YAS
Kırgız ordusu
savaşta nice yiğitlerini şehit verdi. Peşinden takip eden Çinlilerin önünü
seçkin yiğitler engelliyor, düşmanları oyalayıp halsizleşen askerler epey
uzaklaştıktan sonra yoluna devam ediyorlardı.
Bahadır Manas
ordunun gayretini kırmayayım, itibarını düşürmeyeyim, birlik beraberliğini
bozmayalım, bahadırın elbiselerini çıkartmayayım, avulu ürkütmeyelim diye
gayrete gelip Kanıkeyin Kaza için hazırlayıp verdiği ilacı omuzundaki yaraya
Acıbay ın sürmesini istedi.
Kırgızlar çöldeki
yiğitlerin cesetlerini topladılar. Bir çukura eğer takımı ve silahları ve
birlikte cesetleri gömdüler. Üzerlerine taş dikip bahadırların hayat hikayesini
yazdırdılar.
Bahadır Manas çölde
Er Almanbet'in tanıdık kılıcını buldu.
''Bahadır Almambet'in canı işte
bu kılıçtadır. Bunu kim alacak? Buna altın saçlı Almambet gibi bakabilecek bir
yiğit var mı?'' dedi. Manas kılıcı kaldırıp azalan askerlere dönerek.
Manas çoralarına
keskin bir bakış fırlattı. Yiğitler yere baktılar. Kimse sesini çıkarmadı
''Kılıcı ben alayım'' diyen yiğit çıkmadı.
Bahadır manas
kılıcın ucundan tutup eğerek çevirdi
Çölde her ne kadar
arayıp taradılarsa da er Almambet ile Er Çubak'ın cesetlerini bulamadılar.
Derken gök yeleli Bozkurt Manas lekesi olmayan koyun gözlü, çili olmayan beyaz
yüzlü Er Almambetin pekine geldiğinde söylediği vasiyeti tekrar hatırladı.
''Aslan manas , can dostum, ecelim gelip ölürsem güneş görmeyen şehri bozup git,
cesedimi alıp git'' demişti. Almambet.
Bahadır manas can dostum Alman
Bedin cesedini bulmadan gitmeyeceğim diye orduya emir verip her tarafı arattı.
Bir anda evliya
sıfatlı Er Bakay tepenin arkasından Er Almambet'in cesedini katıra yükleyip
götürmekte olan çinli askerleri yakalamış olarak çıkageldi. Baktılar ki Çinliler
büyük hana Almambetin cesedini müjde olarak götürüyorlardı.
Er Almambet in
cesedini kucağına alan bağadır manas durmadan şiirle ağıt söylüyordu.
''Vay vefasız dünya
vay. İkiz kardeşim Almanbetmi savaşta talih getirirdi. Taş kesen çelik kılıç
idi. Almoş haykırıp dururken ben Pekin'i harap edeceğim diyordum. Bir orduya
bile tek başına saldıran asilim Almoş beni bırakma... ''
Bu sırada
Almambed'in Saralası hayvanların en akıllısı tay iken birlikte büyüdüğü sahibine
başını eğerek yas tutu, ot yemedi, su içmedi zavallı hayvan.
Aslan Bakay
Almambet'in Saralasını çukurdan yakalayıp getirdi.
Sonra evliya bakan
Han Almambed bahadırın etlerini çelik kılıçla ayırıp belinden ayırıp üzerine
kokulu bitki koyup ardıç ağacıyla gök bayrağı salarak ipekten yapılan iple on
iki yerden bağladı.
Bahadır Almambed
bozkurdun cesedi Saralaya yüklenirken kalabalık halk bağırdı neferler ağladılar
han ağladı, gökteki bulutta, yerdeki deve yavrusuda ağladı dağdaki keçi üzüldü
ağaçların başı eğildi.
Bakay Sarala'yı geminden tutup bağlayarak
Almambed'in cesedini ona emanet etti.
''Kurban olayım
Sarala hayvan değil arslansın. Sana kurban olayım Sarala dostum Almanbet'in
cesedini sana yükledim! Başını yere eğerek yolunu kaybetmeden Almambeti Talas'a
götür! Benzersiz arslan Almambet sana emanet!" dedi kahkülünden okşayıp "Güle
güle Sarala" diye okşadıktan sonra saralayı yola çıkardı.
Kaplan Manas belini
doğrultamadan baltasına dayanıp dizlerinin üzerine oturdu. Siyah gözlerinden yaş
döküp arkadaşına ağladı.
Pekine gazaya giden
Kırgız ordusu Çinlilere yenilip yiğitlerinden ayrıldı. Hanlar bayraklarını
indirdiler. Ölen nice yiğidin altın ganimetlerini atlarına yükleyip yalan dünya
yok ol diye üzerek önceki geldikleri yola koyuldular. .
Bahadır Manas'ın
balta yarası kötüye gidiyordu. Şehit düşen candostlarının acısından canı
konuşmak da istemiyordu. Dünyası karardı.
Er Bakay ata
binmede zorluk çeken baygın bahadır Manas için andıç ağacından yapılmış tabut
getirtip, altına kaba kumaştan yapılan yatak döşettirdi. Sonra ona Bozkurdu
sıkıca bağladı. Yolculuk sırasında onu dört atlı nöbetle taşıdı.
Kanadı kırılıp,
hüzünlü bir şekilde geri dönmekte olan ordunun peşinden eli silah tutmaya
yarayan yiğitler takipçilerle vurkaç savaşı yaparak düşmanı oyalayıp
engelliyorlardı. Yola dertli Bakay kılavuzluk ediyordu. Ordunun başı ile ayağı
üç günlük bir mesafeye kadar uzanmış olup gündüz soluk almadan, gece uyumadan
yola devam ediliyordu.
Beli kırılmış
orduya göz kulak olan Bakay yiğitler ile akıl danışıp beklenmedik bir anda bu
halimizle gitsek tüm milletin ödü patlar diye Talas'taki Kanıkey'e mektup yazıp
haberci gönderdi.
"Kurban olayım Irçı
oğul halkına kaplan Manas beyini Pekin'e han yaptık de. Kalmuk hanını dizgine
bağladık de. Halkım bin kara kısrak ile bin siyah deve kesip hiçbir şeyi
esirgemeden şölen yapsın! Er Almambet'in ak otağını Talas'ın eteğine diksinler,
Aruuke giyindirilsin. Almambet ve Çubak'ın otaklarını Talas'ta karşı karşıya
diksinler" dedi Evliya Bakay emrederek.
Iraman'ın Irçı oğlu haberi şarkı
söyleyerek ulaştırdıktan sonra umut ile keder içinde bulunan zavallı milletin
hepsi, çoluk çocuktan ihtiyarlarına kadar canlandı, sevindi.
Obanın talihi olan
Kanıkey başta olmak üzere halk Er Bakay'ın söylediklerini yerine getirdi.
Sevinen halk büyük şölen için hep birlikte hazırlık gördü. Kırmızı benizli
kızlar kırmızı elbiseler giydiler. Saçlarına saçbağı taktılar. Geniş kalçalı
gelinler başlarına yeşil eşarp öttürler, becerikli yiğitler altışar kısrak
kestiler.
Fakat yalnız
Kanıkey, yaşanacak üzüntü ve kederleri altı ay önceden bilen zavallı Kanıkey,
halkın önünde ne hıçkıra hıçkıra ağlayabildi, ne de bağırıp için boşaltabildi.
Beyaz külahlı dervişin Semetey diye ad verdiği altı aylık bebeğini bağrına
basıyordu. Güneşi kararmış, kederli Kanıkey yerinde duramadı. Halkın gözünde
şölene hazırlık yapıyor gibi gözüktü ama, eli bereketli yenge, yarım günlük
uzaklığında bir yere kimseye farkettirmeden çukur kazdırıp üzerine çadır
diktirdi. Sonra saçlarını tepesine toplayıp siyah akıtmalı yürük atına bindi,
altı aylık olan Semetey'i kucağına alarak kimseye söylemeden bahadır Manas'ı
karşılamaya gitti.
Han hanımı Kanıkey
kerametini gösterdi, Manas'ı önce kendim bir göreyim, durumu kötü ise zavallı
millet endişeye kapılır, kötü niyetli altı han kavga çıkarır, beyimi
iyileşinceye kadar halkın gözünden uzakta bakayım diye, koytu mahaldaki sefer
evinde Bahadırı bekledi.
Er Bakay'ın idare ettiği ordu yaklaştığında
zavallı Kanıkey Semetey'e emziği vermişti, altı aylık bebek baş ağrıtacak
şekilde bağıra bağıra ağladı.
Çocuğun sesini
işitince ardıç ağacından yapılan tabutta gözünü açmadan hareketsiz yatan kaplan
Manas başını kaldırıp iki eline dayanarak Bakay'a çevirildi.
"Canım amca,
bağırıp ağlayan bir çocuk sesi geliyor. Ölmek üzereyken göreceğim oğlumun sesi
olmasın! Herhalde yengen Kanıkey karşılamaya çıkmıştır! Gök yeleli bozkurdum
Bakay bir baksana!"
Er Bakay bağırıp
ağlayan çocuk sesinin çıktığı yöne doğru hareket etti. Çocuğun sesini işitince
gayrete gelen arslan Manas süvariyi durdurup tabuttan indi. Sanki savaşa
gidecekmiş gibi ok işlemez zırhını giydi, kutsal beyaz kemerini kuşanıp yedeğe
alınmış yürük Narbudan'a bindi.
Bahadır Manas atına
binip arslan gibi kurulup otururken güzellerin güzeli, dişilerin en nurlusu,
altın kemer kuşanmış sevgili kadın Kanıkey oğlunu alarak bahadırın karşısına
çıkıverdi.
Han hanımı Kanıkey, güzelliğiyle insanı hayran bırakan
zavallı Kanıkey Akkula'yı göremedi, bahadırın renksiz yüzünü gördükten sonra
kederlenerek şöyle dedi:
"Yüce soylu
efendim, padişahım, kuşların ulaşamadığı, tulparın ayak basmadığı o gidişi var
dönüşü yok büyük Pekin'den sağ salim döndü mü? Yiğitlerin dönemedi diye
ağlamadan gayrete gel bahadır. Acılara yenik düşme beyim, Talas'a geldiniz,
milletiniz esendir.
Hanımı moral
verdikten sonra Han Manas şöyle dedi:
"Hanım, yüreğimi
parçalama, yaramı açma. Böyle diyeceğine ölmek üzereyken sahip olduğum oğlumu
getirsene, han ana.
Han Manas'ın sözüne
alışık olan bahtsız Kanıkey bu isteği kabul etmedi, beşikteki ay gibi parlayan
bebeğini bağrına bastı ve onu beyine vermedi. Bunun sebebi şuydu: Bahadır
tuttuğunu koparan arslan gibiydi. Ateş gibi yanan gözünde siyah bir beni vardı.
Yüzü korkunçtu. Ona bakan kimse sağ kalmazdı. Bunu farkeden Han Manas, Kanıkey'e
gülümseyerek kamçısını uzattı, Kanıkey bahadırın kampçısını altı aylık bebeğinin
alnına hafifçe dokundurdaktan sonra geri verdi.
Bahadır, masum bebeğinin
alnına değen kampçıyı derin derin koklayarak kuvvet buldu:
"Tanrım, sonunda
dertlerimi şu oğlumu göstererek giderdin! Senden razıyım ey yaradanım! Şu çocuğu
kendin verdin, kendin koru! Babasının şerefini alsın, halkına direk olsun!" dedi
Manas ellerin göğe doğru açarak.
Yol boyunca
talihsiz Kanıkey ana, deprem olmuş gibi sallanıp, gözlerinden bahar yağmuru gibi
yaş döküp ağladı.
Bakay'ın söylediği
gibi Talas'ın eteğine Er Almambet'in ak otağı dikilmişti. Merak içindeki milleti
gören bahadır Manas atının başını Almambet'in otağına çevirdi, gözyaşlarını
tutamadı. Altın çerçeveli baltasını başında tutarak böğürüne dayadı ve uzaktan
bağırarak ağıt yaktı:
"Zavallı ikizim, Almambet'i kaybettim, ayaş. Ona
iyi bakamadım, kanadımdan ayrıldım, ayaş.
Dünyaya, Büyük
Pekin'e merak salıp bahadırlarımdan ayrıldım, ayaş. Bahadırımı kaybedip ben
nasıl yaşarım, ayaş. On sekiz bin alem elimdeyken, Almambet hayattayken niye
ölmedim, ayaş..." Manas ağlarken su boyundaki huş ağacı söğütler ve bütün millet
ağladı.
Er Almambet'in
hanımı, siyah giyinen Agınay kızı Aruuke bağırıp çağırarak şiirle ağıt söyledi.
"Dağdaki hesapsız
at sürüsünde kısraklar ile yürük atlar karışıktır. Beni acılar içinde bırakıp
nereye gidersin, beni de al yanına efendim." .
Bahadır Manas, Er
Çubak'ın, Er Sırgak'ın otağına varıp yere mızrağını sapladı, hıçkıra hıçkıra
ağladı.
Han Manas'ın
ağladığını görünce bahadırların siyah giyinen kadınları saçlarını dağıtıp, ay
gibi yüzlerinden kanla karışık yaş akıtıp ağladılar.
At üzerinde acı acı
ağlayan Manas'ı çevreleyen halktan hiç kimse "ağlamayı bırak" demeye cesaret
edemedi.
Deminki zavallı
Kanıkey, Han Manas'ın önüne gelerek onu teselli etti.
"Yüce soylu
efendim, başını kaldır, hasret bitmez, öteki dünyaya giden ikizler öfkelensen de
geriye dönmezler. Bahadırım, bu dünyada her şeyi yolunda giden kimseler de
yaşadı, senin gibi han da yaşadı. Dünyanın hali budur, ölene ağlasan da fayda
etmez."
Diye Kanıkey, bahadır Manas'ı koltuğundan tutarak attan indirip
kapılı kaleye, han karargahına götürdü.
Yüce soylu Kanıkey,
Manas'ın boynuna baltanın değdiğini ve onu yaraladığını gördü. Bakay ile akıl
danışarak bahadır herkesten uzak dursun diye, Muzdak başındaki Muz-Cayloo denen
serin tepeye geçici olarak taşındı.
Duyarlı kadın
Kanıkey, Batıya ve Doğuya mahsus adam gönderip hastalığa şifa veren en iyi
ilaçları getirtti. Bin çeşit bitkiden yapılmış ve kaynatılmış ilacı bahadırın
yarasına sürdü Kanıkey.
Bahadır Manas'ın
yarası iyileştiğinde pınar gibi canlandı, acıları dinip gözleri faltaşı gibi
açıldı, gün geçtikçe iyileşmeye başladı.
Han Manas eski haline geldikten
sonra, sonbaharda, Talas boyunca yerleşti. Han Manas yokken acı çeken halkın
gamını yine bahadır Manas aldı. Şehit veren evlere at ve kurbanlık verdi, evi
olmayana ev yaptırttı, fakirlere elbise giydirdi.
Günlerden bir gün
şafak sökerken bahadır Manas ak obanın tepesinde Tanrıya ibadet ederek sükunetle
oturuyordu. Güneş ışınları yere ulaştığında uzaktan bir karaltı gördü. At dese
at değil, insan dese insan değil, hayalete benzeyen bir hayvan karargaha doğru
geliyordu.
Bahadır Manas,
Taybuurul'u eyerleyip bir şey ezmiş gibi karaltıya doğru hareketlendi.
Bahadır Manas bir
et bir kemik kalan, hayalet gibi şaşkın gelmekte olan ata yaklaştığında
bağırıverdi: "
"Kurban olayım Sarala, sen miydin?" kahkülünü okşayıp
hıçkıra hıçkıra ağladı gökyeleli Bozkurt Manas.
İt-Ölbös'ün çölünde
yiğitlerini kaybedip acılara boğulan bahadır Manas'ın emanet olarak yüklediği
Almambet'in cesedi Sarala'nın üzerinde duruyordu.
Sarala'nın kuyruk
kılları bol ve dağınıktı. Hayvanların en akıllısıydı, konuşacak dili olmayan bir
zavallıydı, üzüntülü gözlerle Manas'a dik dik baktı, sonra Taybuurul ile
koklaştı. Sarala bir hayvan olsa da bir yudum su içmeden, otlamadan,
dinlenmeden, düşmanın gözüne görünmeden, nice dağlardan, geçitlerden geçmiş,
Talas'a ulaşmak için çok yol yürümüştü. Almambet hayattayken zıplayıp oynayan
Sarala'nın uzun yolculuk sırasında her yeri yağır olmuştu. Bitkin düşmüş
yelesinden ve kuyruklarından ayrılıp garip kalmıştı.
Han Almambet'in
cesedini sağ salim ulaştıran mübarek tulparın boynuna sarılarak acı acı ağlayan
bahadır Han Manas Sarala'yı yedeğe alıp ak otağa getirdi.
Han Manas'ın davulu
çalındığında halk acele ak otağa toplandı. .
Er Almambet'in cesedini
bahadır Manas Çeç-Döbö'ye, Kırgızların adetine göre başını Pekin yönüne çevirip
gömdü. Sarala da bahadırı ile birlikte gömüldü.
Bahadır Manas, Er
Almambet'in otağına ağlayarak geldi.
"Zavallı ikiz
kardeşim, hesapsız düşmana tereddüt etmeden saldıran Almambet dostum, sensiz
nasıl yaşarım. Siyah çerçeveli baltayı artık kim kullanacak, mahvolası Pekin'in
yoluna artık kim kılavuzluk edecek? Almoşçığım öldükten sonra ben nasıl yaşarım?
Yüce soylu Almambet arslanımı kara toprağa nasıl veririm?" Bahadır Manas
Almambet'in otağında kah safra kusup bayılıp, kah ayılıp acı acı ağlıyordu.
Bahadırın durumunun fenalaştığı belliydi.
Kaplan yenge
Kanıkey Manas'ın haline görünce başını eline alıp ağladı.
"Dünya fanidir,
beyim! Ben zavallıya söyleceğini saklamadan söyleyiver, böyle kusman normal
değil, ben bahtsızı dertte koyacaksın Bahadırım, yaranın durumunu bana anlat?" .
Cesur gökyeleli bozkurt Manas kımıldamadan şöyle dedi:
"Hanım, ben geniş
Pekin'in civarında, şafak sökerken güneşe doğru sükunetle oturuyordum, nöbetçi
yiğitler uyuyakalınca Kalmuk hanı Kongurbay üzerine balta vurup gitmişti.
Herhalde baltanın ucu kemikte kırılıp kalmıştır. Sırdaşım Kanıkey bir
baksana.
" Bunu duyunca
kendini kaybeden Kanıkey:
"Vay beyim,
belindeki yarayı iyice görmeyen gözlerim kör olsun!" diye ağladı. Han ordugahına
Bakay'dan başka kimse girmedi. Bahadırın fenalaştığını obada kimse bilmedi.
Ateşi yükselen
Bahadır Manas'ı bi-çare kadın yüzükoyun yatırıp baktı. Bahadır Manas'ın yarası
morlaşıp şişmişti. Ak çelikle bahadırın yarasının ağzını göz ölçüsüyle
deliverdi. Bahadırın belinden kan ile safra aktı. Bahadır Manas kendine gelip
biraz da olsa rahatladı.
"Talihim, bir az daha dayan. Baltanın ucunu
çekmeye çalışayım." Biçare yenge Kanıkey ucu gözüken çeliği dişiyle ısırıp
çekti. Kemiğin açılan ağzından siyah safra aktı, amudu fıkarığı tamamen
çürümüştü.
Bahadır Manas
konuşmaya başladıysa da başı döndü, vücudu sızladı, belini kımıldatamadan
hareketsiz yatakaldı.
Bi-çare kadın
Kanıkey başına kara günlerin geldiğini, beyinin iyileşemeyeceğini anladı.
Gayrete gelerek evliya Bakay ile akıl danıştı.
Er Bakay'ın yanına
oturup derdini anlattı.
"Akıllı amcacığım,
yaratandan kısmetim bu kadarmış, talihsiz biriymişim, ama beyim ile yaşadığım
için çok memnunum. Padişahım şu anda zorda, eğer bir gün bahadırın gözü
kapanırsa, arkasından yolunu devam ettirecek olan oğlu daha küçücük, koparanları
birbirine bağlayan bahadırın destek olacak yakını kalmadı, tahtına geçecek
kardeşi, yüce soylu arslanları kalmadı. Kıskanç necis hanlar, kötü niyetli
kardeşleri var. Bunu nasıl yaparız? Bu derdi Manas'a söyleyelim mi? Bunu duyarsa
suratı asılır mı, yarası kötüleşir mi acaba? Ne yapalım? Açıkca söyleyin amca?"
Kanıkey bahadırıyla dost olsa da kayın birader gibi saygı duyduğu Bakay'a ilk
kez böyle dikilip baktı.
Evliya sıfatlı Bakay söyleyeceklerini
söyledi.
Kanıkey ile Bakay
Manas'ın huzuruna geldiler.
Kanıkey
cesaretlenerek beyinin alnına avucunu koyup bahadır Manas'a dertli dertli şöyle
dedi:
"Canımız bir sırdaş
beyim, huzuruna Bakay amcan geldi. Gökyeleli bozkurdum beyim gözünü açıp başını
kaldır! Kötülük olmadan iyilik olmaz, bu yalan dünyadan gitmeyen kim var, açık
söylediğim için küsme, aklın varken vasiyetini söyleyiver padişahım. Arkandaki
oğlun daha küçük, kardeşlerinin hepsi düşman, bir gün başımıza dert gelirse ben
bir dul olarak ne yapacağım? Aklında yatan biri var mı? Felek çark edip zorda
kalırsak bayrağı tutan kim olacak?"
Bahadır Manas başına çift yastık
koydurduktan sonra şöyle dedi:
"Hanım eğer ecelim
gelip ölürsem Küyük'ün geçidinden geçerek baban Temirhan'a doğru kaç. Hanı ölen
kadın için en uygunu baba evidir. Bu Talas sana mekan olmaz. Abike, Köböş ve
altı necisin niyeti kötü. Babam Temirhan'a gittiğinde Semetey'e nazar değmemesi
için onu köpek ayağından geçir, kılıcın tığından atlat, arkadaki saçlarını kesip
kardeşin İsmail'e evlatlığa ver. Boynuna muska tak. On iki yaşına girinceye
kadar babası hakkında bir şey söyleme, annesi hakkında da bir şey duymasın, yaşı
on ikiye geldikten sonra Talas'ı göster. Ruhum ölmezse onu yolunda karşılayıp
bakacağım. Nazlım, kimseye bildirmeden kazmayla mezarımı kaz. Bakay amcamla
ikiniz kimsenin bilmediği bir yere gömün." Bahadır Manas, bu arada yorulunca su
içiyor, acısı tuttuğunda Çin ilacını omuzuna sürdürtüyordu.
Nazlı Kanıkey
kimseye söylemeden, kimseye farkettirmeden, necise göstermeden milletten
gizleyerek, kuşkulananları kandırarak Manas'a yalnız kendisi baktı. Hatta kırk
çoranın yiğitlerine bile sır vermedi.
Bahadır Manas,
halkın bülbülü Han Bakay'ı yanına çağırıp candostlarıyla, yakın akrabalarıyla
hanlar ve bahadırlarla gözüm açık iken bir görüşeyim diye hepsine gizlice haber
gönderdi.
Bahadır Manas'ın
gözleri genişçe açılmıştı. Pıhtı pıhtı kara kan kusuyor dermanı tükeniyordu. Kah
bayılıyor, kah ayılıyordu.
Derken yular gibi
saçlarını tutup ağlayan yenge Kanıkey'e bahadır Manas şöyle bir ricada bulundu:
"Canım, yay okunun ulaşamadığı, çelik ucunun delemediği, kasırganın
tesir edemediği Akolpok'u üzerime ört. Nice savaşlarda giydiğim Akolpok'la
kendimi avutayım, beni kem gözlerden korusun! Kanıkem, Akolpok'a yayımı da
asıver. Emanet canım çıkıncaya kadar namus için, milletimi korumak için
Kakançin'i altüst ettiğimi hatırlayayım. Kanıkey, gökten inen beyaz keseyi kan
içmedikçe kınına girmeyen kılıcımla birlikte asıver. Sırdaşım, düşmana
uzattığımda ay gibi parlayan sırlı mızrağı elimin ulaştığı yere koyuver. Gözüm
açık iken bununla teselli bulayım." dedibahadır Manas boğuk bir sesle. Amcası
han Bakay'ı yanına alan gökyeleli bozkurt Manas şöyle dedi:
"Evliya Bakay amca,
Han Manas öldüğünde toplanan halktan ve avuldan uzak dur, deve güdüp tepelerde
dolaş. Celmayan ile boz buğranın boynuna muska takıp hanımdan yadigar kaldı diye
yettim Semetey'in devesine bakıver.
Amca, çaylağı
besleyip kuş kıldım, dağılan halkı toplayıp millet kıldım, yavrukuşunu eğitip
alıcı kuş kıldım. Ben halkımdan razıyım. Kusurum olmuşsa küsmeyin. Kalabalık
milleti toplayıp, gözü açık yiğitlerine kendin baş olup beni kara toprağın
koynuna, Tanrıya ver."
Bahadır Manas vasiyetini hanımı Kanıkey ile Er
Bakay'a söyledikten sonra dili tamamen tutuldu.
Han Manas'ın altın
yularlı, yürüşüne hayvan, koşmasına rüzgar ulaşamayan Celmayan karanarı Ak
otağın yanında, bahadırın yattığı tarafta çöküp, boynunu uzattı. Gözlerinden yaş
akıtarak yattı.
Akkula öldükten
sonra, bahadır Manas Karaça'nın kızı Saykal'ın hediye verdiği Taybuurul'u
beğenip savaşta binmişti. Derin çukura rastgelse de duraklamadan koşup geçen kır
at bahadırın Ak otağının önündeki altın direğe kendisi gelip yedi gün ot
yemeden, kımıldamadan yas tuttu zavallı hayvancık.
Han hanımı Kanıkey
dili tutulan, bir kelime bile söylemeyen Argın hanının oğlu Acıbay'ı çağırıp
danıştı.
"Altmış türlü dili bilen, Peygamber sıfatlı amca, bahadırın
görecek günü, içecek suyu bitti. Şimdi can çekişmektedir. Amcacığım, geniş
dünyam daraldı, yanan ateşim söndü. Artık ağıtlar onu geri getirmez, ağlamak
fayda vermez. Gayrete gelelim. Hanını hürmetiyle gömmek boynumuzun borcudur. Han
Kökötöy'ün aşından daha mükemmel bir aş verelim. Dünyanın her tarafına haber
ulaştıralım." dedi Kanıkey.
Acıbay haber
vermeyi kabul ettikten sonra, Kanıkey dünürlerine, iyi niyetli hanlara, ünlü
beylere, komutan dostlarına haber ver, Han Manas'ın aşına hazırlanın diye
ayaşlarına derdini anlatıp mektup yazarak Cet-kayt'a kadar git diye yedi gün
mühlet verdi, yiğit elbisesi giydirdi, yürük at seçtirip yolcu etmeye
hazırlandı.
Acıbay haber
vermeye pek istekli gözükmeyerek Kanıkey'e derdini anlattı:
"Kanıkey yavrum,
söylediklerimi yapacağım, her yere haber vereceğim. Bindiğim bu Kartküröng'ün
tuynağı eskimiş, arkamdan düşman takibederse bu at beni mahvedecek. Yavrum,
Taybuurul'u versene, bineyim."
Kanıkey
gözyaşlarını tutamayarak, yüreği sızlayıp Taybuurul'u vermeye razı oldu.
Ak otağın ortasındaki altın direğe bakıp başını yere eğip duran
Taybuurul Acıbay'ı yaklaştırmıyor, eğeri takmasına izin vermiyor, yedeğe alsa da
yürümüyordu. Bahadıra yakın olan Buurul atın, bir kötülüğü, bir felakati sezmiş
gibi efendisine yas tuttuğunu gören Kanıkey'in gözleri boşalıverdi.
Sonunda Acıbay
yürüyüşü, koşuşu tanıdık Kartkürön'e binip çok uzaklara kadar gidip haber
ulaştırdı. Yılmayan Acıbay kırk günlük yolu yedi günde katedip, haberi yerlerine
ulaştırdı,
düşman hanlara
ayağının sesini bile duyurmadan belirlenen günde Talas'a döndü.
Bahadır Manas'ın
bütün işleri Kanıkey'e kalmıştı. Becerikli yenge Kanıkey'in sezdiklerini sezen,
bildiklerini bilen yiğit yoktu. Simsiyah uzun saçlarını tepesine toplayıp, haber
verdiği hanlar, beyler, kuvvetliler gelinceye kadar hasta yatan Manas'ın
işlerini gördü. Altı yüz at hazırlatıp Andican'dan kovalarla toprak getirtti.
Yedi bin keçi yünüyle inek yününü karıştırıp altmış pehlivana çiğnetip, kerpiç
hazırlatıp beyimin mezarı yedi asra kadar bozulmasın diye özel bir mezar
yaptırttı. Usta ressamları çağırıp mezar içine Akolpok giyen, Akkulaya binen
Bahadır Manas başta olmaz üzere on iki hanın, kırk çoranın, kuvvetli yiğitlerin
resmini yaptırdı.
Zavallı kadın Kanıkey kimseye bildirmeden, kimseye
gözükmeden Celpiniş Urum halkından yetmiş usta getirtip "aslimi açık gömersem
altı düşman han kin besledikleri için mezarı açıp öc alırlar" diye Eçkilik'in
Kara-Zoo denen yerine Manas'ın mezarını kazdırdı, ağzını tek kişi girebilecek
şekilde yaptırdı, içerisini ise altı bin koyun sığabilecek şekilde yaptırdı.
Tavan düşmesin diye altına direk yerleştirdi, mermer taştan kandil yaptırdı,
akan suyu mezarın içinden geçirdi, altından yatak yaptırdı, üzerini kumaşla
örttürdü. Altı çürümesin diye ardıç ağacının külünü döktürüp, kendine göre
yatacak yeri hazırladı. Köleler sırrı aşikar etmesin diye yetmiş köleyi tamamen
ortadan kaldırttı.
Han Manas'ın aşına
haberin ulaştığı yerlerden dostlar, tanıdıklar, ünlü bilgiçler arda ardına
gelmeye başladılar.
Ceti-Suu'da
yerleşen halkın atası olan ihtiyar, şu anda doksan beş yaşında idi. Milleti
duasıyla zenginleştiren, tedbirli; halkın gönlünü kıracak iş yapmayacak kadar
akıllı, kara Hıtay'ı idaresi altına alacak kadar yiğit Katagan Han'ı Koşoyhan
Manas'ın aşına hizmet etmek için erkenden geldi.
Keng Alay'a
yerleşen, dokunduğunu sağ bırakmayan kibirli Er Töştük de eski dostumun aşında
altmış gün hizmet edeceğim diye geldi.
Aşağıdaki Urum denen halktan,
yani kırk günlük yerden hareket eden Urumhan'ın oğlu Kökbörü, candostum hayatta
ise elini sıkayım, oğlu Semetey'i görüp geleyim, hiç olmazsa ayaştan özür
dileyim diye sarı altın, beyaz gümüşü atına yükleyip, Narbuudanını koşturup
yanına hanımını ve on iki yaşında bir yiğit olan, eski elbise giymiş Koyonalı
denen bahadır oğlunu alarak geldi. Koyonalı'nın yaşı küçüktü ama, bir arslan
gibiydi, benzersiz alpti, nehir gibi kan akıtan, düşmanlarının canına okuyan
kaplanın da kendisi idi. "Bahadır ayaş atama kendim hizmet edeyim, aşının
başında durayım" diye bileklerini sıvayıp işe girişti.
Acıbay'ın haber
vermesi üzerine, Manas'ın kıymetli dostlarının ardından Oyrat hanı Karaç'ın
arbedeci kızı Saykal da siyah saçlarını topuz şeklinde toplayarak Manas'ın kırk
günlük aşında hizmet edeceğim diye geldi. Şımarık Saykal, Han Manas'a küskündü,
Manas'la boy ölçüşmüştü, sonunda barıştığı bahadıra kıyamadı, rahat edemedi.
Bastığı yerden toz duman, baktığından can çıkaran bu kız, bir zamanlar yapılan
mızrak kavgasında Kırgız'ın beli kırılır diye bahadır Manas'a mızrak vurmaya
kıyamamıştı. Mazeyil'de yerleşmişti, geniş Turfan'da kışlardı.
Bahadır Manas
gözünü açtı, son bir kez kendisine gelip başında sızlayıp duran Kanıkey'e
sordu:
"Hatun vedalaşma
zamanı geldi. Kaçınılmaz an geldi. Ahret dostlarımla son bir kez görüşeyim,
yiğitleri buraya çağır." dedi, bahadır Manas, yastığa yaslanıp
oturarak
Otağın kapısını
Kanıkey açtı.
Bahadırın Otağına Bakay, Koşoy başta olmak üzere on iki
hanı, çoraları, köleleri, dostları girip bir bir vedalaştılar.
Bahadır Manas
ağlayan yiğitlerin iniltilerini eliyle işaret ederek bastırdı.
Bahadır, sanki
öteki dünyaya gitmeyecekmiş gibi, kıyamet gününü görmeyecekmiş gibi, ne kaşını
çatıyor, ne üzülüyordu, acı çektiğini belli etmeden, gayretinden hiçbir şey
kaybetmeden dağlardaki kartallar gibi oturuyordu.
Zavallı yenge
Kanıkey gökyeleli Bozkurdun dostu Kökbörü'nün on iki yaşındaki oğlu Koyonalı'yı
Manas'a yaklaştırmadı, onu zor tutuyordu.
"Yapma yavrum, ayaş
atan Manas'ın baktığı kimse sağ kalmaz. Gözlerinde kara beni, yüzünde zehiri
var. Onun bakışlarına dayanamayan sağ kalmıyor. Sözümü dinle, oğlum." dedi
yalvararak.
"Ayaş atam Manas'la görüşmeden, ellerini sıkmadan nasıl
kapısında kalırım. Yüzünü görmemektense ayaş atamın peşinden gitmeye razıyım."
küçük yiğit Koyonalı ayaş anasından sıyrılarak çevik bir hareketle içeri
sokuluverdi, selam verip Manas'ın ellerini tuttu.
"Yolculuğunuz
hayırlı olsun, han ata!" dedi Koyonalı ağlayarak.
Dönüşü olmayan yere
gitmekte olan Bozkurt Manas gözlerini tekrar açıp ellerini sıkıca tutan yaramaz
çocuğa bir bakıp:
"Bu pehlivanı hiç
görmemişim. Kim bu?" dedi Manas keskin bakışlarla.
"Bahadırım, sözünü
geri al, gözünü aç! Bu işte dostun Kökbörü'nün oğludur" dedi Kanıkey ağlayarak.
.
"Kökbörü, ahret dostum, bu oğlun çok kuvvetliymiş, güçlüymüş. Talihsiz
halktan biri değil, boşuboşuna akan bir sel imiş. Bahadırın yolu dar imiş,
vefasız dünyaya erken gelen bir oğlan imiş. Dostum, müsaade et, öbür dünyada
bana yoldaş olsun, oğlunu baha helal et" dedi bahadır Manas.
"Dostum, oğlum
değil gerekirse canımı da beraber al!" dedi Kökbörü bahadır Manas'a dikkatlice
bakarak.
Bahadır Manas bir
daha konuşmadı, mizan topyıldızı dolduktan, yiğitlerle vedalaştıktan sonra elli
iki yaşında vefat oldu.
Han otağındaki,
direği altında yapılmış gök bayrağın yerine siyah bayrak asıldı.
Talihsiz yenge
Kanıkey otuz iki yaşında bahadırından ayrılıp tarak değmeyen siyah saçlarını
yoldu, nurlu yüzünü parçaladı. Bütün vücudu titredi, çaresizce bağırıp üzüntüye
boğulan Kanıkey hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bugün gördüğün yarın yok, böyle
bedbaht dünyadır bu.
Dul kalan zavallı Kanıkey bir daha dönmemek üzere
giden bozkurdun ardından şöyle (sağu sağdı) ağladı.
Oh dönüşü olmayan
yere giden beyim, dağda sayısız atların kaldı. Onlara bakıverin çocuklar. Beni
cehennemde bırakma, beraber götür, bozkurdum. Siyah çerçeveli baltanı kıvırmadan
kim yapabildi? Hiçbir şeye doymayan Argın, kırgız halkını kavga ettirmeden kim
idare edebilir? Beni bu acılara koymadan beraber götür Bahadır beyim" diyordu
dertli Kanıkey.
Bahadır Manas'ın
öldüğü gün yer sallandı, parlayıp duran güneş tutuldu, altı gün simsiyah
karanlık oldu, ay çıkmadı. Gökte bulutlar ağladı, yerde kuşlar ağladı.
Bu sırada bahadır
Manas'ın yattığı yere çöken Karanar'ın yanına Kumbulak'ın deresinden bulup
getirilen Kumayık da yattı, hiçbir şey yemeden insan gibi kendi kendine uludu.
Han Manas'ın
Akşumkarı (sungur) altın iplerini parçalayıp göklere çıktı. Ak otağın üzerinde
yedi kere döndükten sonra son bir kere daha öterek gözden kayboldu.
Ak otaklar siyaha
büründü, halk yas tutup siyah giyindi.
Ak otağa ulaştıklarında sağ
taraftan on bin, sol taraftan on bin yiğit alnına siyah bağlayıp, yolun iki
kenarında diz çöküp durdular. Ortada geniş yol bırakıp, dağları sarsacak bir
şekilde ağladılar. Uzaktan bahadırı görmeye gelenler kederlenerek ortada
bırakılan yol ile ak otağa ulaştılar. Bahadır Manas'ın cesedi kırk kanatlı üç ak
otağa konuldu, birbirine bitişik olsun diye otakların sırıklarından birer tanesi
sökülmüştü.
Fitneci,
gözlerinden kurnazlık okunan Abike, Köböş ve Altı Necis tepeden geç indiler.
Halk görsün diye ara sıra hüngür ağlıyor gibi yaptılar. Fakat ne gözlerinde
yaşı, ne de gönlünde bir kaygısı vardı. Sanki düğüne gelmiş gibi kendilerince
gülüyorlardı, dalga geçiyor gibi konuşuyorlardı.
Han Cakıp'ın küçük
hanımının oğullarından kinci Akibe ve Köböş'ün suratını gören cesaretli kadın
Kanıkey, beyimin cesedini gömünceye kadar neler olur acaba, evde çıkan yangın,
kendi içinden çıkan düşman kötü olur, şimdiden hanlığı paylaşmaya kalkışmasınlar
diye ne yapacağını şaşırıp, kan ağlayıp beşikteki Semetey'i kucağına alarak altı
necise mahsus gösterdi.
"Oğullar, direğinizden ayrıldık. Dağların doğanı
uçtu gitti, oğullar! Bayrağı tutan hanımızdan ayrıldık, oğullar! Benim gibi
zavallının çekeceği varmış, oğullar! Efendimiz yokken Ak Otak yağmalanmasın
oğullar. Kadere çare yoktur, ağanız öbür dünyaya gittiyse de bu dünyada sizin
gibi kardeşleri kaldı. Hanı ölen Kırgızların devlet kuşu uçup, bereketi kaçıp
ateşi sönmüş diye düşmanlar bizimle alay etmesinler."
Efendimiz
yokluğunda, başı yok diye, hayvanlarımızı dağıtmasın, kıyım yapmasın, matemli
halka eziyet etmesin. Sizden başka kimim var ki benim? Destek olacak sizsiniz,
halkı idare edin, danışarak iş görün. Han ağanızın cenazesini hürmet ile toprağa
verelim, ruhu şad olsun."
Kanıkey ağlayıp
dururken, terbiyeli, iyi niyetli doğan Abike, azimle işe girişip, telaşa kapılan
halk arasında dolaşıp, çığlıkla ağlayarak taziye için gelenleri özel olarak
dikilen çadırlara alıp konukları evlere paylaştırdı.
Kötü niyetliler ölü
için adak verme işleri umurumda olmadan, kendileri konuk olarak sakin sakin
oturdular.
Karanlık basarken, halk uyumaya çekilirken, asil kadın
Kanıkey endişeli bir halde amcası Koşoy'a vardı.
Amcacığım, bahadır
Manas kardeşinizin pekçok insana dili ile, pekçok insana eli ile dokunmuştu.
Pekçoğu hala yaşıyor. Manas'ı mezara koyarsak, mezarı açıp öç almasın. Şimdi
bunu nasıl yapsak acaba?" dedi Kanıkey akıl sordu.
Han Koşoy, Han
Bakay, Er Töştük, Er Kökbörü, Bahadır Koyonalı olmak üzere Kanıkey'le akıl
danıştılar.
Karanlık gecede
bahtsız zavallı Kanıkey akıl danıştığı yiğitlerle Han Manas'ın cesedini yıkayıp,
kefene sardı, tabuta koyup, üzerine kilimle örttü. Bahadırın cenazesini kırk
mollaya kaldırtıp kendisi yol başlayarak önceden hazırlattığı mezara götürdüler.
.
Manas daha ölmeden hazırlanan mezarı gören yiğitlerin hayretten
ağızları açık kaldı.
Bu sırada Katagan
Hanı Koşoy, Kanıkey hatuna altmış kere yalvarıp yakarıp şöyle dedi:
"Kanıkey evladım,
sana kadın diyen kör olsun, sana dişi diyenin işleri batsın! Hasiyetli Manas'ın
ruhu sana destek olsun,Soyun devam etsin, dileklerin makbul olsun."
Derken erenler
Tanrıya dua edip çukurdan çıktılar.
Erenler Manas'ın
cenazesinin yanına kılıçlarını koydular, sonra dağın ağzını kapatıp sabaha karşı
kimseye farkettirmeden karargaha döndüler.
Sadece sözde değil, işte de
becerikli olan arslan Bakay kavak tahtasından Manas'a benzeterek bir maket
yaptırdı. Onu kumaşa sarıp, sepilenmiş deri ile yapıştırdı, üzerini beyaz
keçeyle örttürüp tabutuna koydu. Her şey çoktan hazırlandı.
Yalandan ağlayan
akrabalar, nesildaş, altı necis Manas'ın tabutunu kapışarak kaldırıp, han
Manas'ın yalandan hazırlanmış mezarına götürüp kuru tahtayı gömdüler.
Er Koşoy, Er Bakay,
Er Töştük, Er Koyonalı Kanıkey'in yanında yas tutup oturdular. Bu dünyadan göç
eden arslanın aşını muhteşem bir şekilde verelim diye ak buğday ununu çiğneyip,
Kelime-i Şahadet okuyup, antlaşarak geri dönmeye başladılar.
Han Koşoy'un Zühre
yıldızına benzeyen iri gözlerinden akan yaşları beyaz sakallarından sızarak
atının yelelerine düştü. "Yaşacağını yaşamış olan beni niye almadın Tanrım?"
diye dertli dertli ağlayarak yurduna döndü Han Koşoy.
Geniş Talas'ı
sarsacak şekilde "Yer altında yaşarken Manas gibi arslan'ı görmedin, yer yüzünde
yaşarken de Manas'a denk geleni görmedim, vefasız dünya. Bahadırımla birlikte
niye ölmedim?" diyen Er Töştük de yerine döndü.
Han Manas'ın
kıymetli y'rı olan, siyah giyen Saykal parlayan beyaz yüzlerinden kan çıkarıp,
toplanmış saçlarını dağıtıp, kan karışık akan yaşlarını atının dizgininden
sızdırıp, kırk çorasını peşine alıp ağıt yakarak kendi obasına ulaştı.
Karag'hına varınca Manas'ın ölümüne çok üzülen babası haysiyetli Karaça "Manas
adlı arslana üzülmemek elde mi?" diye yas tutup altmış kadına ağıt yaktırdı. O
gün Saykal, geceyi geçiremeden bu dünyadan göç etmişti. Saykal'ın cesedi
kararg'hında bulunamadı. Basiretli evliyalar: "Tanrının sevgili kulu Saykal
halkıyla vedalaştıktan sonra sevgili dostu Manas'a gitmiştir."
dediler.
Gökyeleli bozkurt
Manas ile sevgili dostu olan Urumhan'ın oğlu Kökbörü yadig'r olarak Bahadırın
çadırını almıştı. Oğluyla birlikte geri dönerken yolun yarısından düşmanlarının
saldırısına uğrayıp on iki yaşındaki yalnız oğlu Koyonalı'yı kaybetti. Kökbörü,
Koyonalı'nın cesedini bulamadı. Nasili Han'ın kızı olan akıllı Külnar üzülen
kocasını şöyle dedi: "Gözbebeğin oğlunu candostun Manas istediğinde vermemişsin
padişahın, Tanrının emriyle sırdaşın Manas'a yoldaş olmaya gitmiş oğlun." Üzülme
dedi.
Bahadır Manas'ın ölümünden bir yıl geçti. Yalan dünyada nice
nehirler taşıp, göller dalgalanıp, nice yamaçlar bozuldu. Yapmaya söz verdiği
aşa hanlar gelmediler. Manas'ın babası Cakıp da, onun oğulları Abike, Köböş de
hanlığı kapma çekişmesine girdiği için kabilenin bereketi kaçtı. Kahramanın
aşını veremediler.
Tündüğü yapılmayan
ak otakta yas tutan Kanıkey bahadırdan kalan tek oğlu Semetey'i bağrına basıp
hüzünlü hüzünlü şiir söyleyerek ağlıyordu.
Gökyeleli kurdun
atı, altın direğe mahzun bakıp duruyordu.
Han kararg'hının
kalesinin dışında, ıssız yerde, kara taşın üzerinde kararg'ha yaklaşmadan ağlaya
ağlaya gözleri kararan ihtiyar Bakay, büyük bir üzüntü içinde oturuyordu.
Manas'ın hikayesi
böyle olmuştur, sözümüz tamam olmuştur.