birbirine değdirerek
görüştü.
Manas'ın gaddarlığını gören evliyazade Han Koşoy şöyle
dedi:
"Niye geciktin
böyle, Manas. Kırgızlar can telaşında. Doğrulan bel büküldü. Başımız derde
girdi. Hayvanlarımızı Kalmuklar ve Çinliler öldürüp yağmalayıp bitirdiler.
kökötöy'ün ocağına sahip çıkacak yiğit bulunmadı. Kahrolası aştan ne çıktı?"
dedi Koşoy üzülerek.
Bahadır Manas
kamçısının ucuyla arslan postunun ap-açık duran gözüne dürterek şöyle
dedi:
"Koşoy amca! Aş vereceğiz diye tutturdunuz, ağzınızı ben mi açtım?
Kendi kazanına kendisi sahip çıkmazsa, bu Kırgızların kötülüğündendir. Aşta
malınızı esirgemeyin, mal mülk bulunur, aç doyur. Misafirlerin aç gözlülüğüne
bir kez olsun dayanın! kökötöy'ün topladığı aşından artacaktır, ruhu ş'd olsun!
Kalmuklar ve Çinliler tesadüfen kalabalığa saldırıp yok yerden kavga
çıkarmasınlar. Dikkat edelim, gözünüzü dört açın! Halka eziyet verirlerse
kılıcın tığı, sırlı mızrağın ucuyla konuşacağım. Dokunanı yola getireceğim,
ordusunu, askerini saman gibi savuracağım" dedi Manas tehditle.
Coloy'un
Maaniker'i istediğini söylersem Manas hırslanıp başka bir iş çıkarmasın diye
ürken Koşoy derdini tamamiyle söyleyemeden "aşın başına dönelim" diyerek
yerinden kalktı.
Arslan Manas'ı yakından bir görelim diye aşa gelen başka
yurtların adamları bahadırın kalktığı ak otağa doğru yaklaştılar. Muhafızlar,
bekçiler kamçı vurup, kılıç kaldırıp yolunu kestiler. Halk deniz gibi taşarak
muhafızlara itaat etmeden engelleri, kar birikintisini temizler gibi temizleyip
geçti. Halkın arzusunu gören Kalmuklar, Çinliler ve Mançuların yiğitleri
Manas'tan çekinip ne yapacaklarını şaşırdılar.
Çinlilerin Çagıray adlı
bir bilgeleri vardı. Yaltakçı oburun huzuru kaçtı Kırgızların Manas'ını bir
göreyim diye bahadırın ak otağına gizlice bakmıştı. Kahraman Manas Bahadırı,
doğrudan görünce kalbi çatlayarak olduğu yerde düşüp can verdi.
Bahadır
Manas aşa gelince umutlarını yitirmiş olan Kırgızlar yeniden toplanmaya
başladılar. Yiğit Bakay da kırk bin askeriyle gelince bütün halk daha da
cesaretlendi.
İki kazan ete doymayan Neskara ocak başında dolaşıp yiyecek
bir şey var mı diye kalabalığa katılarak varıp Er Manas'ı görmüştü.
Han
Kongurbay ile Dev Coloy'un yanına acele gelen çok tecrübeli Bahadır Nesakar
öfkelenerek şöyle dedi:
"Kongurbay han hazretleri, bahadır Coloy
üstadım, benim gördüğümü gördünüz mü? Benim duyduğumu duydunuz mu? Ben Manas'ı
yakından görüp şaşırdım. Şimdi bu Kırgız'ın görünüşü felakettir, tüm Pekinliler
bir araya gelsek de onunla başa çıkamayız. Maaniker atını sormayalım, boşyere
başımıza iş açmayalım, boşuna ölüp yok olmayalım. Kakançin'e sağ salim dönelim.
Bahadırlar beni dinleyin."
İki han Neskara'yı
sövüp sayarak ortaya aldılar.
"Elinin körü Neskara, seni Mançu'nun
arslanı sanıyorduk, korkağın teki imişsin. Yurduna kaçarsan sen kaç! Manas
gökten mi inmiş? Bizden daha mı yiğittir?" dedi han Kongurbay
kahrolarak.
"Kırgızlar dediğimi
yapmazlarsa, Maaniker'i vermezlerse aşını harap edelim! Atlarının hepsini sürüp
gidelim" dedi Coloy gürleyerek.
Bu üç bahadır;
Kongurbay, Coloy, Neskara Kırgızlara felaket yağdırmak, yıkıp yakmak için
anlaştılar. Kalmukların, Mançuların ve Çinlilerin hanları Bokmurun'u
sıkıştırdılar. Bokmurun'un bileğinden güç, yüreğinden kan gitti.
"Hey Kırgız, benim
bir dediğim iki olmamıştı. Manas'a yaltaklanıp at hediye edip debdebeyle
karşılıyorsu da bize hediye verecek atın yok. Adetlerin bu muydu senin?
Maaniker'i hediye vereceksin! Aşında Maanireke bineceğim, eğer atı vermezsen
derinden kaşış yapacağım! Aşına felaket yağdıracağım!" dedi suratı soğuk
Kongurbay kötü niyetini açıkça ifade ederek.
Bokmurun'un rengi uçmuş bir
halde Kakançin'in çıkardığı zorluğu aşı yöneten Koşoy'a anlattı.
Kocayıp ihtiyar
deve gibi bitkin düşen Er Koşoy öyle düşünüp, böyle düşünüp sonunda
pehlivanlarını, başbuğlarını toplayarak oynatıp yatan Manas'a vardı.
"Bahadır, Neskara
ile Kongurbay'ın niyeti kötü, Maaniker'i verin diye sıkıştırıyor. Maaniker'i
almadan rahat duramam diyor. Vermezseniz halkınızı yağmalaycağım, kafanıza sopa
indireceğim diyor. Güvendiğin Manas'ı gebertip, ganimet alacağım diye sabah
akşam kükreyip duruyor. Çinliler kan dökmeyi, kavgayı seven bir millettir, böcek
gibi kalabalıklar, aşın bereketini kaçırıp halka zulmetmesinler? Bir at için
kavgaya, çekişmeye girmeyelim, atı verelim. At verip kandıralım. Halk huzur
bulsun. Aş kavgasız geçsin" dedi er Koşoy.
Bunu duyan Manas
sinirlendi.
"Yazıklar olsun size amca, aklınız nerde kaldı! Seni çok
akıllı sanıyordum, söyleyeceğin bu muydu? Seni halkın atası sanıyordum,
yapacağın bu muydu? Bu haraketi niye söyledin? Aklın başından gitmiş,
kocadığından delimişsin. Ben Koşoy'um demeden ortadan kaybol. Canı için namusunu
satan han Koşoy sen misin? Aklından azan vicdansız Koşoy sen misin? Bunu senden
başka biri söyleseydi kanını dökerdim. Çin Hanı Kongurbay sırrını öğrenip bugün
Maaniker'i alırsa, yarın kudurup Ak-kula'yı almaz mı? Öbür gün Çal-kuyruk'u
almaz mı? Bu tulpar atlardan ayrılıp yaya kalırsak tuzak kurup hepimizi yok
etmez mi? Bu talihsiz sözünü kulağı olmayan yer duysun, sessiz sedasız mezar
duysun. Maaniker'i vereceğim diyeceğine Manas öldü deseydi. Ben yaşadığım sürece
Çinlilere verecek malım yok, Maaniker'i verecek hâlim yok, küstah kafirin
kendisinin atını alacağım! Savaşmaya yeğlerse kökünü kurutacağım!" kükreyen
Manas oynayaduran Ak-kula'sına binerek altın davulu çaldı. Sabırsızlıkla bu anı
bekleyen kırk bahadır, Çinlilere hücum ettiler. Gafil yatan Çinliler atlarını
dağlara sürüp çığlık atarak kaçtılar. Kaçanların peşinden takibeden badırlar
koyuna saldıran kurt gibi saldırıp çok sayıda Kalmuk ve Çinliyi imha etti.
Bahadır Manas Ak-kula'yı koşturup Kalmukların ve Çinlilerin kalabalık ordusunu
yardı.
Bahadır Manas'ın
önünü Coloy ile Kongurbay kesti. Manas onlara bağırdı.
"Elinin körü!
Aklınızı başınıza toplayın. Saygıyla aşa davet ettik! Değerinizi bilin! Alacak
olan Kalmuk ve Çinli değil, verecek olan ben değilim. Ölmediğinize şükredin!
Söylemek istemedim ama, söylemeye zorladınız!" Altay'da iken Kalmukların hanı
Coloy, Mançuların hanı Neskara, Çinlilerin hanı Kongurbay, size dersinizi
vermiştim. Onu unutmuşsunuz. Aşa gelmişsen uslu otur, dövüşmek istiyorsan sözünü
söyle, kudurmuş cinini kovayım!
Manas Ak-kula'yı oynatıp harekete geçmek
üzereyken kalabalık arasından Bay'ın oğlu Baymırza yüzü gözür kan içinde,
elbiseleri yırtılmış bir şekilde imdat isteyip ağlayarak geldi.
"Bahadır Neskara
denen dev ocakları devirip, her şeyi alt üst edip bana işkence etti. Benimle
alay edip beni sopayla dövdü. Az kalsın öldürecekti. İstersen git Manas'a
derdini anlat dedi.
" Böyle bir alayı
işiten Er Manas tüyleri ürpertip arslan gibi korkunç bir hal aldı. Tam bir
bahadır sıfatıyla ucunda püskülü bulunan, sapının içinde yerleştirilmiş oku olan
siyah kamçısını, Neskara gibi oburun başına çaldı.
Gözü patlak, yüzü
şişkin, çenesi kalın Neskara'nın kalpağı başından uçtu, yüzü kanla boyandı. Bunu
gören kalabalık Çinliler laçinin saldırdığı kargalar gibi dağılıp
kaçtılar.
Gazaba gelen Er Manas kaçışan Kalmuk, Mançu ve Çinlilerin
canına okudu. Bahadır Manas'ın harekete geçtiğini gören kırk çora tabii ki bakıp
duramazdı. Onlar da "Manas" parolası söyleyerek hep beraber saldırıya geçtiler.
Etraftan çıkan toz duman göğe yükseldi.
Tepede duran kurnaz
hilek'r han Kongurbay kırılan adamlarını gördüğünde rengi uçtu, fazla
dayanamadı; önce atından inerek kılkara adlı atını Manas'a hediye sundu.
Er Kongurbay han
adetiyle eğilip diz çökerek Manas'a tazim eyledi.
"Bahadır sözün
doğrusuna gelelim. Örf adetlerine hürmet edelim bahadır, kurallarına saygı
gösterelim bahadır. Otuz beş gün yatıp canı sıkılan yiğitler ziyafetinde kavga
çıkarmışlar, kusur bizde, affedersin. Atım hediye, başım hediye" dedi Kongurbay
han.
Manas'ın hırsını
bilen Koşoy ile Bakay araya girdiler.
"Bahadır Manas, han ayağından
geçerse, han adetince affedilir. Köpek acımaz, yiğit affeder. Ateşi kes.
kökötöy'ün aşına başlayalım. Canı sıkılan halk zorlanıyor." Dedi Bakay bahadırın
atının dizgininden tutarak.
Manas dizginini
geri çekerken davul sesi de kesildi. Dağdaki kara buluta benzeyen bahadırın
keyfi yerine geldi. Bütün milletin önüne at alacağım diye tutturan açgöz
Kalmuklar ve Çinliler atlarını hediye vermek zorunda kalarak rezil
oldular.
Ünlü bahadırların
barışmasından sonra üç gün geçti. Karkıra'da kökötöy'ün gök bayrağı dalgalandı.
Yeniden zurna çalındı. Coşan gelin kızların gülüşü, delikanlıların şarkısı
duyulmaya başladı. Halk neşelenerek birkaç dilde yarlığ söyleyen münadilerin
sözüne kulak astı.
Saklanmaya çalışan
Bokmurun şimdi Maaniker'e binerek atını ileri geri koşturup tekrar canlandı.
Babasının kırk oda dolusu hazinesinin ağzını açtı.
Iraman'ın Irçı oğlu
münadi idi, şair olarak ün yapmıştı, kemale ermiş bülbül gibi ötmekte idi.
Delikanlı ozanlığını gösterdi.
Karkıra'nın yeşil
sahasını ot gibi kaplayan kalabalık halk kıpırdamadan onu dinliyordu.
Aşa gelen,
kalabalık halk ikiye bölündü: Kalmuk, Mançu, Tırgoot, Şıbe, Saloon, Çinli, Tarsa
bir tarafa, Kırgız, Kazak Noygut, Özbek, Tacik, Cediger, Kıpçak, Katagan, Türk
oğulları bir tarafa ayrıldı. Altmış sıra asker okun ulaşabileceği mesafeye kadar
çekildikten sonra oyun başladı.
Püsküllü Kalpak
giyen Iraman'ın Irçı oğlu yanına tercümanı Caş Aydar'ı alıp kalabalık halka at
yarışı yapılacağını duyurdu. Ezelden beri at seven Kırgızlar, ziyafet ile aşın
keyfini at koşturan çıkarır diyerek gelmişlerdi. At yarışında birinci olana
seksen bin at, bin deve, ayrıca yüz bin koyun ödül konuldu. Altmış bir ata ödül
var idi. Davul çalınıp atlar alana, köknar ağacının bulunduğu yere toplandılar.
Atları sayan adam gördü ki yarışacak yürük atların sayısı iki bine
ulaşmıştı.
Atların çokluğunu öğrenen bahadır Manas Almambet'i yanına
çağırdı.
"Bahadır, Almoş
bahadırım! Atların çokluğu koşuyu çıkmaza sokar. Yolu açmazsan, gerçek tulpar
Ak-kula'nın şansı açılmaz. At biraz etlidir, eti erisin. Hünerini göster."
Almambet çadıra girip Çin'de öğrendiği hünerini gösterdi.
Tersine bakıp,
tersine oturup Kalmukça dua okuyup suya küçük bir taş koydu.
Göz açıp
kapayıncaya kadar Karkıra'nın açık havası tutuldu, bulutlar gürleyip dolu yağdı,
kar kasırgası buram buram yükselip soğuk vurdu, insanlar donup, atlar titremeye
başladı. Atlarını bırakıp kaçan insanlar evlerine saklandılar. Gece soğuktan çok
sayıda yürük at helak olmuştu.
Hava büsbütün açıldı. Güneş yükselip
kuşluk vakti olduğunda vadiler kurudu, tarla kuşu ötmeye başladı, ter temiz olan
otlar sallanıp güzel bir manzara peyda oldu.
Bokmurun dünkü
yarlığına bugün her at başına yine bin hayvan ilave edeceğini
duyurdu.
Atların hesabını
alan adam taş koyup saymak suretiyle yarışa katılacak yürük atlarını sayıp gördü
ki, dünden bugüne bin at azalmıştı. At yarışının hakemi Arçatoru'ya binen Manas
atları resmi geçide hazırladı.
Fazla geçmeden Caş
Aydar atları resmi geçide getirdi. Uzmanlar gözleriyle yürük atları süzdüler. At
uzmanıyım diyen açık gözlerin pekçoğu ses çıkarmadı, kimisi fısıldaşıp, kimisi
hayret ederek resmi geçitteki atların nereden geldiğini, vasıflarını cinslerini,
yarışı hangi atın kazanacağını tahmin etmeye çalışıyorlardı.
Birbirinden
mükemmel yürük atlar her taraftan, gün doğusuyla gün batısının bucaklarından
seçilerek getirilmişti. Sıraya girdiklerinde karaca gibi başlarını
kaldırıyorlardı, kuş bile uçsa yerlerinde duramıyorlardı.
Kendisi zayıf
olsa da dişiliği ulu derler ya, Oronggu'nun zıplayan Kulabee'si, yanı kurulup
yürüyen kısrağı resmi geçide başladı.
Ardından resmi
geçide Manas'ın altından muska takılan, kulağında, sağ butunda beneği olan,
kasırgadan türeyen Ak-kulası girdi.
Kalmukların hanı
Coloy Açbuudanının perçemini düğümleyip, muskasını takıp çıkageldi.
Pamuk kemerli,
geniş çizme giyen Kalmukların hanı Kongurbay, pis kurnaz "Safdil Manas'ın
Ak-kulasını at yarışına çıkarması çok güzel oldu, atı olmayan yaya kalır,başka
bir ata binip çıkarsa dövüşte kanını dökeceğim" diye tedbirli davranarak
Algara'yı yarışa çıkarmadı.
Mançuların hanı Neskara da kendini tutamadı,
yarışı kazanacağım diye çoştu. Onun arkasında Er-Töşkük'ün Çal-kuyruğu, onun
arkasında Muradil'in Kılceyren'i, Muzburçak'ın Telküröng'ü, Er Koşoy'un Çong
Sarı Atı, Ürbü'nün Koş Karat'ı, Kökçö'nün Köğala'sı, er Bagış'ın Surkiyiği başta
olmak üzere bin at listeye kaydedildi.
Er Manas atları
sürün diye buyruk verdi. Dağınık örgülü Caş Aydar, Maaniker'e binip yanına iki
yüz pehlivanı alarak atları altı günlük bir yola sürdü. Manas'ın emriyle atların
geleceği yolda, atların yoldan sapmaması için, beyaz bayraklı keskin mızraklı
altı bin adam nöbet tuttu.
Sürülen atların
çıkardığı toz duman kaybolduktan sonra, Bokmurun güreş yapılmasını buyurdu. Ödül
için bin deve, bin kısrak, bir çocuklu cariye konuldu.
Duyuruyu işittikten
sonra patırtı çıkaran Kalmuklardan Coloy, han olduğuna bakmadan ben çıkacağım
diye yabani domuz gibi fırlayıp Sarı deri şalvar giyer kırkından aşmış Coloy
denen bahadırın büyüklüğü Opol dağının yarısı kadardı, baldırı öküzün beli kadar
idi, önüne çıkanı yiyecek gibiydi, iki göğsü beş yaşlı çocuk kadardı, deveyi
yumruklayıp yıkan, dünyaca meşhur, benzeri olmayan biriydi. Gözkapağı gölün
çukuru gibi derindi. Gözükeni yutacak gibi görünüyordu, kurulup yatan köpek gibi
oturan Coloy, Altay'dan Alay'a Semerkan'da kadar olan sahadaki Türk oğullarınca,
Kırgızlarca biliniyordu, herif onların korkulu rüyası idi.
Iraman Irçı oğlu
çene çalıp Kırgızların yiğitlerinin bahadırlarının adların söyleyerek onları
övüp göklere çıkarmış olmasına rağmen Coloy'un karşısına çıkmaya kimse cesaret
edemedi, halk sustu, çekindi ve tabii halkın onuru kırıldı.
Bahadır Manas
yanındaki uzmanlara döndü:
"Uzmanlarım, Coloy
devin pehlivanlığını anlatın." dedi Manas. çıktı. Çinlilerin kozu Doğu'ya
bakarak dua ettikten sonra bağırdı.
Uzmanlar âdetlerine göre önce
büyükleri, sonra küçükleri söz alarak anlattılar. Sonunda bu Coloy'a denk
gelecek adam dünyada yoktur kanaatine vardılar. Manas buna kudurdu.
Bahadır Manas halkı
arasında dolaşıp şöyle dedi:
"Ey millet, bu
kabaran Kalmuk'un boynunu kıracak namuslu yiğidin var mı?" diye her grubun
başına, yani Kazaklara, Argınlara, Noygutlara, Özbeklere, Kıpçaklara, Türk
Oğullarına sordurdu. Bunca kalabalık arasından bir pehlivan kendiliğinden
çıkmadı.
Manas kendisinin
güvendiği demiri çubuk gibi kuran pehlivanların isimlerini çağırıp ziyafeti
yöneten Koşoy'u, onlarla konuşmaya gönderdi. Koşoy amca boz yorga atına binip Er
Çegiş'e, Abdıraman'a, Er Töştük'e, Kökkoyon'a, Akbay'a Muzburçak'a varıp,
farfaralık eden, yerdeki taşları toprak gibi ufalayan on yedi gayretli yiğide
"Güreşe çıkmayacak mısınız, Coloy'u yıkmayacak mısınız?" diye sordu. Her biri
mazeret göstererek bel'lı bahadırla güreşmekten korktular. Beyzadelerin keyfi
kaçtı.
Er Koşoy Manas'ın yanına sinirli bir şekilde geldi.
"Ey Manas, bu
herife karşı Kara Kırgızdan bir erkek çıkmadı." dedi Er Koşoy iç çekerek
"İhtiyar deve gibi kocamışsam da bu kafire ben çıkayım, ya sen arsaln gibi yiğit
olduktan sonra o kabaran köpeğe sen çık."
Bunu işiten Er
Manas duraklayıp kaldı.
"Koşoy amca, bu
kafirden kaçsam beni Tanrı lanetlemez mi! at üzerindeyken öldürmek için doğan ok
gibi idim, mızrakçıdan daha iyi idim, ama atsız iyi değilim, amca. Güreşe
çıkmayı tabii ki isterdim. Eğer kimse çıkmazsa namus için soyunup güreşe de
çıkacağım..." Manas tereddüt ederek durakaldı.
Manas'ın sözünü dinleyen
büyük Koşoy amca elini ağzına tutarak "tüh" diye dertlendi.
"Niye yiğitlere
sözüm geçmedi? Niçin yurdumda pehlivan doğmadı? Hey, karanlık gün, ya devlet
bizden gitti ya da diz çökme zamanı geldi. Niçin Tanrı beni kocatıp almadı,
niçin halkımı köleliğe koymadı?" Koşoy amca sinirden patlıyordu.
Koşoy'un sözlerini
eksiksiz dinleyen Manas düşünüp, cesaretlenerek amcasına şöyle dedi:
"Amca, kahrolası
Coloy'a yaklaşacak başka adam yokmuş. Güreşe çıkmadan ödül vermektense,
başkalarına yalvarmaktansa, ihtiyar olsan da sen yaparsın amca, Coloy'la güreş
yap amca, bize büyük şeref kazandır amca! Güreşmeye gönlün çekmezse ver gitsin
amca."
"Eyvah, şu dünyanın haline bak, kökötöy'ün aşında, kalabalık
Kırgız'ın yanında bu bana söylenecek söz değildi, senden işiteceğim söz değildi,
Manasım, ağzından çıkan sözü iki ettirmem, böyle kuvvetten kaldığım bir anda
beni sıkıştırdın. Mahvolası bana şimdiki gibi seksen beş yaşımda değil, tam
kuvvetimde olduğum zamanda rastlasaydı, Coloy gibi nicesinin hesabını verirdim,
kuvvetli olsaydım bu ahmak yaltağı çoktan yere sererdim. Bahadırım onurunu
kırmadan, halkını utandırmadan yaşlı olsam da çekinmeden güreşeyim, ölmeyen kim
var ki. Canım Manasım, söyleyecek sözüm var: Kadınım beceriksiz biridir, zayıf
keçinin derisinden elinin ucuyla takırdayan şalvar dikip vermişti. Onu koca
Coloy tutup sökerse halk önünde rezil olurum. Hanlarını çağırtıp halk içinden
bana uygun gelecek deri şalvar buldurup ver" dedi Koşoy çocuklar gibi utanarak.
Baharır Manas
yokuşa çıkıp güreşe çıkacak olan pehlivanların hangisinde deri şalvar varsa
gelsin diye buyurdu.
Bahadırların hiç
birinin şalvarı han Koşoy'a uygun gelmedi.
Yiğitler
utançlarından sessiz sessiz dururken Bahadır Manas Kanıkey'in g'z' için
hazırlamış olduğu şalvarı hatırlatıp, eyerinin üzerindeki döşeğin altından
paçası nakışları şalvarı getirti.
Korkunç olan dev Koşoy sağ butunu
şalvara soktu ama , baldırı sığmadı. Koşoy gibi deve.
Şalvarı hışırdatıp
çektirirken Bahadır Manas geldi. Şalvarı dar yapan Kanıkey'e kızdı.
Soktuğu butunu geri
çekemedi dev Koşoy.
Şalvarı çekenlerin
biri Argının hanının oğlu Acıbay idi, o Kanıkey'in becerikliliğini anımsadı.
"Koşoy amca, bu
şalvarı Kanıkey, üç yüz teke kestirip, derilerini güneşten uzakta, sandıkta
saklayıp, bakır kovada altı ay sepilendirip, ustalara dokuz gün dişleriyle
tezyinat yaptırıp, büktürerek, çelikle birlikte kaynatıp özenle yedi yılda
yapmıştı. Bu şalvar ne sırlı tüfeğin okunu geçirir, ne ateşte yanar. Şalvarın
sırrını ben biliyorum, Manas için bir yerini saklamıştır." Acıbay, Manas'ın
elindeki şalvarı aldıktan sonra iki alp, çekmeye başladılar. Şalvarın yan
kısmından bitiştirilen altı karış bükmesini çözdüler.
Şimdi şalvar dev
Koşoy'a tam gelmiş ve çok yakışmıştı. Şalvarı iyi gelen ihtiyar Koşoy Kanıkey'i
çağırtıp bütün halk önünde ona dua etti.
"Tanrım, dilimde
bir kutsallık var, şu ana kadar söylediklerim hiç geri çevrilmedi, dileğimi
kabul et, şu güzeller güzeli gelinimin girdiği ev bereketli olsun! Kurdetinle
yarattığın şu evliya gibi kız evlat derdiyle yaratana yalvarıp ızdırap çekiyor,
müracaatını işit derdine çare bul. Şu gelinim çocuk doğursun! Erkek çocuk
doğursun! Oğul düşmanlarını demir gibi büksün! Dostum Manas'ın tohumu babası
gibi arslan olsun! Dağ sırtlarında yanan ateş olsun! Her şeyi iyi gitsin!"
Bütün halk yeri
sarsacak şekildi uğuldayıp Koşoy'la beraber dua okudu.
Katagan hanı Koşoy
sanki kendisi için yapılmış şık şalvarı giyip, ayakkabılarını, kalpağını
çıkardı. Yaşlılığın verdiği eziyeti çeken Er Koşoy otlar üzerine yüzü koyun
yatıp üstüne on altı yiğidi çıkarıp sırtını ovdurdu. Gözleri açılıp rahatlayan
ihtiyarın kasları, boğanın beli gibi oldu. Sakalını dikleştirip, buğra gibi
sallanarak, beyaz arslan gibi atılıp güreş meydanına çıktı.
Kırgızlar pehlivan
Koşoy'a parola çağırıp bağırdılar.
"Yaşa Koşoy! Var
ol, Koşoy!"
"Tanrı yardım
etsin, Koşoy!"
Ev kadar gözüken,
kan kokan Er Coloy kahrolarak gürleyip "Bu ihtiyar Kırgızın başını koparayım"
diyerek dağın kayması gibi ileri atıldı.
İki dev birbirini karşılayıp
güreşe başladılar.
Birçok kez güreşe
çıkan ihtiyar Koşoy amca şöyle dedi:
"Hey, köpek Coloy,
er güreşinin kuralı var, sıranı bekle!" dedi bileğini tutarak.
Büyük Coloy,
Koşoy'ın kocaman bileklerinden tuttu. Güreş için doğan çevik Koşoy tut
dedirtmeden Kalmuk'un bileğini çekip tuttu, bu sırda bileğinin derisi,
ihtiyarlıktan olacak, Kalmuk devi Coloy'un eline yapışıp kaldı. Er Koşoy'un
gayreti bir anda geldi, kızaran bileğine bakmadan Coloy'un kaburgasının etinden
ayak kadar bir yeri tutup çekti.
Tanrı göstermesin,
dünyanın iki devi kana boyandılar, birbirlerine koçlar gibi yüklendiler.
Rastgelen yerlerini kopardılar, ağızlarından ateş püskürtüp, gözlerinden alev
saçtılar, paçalarından tutup, birbirlerine direndiler, göğüs göğüse boğuştular,
ama birbirlerini yıkamadılar. Güreşen iki pehlivanın güreşinden Karkıra'nın
alanı ocaklar gibi kazıldı, tozu göklere yükseldi, yer alt üst oldu, buna bütün
halk hayran oldu.
İki dev altı gün güreşmelerine rağmen birbirlerini
yıkamadılar, birbirlerinin üstesinden gelemediler.
Yedinci gün öğlene
doğru, sırtını Coloy'a sepi yaptırıp rahatlayan Er Koşoy uyuyakaldı. Kafir Coloy
"Şimdi bu pis Kırgız öldü, kıyamet yüzünü gördü." diye, Er Koşoy'u keçe evi
kadar bir taşa vurmak için kaldırdı. Kaplan Manas bu esnada kulağı tıkayan siyah
saplı kamçısını eline alıp Koşoy'un üzerine çaldı. Uyuyakalan amca irkilip
gözlerini faltaşı gibi açtı ve Coloy'un elinden sıçrayarak yere indi.
Güreşe alışık dev
Koşoy amca sağ butuyla Coloy'a çelme atarak çevirdi ve sürükleyerek yere vurdu.
Er Koşoy Kalmuk'un başını atlayıp geçti. Kırgızlar sevinçlerinden çığlık atıp
onurlarını kurtaran bahadır Koşoy amcanın ismini çağırarak tezahürat yaptılar.
Er Koşoy'a halktan önce ok gibi ulaşan kırk çora onu ellerinin üstünde
kaldırdılar.
Taşa tapınan Kalmuklar, yenilmelerinden dolayı kaderlerine
küserek utandılar.
"Pis Kırgızların
aşa davet edip bizi incitmelerinin anlamı nedir? Pehlivanın başından atlamak
hangi adette var? Bunun anlamı ne?"
Çinliler,
Kalmuklar, Mançular Tanrının lanetine kaldılar herhalde. Davul çalındı ve
gürültüyle patırtıyla askerler saf olup savaşa hazırlandılar.
Bu sırada Kaplan
Manas, arslan gibi kükreyerek, sarı altından yapılan elbisesini giydi. Sarala
sıfatı atını kamçılayarak öfkeyle şöyle dedi:
"Hey Karakalmuklar, Çin
milletinin hanları, aklınızı başınıza toplamadınız mı? Yenilen pehlivanın
başında atladın diye sövüp durmayın! Bu pehlivanın işidir. Adam yerine koyup aşa
davet ettik. Pis Çinliler, cevabınızı verin, savaşla eğlenelim derseniz biz
hazır."
Manas'ı, Bakay
engelledi. Manas'ın öfkesini görüp korkan Çinli, Kalmuk ve Mançu hanları
atlarından inip toplandılar.
Kalmuk, Çinli,
Mançu'lar para cezasına çarptırılıp, kökötöy'ün aşına devam ettiler.
Gürültü patırtı
basıldıktan sonra Er Koşoy başına altın tacını giydi, Coloy'u yenip kazandığı
ödülü garip ve zavallılara paylaştırıp verdi.
Pehlivanların
güreşi devam etti. İki tarafın pehlivanları bir senedir özel olarak
hazırlanmışlardı. Çinlilerin büyüklüğü dağ gibi olan Tukubay adlı pehlivanın
karşısına dirsek kadar Er Agış çıkıp iki gün güreşti. Sonunda Çinli yenik düştü.
Er Agış ödülü almadan halka dağıttı, kendisi gelin kızların düzenlediği
eğlenceye katılmak için aceleciydi.
Koşu atları daha gelmemişti. Atlar
gelinceye kadar halkın canı sıkılır diye Iraman'ın Irçı oğlu sıradaki mızrak
yarışını ilan edip yiğitleri ortaya çağırdı. Bokmurun mızrak yarışı için yüz
savaş atı, ayrıca dokuz yüz at ödül koydu.
Mızrak yarışına iki
taraftan yarışacak kimse çıkmadı. Et pişecek zaman geçti. Çinliler güreşte
yenildikten sonra, Kırgızların pehlivanlarına denk gelecek bahadırları çıkaralım
diye çare aradılar.
Halkın
fısıltılarını duyan Çin hanı Kongurbay'ın canı dayanamadan altın nalçalı, bakır
ökçekli Çin tarzı çizme, altından yapılmış zırh giyip eğri kılıcını kuşanıp, gök
mızrağını eline aldı. Algarasıyla hava atıp beyaz hançeriyle gözdağı verdi ve
burmalı demir kuşanmış bir halde ortaya çıktı. Pekinden çıkan bu pehlivan bu yıl
yirmi beş yaşındaydı, geniş göğüslü idi, yüzü pişmiş akciğer gibiydi. Kaşları
köpeğin kaşları, burnu dağın burnu, bıykıları büyük baltanın sapı gibiydi. O
sönük gözlerini Manas'a dikti.
Kongurbay'ın
tavrını gören Bahadır Koşoy, Bahadır Manas'a akıl danıştı.
"Bahadır, bu
kahrolasına kim çıkacak?" dedi Koşoy.
Er Manas cevap
vermeden Kongurbay'ı süzdü.
Bahadır Manas alnı
yassı, başı dar, mahaddep burunlu, çift kirpikli, kaşları çatık, dudakları
kalın, gözleri çukur, arslan boyunlu, bileği yoğun, geniş göğüslü, arslan gibi
korkunç bir yiğit idi. Gözlerinden alev saçarak Kongurbay'a ürpererek baktı.
Er Manas
dudaklarını ısırıp Coloy'a kandığına çok kızdı.
"Şu saflığıma bak, ödül
almamak ne demek. Yenmemek ne demek? Baka baka yaya kalmak ne demek... Bir
tulpar mızrak yarışından dururken, tüh. Koşoy amca avucunu açıp dua et, kabaran
herifle karşılaşayım, at hazırlayıp ver..." dedi Manas savaş silahlarını
kuşanarak.
Derken gök yeleli
bozkurt Manas'ın karısı güzeller güzeli Kanıkey altın takılarını şakırdatıp
yavaş adımlarla, boynunu kıvırıp, beyaz memelerini sarkıtarak mağrur kaplan için
altı yılını sarfederek yaptığı Akolpok'u alıp geldi.
"Efendim, bu size
yakışır, Akolpok'u mızrak yarışında giyin." dedi kadınların kadını sevgili yenge
Kanıkey, Akolpok'u ellerinin üzerinde sunarak.
Kaplan Manas
dişlerini çıkararak güldü. Kanıkey'den memnun oldu. Onun alnını okşadı ve yakası
altından yenleri bakırdan yapılan, ok işlemeyen mızrak ucu delemeyen, içi
çelikle doldurulmuş Akolpok'u giydi. Çalışkan Kanıkey Akolpok'u dokuz yerinden
ilikledi, dokuz yerinden düğümledi, dışına gökten inen boz bıçak kınını taktı.
"Bahadır, Umay Ana yardım etsin. Tanrım sana güç versin!" diye hayır dua
etti.
Tecrübeli Koşoy, şüphe ettiği atları bir bir kontrol edip Manas'ın
yarışta binebileceği at olarak Kazak Alımsarık'ın siyah akıtma alınlı atını
beğendi ve ona Ak-Kula'nın eyerini koydu.
Arslan Manas'ı,
başına beyaz mendil bağlamış Bakay ile Er Töştük destekleyip
çıktılar.
Tanrının yardım
ettiği evliya Manas'a iki tarafından kara benekli kapları ile topal gök yeleli
arslan yardım ettiler, kara gök yeleli ata binen bahadırın önünden bakıldığı
zaman bin yiğidin heybeti, arkasından bakıldığı zaman ejderhanın heybeti vardı.
İki bahadır alana
girerken birbirini görüp atlarını kamçıladılar.
İki yiğit mızraklarının
ucunu sivriltip birbirlerini hedef alarak vurdular. Mızraklar birbirine değince
atlar kıçları üstüne oturuverdiler. Bahadırlar kırılan mızraklarını fırlatıp
birbirlerine yöneldiler, şimdi gürzle dövüşmeye başladılar,
birkaç kez kılıçla
vuruştular, üzerlerine balta savurdular. İki bahadırın dövüşmesinden ateş
tutuşmuş alev çıkıyordu. Sonunda ellerindeki silahlarının hepsi kırıldı. Sonra
at üzerinde elele dövüşmeye başladılar. Yarış hakemleri, iki yiğidi ayırıp
atlarını yedeğe alarak birbirinden uzaklaştırdılar, sonra tekrar ellerine mızrak
vererek bıraktılar.
Er Kongurbay
altındaki algara atına muhmuzlatıp hiddetle bağırarak tekrar saldıraya geçti.
Ölüm nedir bilmeyen
arslan Manas, hırslanıp tazı sıfatlı atını koşturdu. Dağ gibi yeri devirip
arkısında toz duman bırakarak düşmanın mızrağını hedef aldı.
Kongurbay'ın
vurduğu mızraklı, Er Manas'ın kıçı yerden çıkıp üzengiden ayağı kaydı, kötü
durumdan kendini zor kurtardı. Mızrak kullanmada çevik olan Er Manas yakından
geçerken Korgurbay'ın miğferinin açık kalan kısımnıda ensesine mızrakla vurdu.
Kongurbay atından
devrildi. Tozlar içinde kaldı.
Bahadır Manas
Kongurbay'ın Algara atını beraberinde alıp götürdü.
Bahadır Manas
kazandığı ödülü gariplere ve zavallılara dağıttı.
Gece olmuş Er Koşoy Ak
otağında yatağına yeni yatmıştı. Mevkilerine göre dizilen suratı asık on üç han
geldi.
"Hoş geldiniz
hanlar!" Er Koşoy onları otağdaki yumuşak döşeklere oturttu, gönüllerini aldı,
sözlerini dinledi. Hanlar elbiselerini çıkarmadılar, kuş tüyünden yapılan
yastığa yaslanmadılar, mahcup oldukları belliydi.
"Koşoy amca! Size
söyleyecek şikayetimiz var." dedi Buudayık'ın oğlu Muzburçak söze başlayıp,
"Kırgız, Kazak, Kıpçak, Noygut, Türk oğullarına, soydaş ata hanlara hakem olan,
bayrak tutan adamsınız. Hak sözünüzü, adilliğinizi, kılı tam ortadan bölen
yargıç olduğunuzu biliyoruz. Onun için Manas'a küsen soydaş hanlar olarak size
geldik. Kendisine söylersek sözümüzü dinlemez, bizi gebertir."
"Evet,
hadi söyleyin, neymiş dinleyelim." dedi Koşoy asık suratlı hanlara.
"Manas hanlığa
geçince değişti, komşu hanların sözünü dinlemedi." dedi Muzburçak.
"Bahadır kökötöy'ün
aşında kendi bildiğini okumaktadır. Bize danışmadı." dedi Er Töştük.
"Her hanlıkta
mızrak yarışına, güreşe çıkacak bahadırlar var. Hanlığını unutup kendisi
çıkıyor. Onu engelleyecek hoca yok. Hanlık kaidesi, liyakatı gereğince
oturmuyor!" dedi Andicanlı Sancıbeğ.
"Ne zaman ayrıldık ki kardeş
hanların başı olduğu halde Manas bize üvey evlat muamelesi yapıyor. Bizi
küçümsüyor. kökötöy'ün başında Bahadır Ürbü'yü kızdırdı. Ürbü Manas'a söylemeden
bahadırını alıp çıkmıştı, Manas onu kamçıladı. Eğer Manas bu küstahlığı, hırsı
bırakmazsa, biz Manas'tan başka hanlara gideceğiz." dedi Er Kökçö.
"Manas'ı önümüzde
para cezasıyla cezalandırın. Biz inat edersek Manas buna mecbur kalır." dedi
Muzburçak.
Bu hanların
memnuniyetsizliğinin gittikçe arttığını, onların sözlerinde gerçek payı
bulunduğunu sezen Koşoy düşünüp taşınıp gelenlere şöyle dedi:
"Her sözü
söylemenin sırası var, 'ziz hanlarım. kökötöy'ün aşında Çinli, Kalmuk ve
Mançular kavga için bahane arayıp dururken sizin hanınıza gücenip birliği
beraberliği bozacak sözler söylemeniz yersizdir. Düşmanı görmemezlikten mi
geliyorsunuz? Yaylamız bir, suyumuz bir, dilimiz bir, ......kanımız......bir,
kardeş halkız. Eskiden beri eksiklerimizi doldurup, ihtiyaçlarımızı giderip,
kusurlarımızı affedegelmişiz. Kurnaz ve güçlü düşmana kucak açmıyalım, sır
vermiyelim. İlla ki Manas haklı diyerek taraf tutmuyorum. Onun da kusurları var.
Böyle büyük sınavda, namus güreşinde bir yiğide, bahadıra itaat etmemiz
elzemdir. Aş tamamlansın, ezeli düşmanımız Kalmuk, Çinli, Mançu ve Tırgootlar
güzelce gitsinler. Kendimiz başbaşa kaldığımızda kardeş halklar olarak
toplanırız. Aş bitse Manas'ı önünüze getireceğim. O zaman derdimizi, cevabımızı,
şikayetemizi söyleyelim." dedi ihtiyar Koşoy.
"Öyle bir anda Manas söz
dinlemez. Bize saldırır." dedi Muzbuçak, "Onu böyle kalabalık bir yerde
akıllandırmak gerek..."
"Hey." dedi on üç
hana sinirlenen Koşoy "Sizi akıllı hanlar zannediyordum, benden de öte bunamış
görünüyorsunuz. Akıl sormak için gelmişsiniz akıl verdim.
Dinlemezseniz
kendiniz bilirsiniz. Söz dinleyen sakin olsun, söz dinlemeyen gidip Manas'ın
başını alsın! Derisini yüzsün! Manas zaten öfkeden kahrolup duruyor.
Kızdırırsanız hepinizi öldürecektir."
On üç han Koşoy'un
sözünü dinlediler ama, kursaklarında kin besleyerek döndüler. Er Koşoy bunu
farketti, onların tavrını görüp kardeş kavgası biter mi hiç diye iç çekti, bunu
Manas'a anlatmaya gönlü razı olmadı.
Bu esnada Iraman'ın Irçı oğlu at
yarışını ilan etti. O gün akşama kadar yarışla geçti.
kökötöy'ün oğlu
Bokmurun Kırgızların bütün maharetini gösterdi: Kel süsüşmesi (koçların kafa
kafaya vuruşması), deve çözme gibi oyunları düzenledi, para saçtırdı.
Koşu atlarının
geleceği zaman yaklaşırken halk yollara bakmak için birbirlerişle yarışarak
atlarına binip hareket ettiler.
Manas Çinliler ile
Kalmuklardan kuşkulanarak kırk çorasıyla atların geleceği yolu kesip karşıladı.
Kongurbay da yiğitleriyle yola çıkmıştı.
Manas Topurçak atı
uzaktan tanıdı. Ak-kula ise iki atın sonundaydı, yetişmek üzere idi.
Bu
sırada Kongurbay atını kamçılayarak yiğitleriyle Ak-kula'nın önünü kesti. Bunu
gören Manas bakıp durur muydu, o da atını teperek haykırıp ucuna kurşun takılan
kamçısıyla Ak-kula'yı engelleyen Kongurbay'ın üzerine çaldı.
Kongurbay dengesini
kaybederek düşmek üzereyken atının yelesine tutundu.
"At yarışına
kötülük etmek isteyene böyle yapılır." Dedi içindek kin besleyen almambet
Kongurbay'ın Çal-kuyruğunu takla attırarak.
Bunu gören Coloy
yetişip ona engel oldu. Dev Coloy, üzerine gelmekte olan kırk çoradan korkup,
yürük atları sürenlere katılarak Kalmukların arasına saklandı.
Aman
Tanrım, atları yarışı kazanıp birinci dereceli ödülü alan Kırgızlar bayraklarını
göklerde dalgalandırıp bağırdılar, dağları sarsacak şekilde çağırdılar,
kalpaklarını havaya atıp birbirlerini kutladılar, at sahiplerinden hediye
istediler. Şerefimizi gösterdik diye genci, ihtiyarı hepsi sevinçlerinden
uçtular.
Sakinleşen Koşoy ve
Manas altmış ata karşı yarışı kazanıp ödülü pay etmekle uğraşıp geç vakit
döndüler.
Manas karargahına
geri geldiğinde Karkıra'nın bereketi kaçıp, kökötöy'ün bayrağı indirilmişti.
Avul yağmalanmış, yurt yakılıp yıkılmıştı, kadınlar çığlık çığlığa bağırıyor,
çocuklar ağlıyorlardı, hayvanlar ürkmüş felaketler başgöstermişti.
Bahadır Manas çok
üzüldü. Yay gibi geriledi, ok gibi vahşileşti.
"Ey sevgili amca! Akraba,
komşu, dost olalım dedik, değer veriq aşa çağırdık, bu Kakançin'in yaptığına
baksana!" dedi Manas Er Koşoy'a yakınıp.
"Sonunda
düşmanlığını yaptı." dedi Koşoy iç çekerek.
"Bu köpeklerin
cezasını verelim, göreceğini gösterelim."
Manas'ın önüne kırk
çorası askerleriyle saf olup durdu.
"Dün Kırgızların köşkünde oturup
keyfini çıkarırlarken, kızıl altınlarını, hayvanlarını, develerini hediye
alırlarken bugün hayvanları sürüp, kadınlara eziyet verip, çocuklarını çıplak
bırakıp gittiler. Böyle düşman cezayı hakediyor. Sonunda köpek Kongurbay, köpek
Coloy, köpek Neskara yapacağını yaptı. Yarım günde ordu hazır olsun! Düşmanı
yedi şehirine kadar kovalayacağız. Yetişirsem erkeklerini mahvedeceğim,
şehirlerini yerle bir edeceğim." Kalabalık halkın önünde gazaba gelen Manas çok
sert bir şekilde emretti.
Ellerinde nakışları
altından yapılmış bayrak alan takipçiler ölesiye kaçan Kalmuk ve Çinlilerin
peşine düştüler. Bahadır Manas'ın ordusu geceli gündüzlü yedi gün yol alıp
"Şimdi Kırgızlardan kurtulduk, avulunu yağmalayıp, ödülüne el koyduk." diyerek
rahatlayan düşmanı ganimetlerini paylaşmak üzere mola verdiği yerde bastı.
Hayatta her şeyin
bir bedeli vardır. Bahadır Manas düşmanı her taraftan kara bulut gibi kuşattı.
Gafil yatan Kalmuk ve Çinlilerin çoğu Kırgızların mızraklarının ucuyla, keskin
kılıçlarının tığıyla, fırlayan okuyla cezalarını bulup helak oldular. Atlarına
binerek kaçanlar ecelden kurtuldular. Kongurbay büyük aşta Manas'la dövüşürken
teçhizatı büyük ölçüde zarar görmüştü. Bu seferki karşılaşmada Bokmurun'dan
mızrak yiyince bir çare bulup canını kurtardı.
Çinil ve Kalmukların
ölümünden kurtulan askerleri tekrar bir araya gelip cesaretlendilerse de
kırgızların kasırga gibi gelen ordusuna direnemediler.
Kırk çoranın
askerleriyle Coloy'un avuluna fel'ket yağdıracağından gözü korkan Manas davul
çaldı.
"Erenler! Kalmuk ve
Çin halkının hepsini öldürmeyin! Hayvanlarına, kadın ve çocuklarına, sakinlerine
dokunmayın. Malını mülkünü yağmalamayın, onlarda suç yok. Birisi gelip bana
şikayet ederse başınız gidecektir. Onların yerine kan içen katilleri kesin,
ahmak olan onlardı!" Bahadır Manas Aç-albars kılıcıyla Coloy'un başını kesmek
üzereydi.
"Bahadır." dedi Er
Koşoy Manas'ın elini tutup, "Halsizlenen yaralıya han kılıcını bulaştırma! Bana
hediyen olsun, Bahadır."
Er Koşoy'ün gönlünü kıramayan Bahadır Manas,
Aç-albars kılıcıyla yerde yatan Coloy'un hanlık arması takılmış çelik miğferini
parçaladıktan sonra kılıcını kınına soktu.