METE
1. METE'NİN GENÇLİĞİ OĞUZ-HAN'INKİNE BENZİYORDU
"Büyük Hun İmparatoru Mete'nin bir efsane halinde anlatılan
gençliği, Oğuz-Han'ın hayatına benzetilmişti" :
Mitoloji, tarih değildir. Zaten tarihte olmuş olaylar mitolojinin
konusu içine giremezler. Bunlar daha çok, destan sayılırlar.
Bir hadisenin mitoloji olabilmesi için, herşeyden önce kahramanının,
tarihteki yerinin silinmiş ve unutulmuş olması gerekir.
Oğuz Kağan, müslüman olan Türklere göre, babası Kara Han'ı
öldürmüş ve onun yerine geçmişti. Zamanımızdan 200 sene
önce büyük bir Türk Tarihi yazmış olan bir Fransız bilgini,
Oğuz Han'ın Mete olabileceğini söylemiş ve ikisi arasında
da bir bağ görmüştü. Bu Fransız bilgininin görüşü, büsbütün
de yanlış değildi." Çünkü Mete de, Oğuz-Han gibi babasını
öldürmüş ve onun yerine, hükümdar olmuştu."Çin Tarihleri,
Mete ile babası arasındaki savaşlar, bir tarih olayı hadisesi
gibi anlatıyorlardı. Ama önemli olan nokta, Mete'nin hayatının
gençlik çağlarının da, bir efsane olup olmadığı idi. Mete'nin
daha sonraki hayatı ve savaşları hakkında, epey şeyler biliyoruz.
Tarih kaynaklarından kronolojik olarak kesin bir şekilde
verilen bu bilgiler, tarihin ve gerçeğin ta kendileri idiler.
Ama bütün tarih boyunca, büyük hükümdarlarla olduğu gibi,
Mete'nin hayatının da gençlik çağları, karanlık kalmakta
ve bir nevi mitolojiye bürünmüş olarak anlatılmaktadır.
Büyük hükümdarların, hemen hemen hepsinin de gençlik çağları,
bir mitoloji perdesi arkasında gizlenmiş ve bu devreler,
romantik bir şekilde anlatılmıştı. Çinliler, Mete'den sonra
Hun'ları ve Ortaasya halklarını, birçok savaş ve temaslar
sonunda, çok iyi bir şekilde tanıyabilmişlerdi. Fakat Mete'den
önce, Çin kaynaklarında Ortaasya hakkında anlatılan bilgiler,
çok karanlıktı. Çinliler bu çağda öyle ki, kendi sınırlarının
dışındaki bölgelerden bile haberleri yoktu. Zaten Mete'nin
hayatını anlatmağa başlayan Çin tarihleri, üslûp bakımından
da mitolojik ve hikâyemsi bir dille konuşuyorlardı. Çin
tarihinin üslûbu çok kuru, fakat kronolojik ve kesindi.
Zaten bu bilgilerin çoğu, imparatora gelen raporlarla, Çin
sarayından çıkan fermanların, kopyalarından başka bir şey
değil idiler. Halbuki Mete'nin hayatından Çin tarihleri,
âdeta bir Çin romanı gibi söz açıyorlardı.
"Çin tarihlerinin verdikleri yarım mitolojik bilgilere
göre Mete, Oğuz-Han gibi kendi babasını öldürmüştü":
Ortaasya'da Tuman adlı bir Hun reisi varmış. Bu reisin de
Mete adlı büyük bir oğlu bulunuyormuş. Gerek babasının ve
gerekse oğlunun adları, Çin tarihlerinde, zaten, Çin işaretleri
ile yazılıyordu. İkiyüz sene önce bu işaretler, Mete şeklinde
okunmuş ve bizim tarihçilerimiz de bu adı; Mete olarak yazmışlar
ve Türkiye'ye yaymışlardı. Bugün Türkiye'mizde, bu büyük
Hun İmparatorunu, "Mete" adı ile tanıyoruz. Birçok kimseler
de bu adı, maalesef 200 sene önce okunan, böyle yanlış bir
okunuşla, kendi adları olarak tanımaktadırlar. Aslında ise
bu Çince işaretleri, "Mao-dun" şeklinde okumak gerekiyordu.
Kendi hususî metodlarımıza göre, Mete'nin Türkçe adının
herhalde "Bahadır" dan başka bir şey olmaması gerekiyordu.
Ama ne yapalım ki, bugün Türkiye'miz de bu büyük Hun hükümdarı,
Mete adı ile tanınmış ve öyle yayılmıştır. Mete hakkındaki
Çin kaynaklarında okuduğumuz bu efsanemsi olaylar özet olarak
şöyledir:
METE'NIN GENÇLIK EFSANESI
Üçüncü yüzyildi tam, çok
önceydi Isa'dan,
Bir firtina kopmustu, tasmisti Iç Asya'dan!
Sonsuz at sürüleri, yerleri inletmisti.
Kurdumsu türküleri, gökleri çinlatmisti!
Atlilar gelmislerdi, ordular biçmislerdi,
Volga, Sari nehirden, kanip, su içmislerdi!
Tarihten ugultular, bir millet var diyordu!
Yazili dogrultular, bir devlet var, diyordu!
Hunlarin ilindeydi, Iç Asya ilindeydi,
Hun reisi Tuman-Han, herkesin dilindeydi!
Bayragi direkteydi, büyük oglu Mete'ydi,
Diger bütün komsular, henüz birer çeteydi.
Tuman-Han da kanarmis, insanogluymuy bu ya!
Bir cariye hep dermis: "Bu Mete ölsün!"
Diye.
Tuman fakat korkarmis, kadina da tapirmis,
Bir bahane ararmis, çünkü bir "Töre"
varmis!
Soyuna bakarlarmis, tek kadin alirlarmis,
Sonraki hatunlarsa, mir'ssiz kalirlarmis.
Tuman oglunu vermis rehin Yüeçi'lere
Sonra da hücum etmis, sormamis elçileri.
Yüe-çi'ler varmislar, Mete'yi aramislar,
Mete çoktan kaçmismis, yollari taramislar.
Tuman oglunu görmüs, akli basina dönmüs,
Senlik dügün yaptirmis, güya çok mes'ut
günmüs.
Mete'ye tümen vermis, eline ferman vermis,
Mete'nin disiplini, Dünyaya hep san vermis!
Asker Tanri sanirmis, hep Mete'ye taparmis,
Ondan ne buyruk gelse, düsünmeden yaparmis.
Orduyu toplamismis, atini oklamismis,
Tümen disiplinini, böylece yoklamismis.
Askerler ok atmismis, atlar yere yatmismis,
Atina kiymayanin, kani yere akmismis!
Bir defa senlik yapmis, aileler toplanmis,
Ok atmis karisina, bütün esler oklanmis!
Biraz nefes alanlar, azicik geç kalanlar,
Kiliçtan geçirilmis, görülmemis kaçanlar!
Avlara gidilirmis, senlikler düzülürmüs,
Gelen ordular ile, hayvanlar sürülürmüs.
Tuman-Han ava gitmis, Mete'ye de gel demis,
Kurdu Mete avlamis, Tuman'sa keklik yemis!
Avda bir ok uçmusmus, Tuman-Han'a gelmismis!
Gerçi derler ilk oku, Mete atmisti, çogu,
Mete'nin tümeni de, bu hedefi delmismis!
Oguz'un babasiysa, yemisti "Tanri oku"!
Bu bir efsane idi, ok bir bahane idi,
Töre'yi bozan Tuman, tam bir divane idi!
Çin tarihlerinde, Mete'nin babasını öldürüşü
ile ilgili olay, böyle anlatılıyordu. "Zaten olayların anlatılışından
da, bunun bir mitoloji olduğu, açık olarak görülüyordu." Öyle
anlaşılıyor ki bu çağda, Hunlar arasında da, buna benzer efsaneler
yok değildi. Mete gibi büyük bir hükümdarın ortaya çıkışı,
bütün Ortaasya'yı hakimiyeti altına alışı ve ayrıca komşularını
da büyük bir dehşet saçısı sebebi ile, Ortaasya'nın eski mitoloji
kahramanlarının hususiyetleri, Mete'ye yakıştırılmış ve onun
faaliyetlerine uydurulmuştu.
2. "TÖRE"Yİ BABA BİLE BOZSA, ÖLMELİYDİ
"Dünya mitolojilerinde "Baba öldürme" olayı, erkek çocukların
şuur altlarında saklı hislerin, masallardaki birer görüntüleri
halinde kabul ediliyorlardı":
Aslında ise, "Babalarını öldüren çocuk efsaneleri", insanlığın
hayalinde yaşamış, çok eski şuuraltı 'kisleri idiler. Yunanistan'da
da "Kral Ödip", babasını öldürmüştü. Tabiî olarak, Türk efsanelerinden
haberleri olmayan, Sigmond Freud gibi büyük ruh doktorları,
kral Ödip'le ilgili efsaneyi de açıklamaktan geri kalmamışlar
ve hatta şuuraltı görüntülerine göre, birçok tedavi şekilleri
bile bulmuşlardı. Bizim eski "Rüya Tabirn'meleri" mizde de,
bu gibi hislerin açıklanmasına yer verilmiştir. Çünkü onlara
göre, erkek çocuğun rüyasında, yeni cemiyetin yasak ettiği
bir işe şuuraltında girişmiş olması anormal değildi. Tabiî
olarak bu konuları Freud, birazda mubal'ğa etmiş ve büyütmüştü.
Ama kendisi, büyük bir ruh doktoru idi. Bu teşhis yolu ile,
birçok erkek çocuklarını da tedavi edip, iyileştirmişti. İşte,
böyle, cemiyetin yasak ettiği; fakat şuurlatında toplanan
istekler ile hisler, kendilerine masallarda gösteriyorlar
ve bir mitoloji motifi haline giriyorlardı. Zaten, insaların
ulaşamayacakları şeylerin pek çoğu, masallarda olmuş gibi
anlatılıyorlardı. Türklerin, Mete ve Oğuz Han efsanelerinin,
ne zaman meydana geldiklerini söylemenin, elbetteki imkânı
yoktur. Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar, tarihten çok önceki
çağlarda, belki de insanlığın, henüz daha insanlıklarını bilmediği
devirlerde, hissedilmiş ve duyulmuş hayallerden başka bir
şey değil idiler. Yukarıdaki açıklamaları yapmakla,"Oğuz Kağan
Destanı" nın, kesin olarak Freud'un nazariyesine göre düzenlenmiş
olduğunu, söylemek istemiyoruz. Ama Türk Mitolojisine benzer,
daha başka mitolojiler de vardır. Bu motifler, Avrupalı'lar
tarafından yüzyıllar boyunca işlenmiş ve bir açıklanma yoluna
doğru gidilmiştir. Türk Mitolojisi ise, hiç el atılmamış,
üzerinde düşünülmemiş ve hatta birçoklarımızın, varlığına
bile inanmadığımız bir konudur. Bunun içindir ki, bizden önce
söylenmiş ve görülmüş gerçekleri de gözönünde tutarak, kendimize
bir metod ve ışık aramak zorundayız.", insanlığın hayalinde
yaşamış, çok eski şuuraltı 'kisleri idiler. Yunanistan'da
da "Kral Ödip", babasını öldürmüştü. Tabiî olarak, Türk efsanelerinden
haberleri olmayan, Sigmond Freud gibi büyük ruh doktorları,
kral Ödip'le ilgili efsaneyi de açıklamaktan geri kalmamışlar
ve hatta şuuraltı görüntülerine göre, birçok tedavi şekilleri
bile bulmuşlardı. Bizim eski "Rüya Tabirn'meleri" mizde de,
bu gibi hislerin açıklanmasına yer verilmiştir. Çünkü onlara
göre, erkek çocuğun rüyasında, yeni cemiyetin yasak ettiği
bir işe şuuraltında girişmiş olması anormal değildi. Tabiî
olarak bu konuları Freud, birazda mubal'ğa etmiş ve büyütmüştü.
Ama kendisi, büyük bir ruh doktoru idi. Bu teşhis yolu ile,
birçok erkek çocuklarını da tedavi edip, iyileştirmişti. İşte,
böyle, cemiyetin yasak ettiği; fakat şuurlatında toplanan
istekler ile hisler, kendilerine masallarda gösteriyorlar
ve bir mitoloji motifi haline giriyorlardı. Zaten, insaların
ulaşamayacakları şeylerin pek çoğu, masallarda olmuş gibi
anlatılıyorlardı. Türklerin, Mete ve Oğuz Han efsanelerinin,
ne zaman meydana geldiklerini söylemenin, elbetteki imkânı
yoktur. Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar, tarihten çok önceki
çağlarda, belki de insanlığın, henüz daha insanlıklarını bilmediği
devirlerde, hissedilmiş ve duyulmuş hayallerden başka bir
şey değil idiler. Yukarıdaki açıklamaları yapmakla,"Oğuz Kağan
Destanı" nın, kesin olarak Freud'un nazariyesine göre düzenlenmiş
olduğunu, söylemek istemiyoruz. Ama Türk Mitolojisine benzer,
daha başka mitolojiler de vardır. Bu motifler, Avrupalı'lar
tarafından yüzyıllar boyunca işlenmiş ve bir açıklanma yoluna
doğru gidilmiştir. Türk Mitolojisi ise, hiç el atılmamış,
üzerinde düşünülmemiş ve hatta birçoklarımızın, varlığına
bile inanmadığımız bir konudur. Bunun içindir ki, bizden önce
söylenmiş ve görülmüş gerçekleri de gözönünde tutarak, kendimize
bir metod ve ışık aramak zorundayız.
Türk mitolojisinde, "Türk töresi" ne uymadığı
gerekçesi ile, baba öldürme olayları yer alıyorlardı":
Ortaasya'da söylene gelen efsanelerde büyük kahramanlara,
insan üstü hususiyetler verilmek istenmişti. Oğuz Kağan
Destanında da, bunun örneklerini pek çok görüyoruz. "Oğuz'un
ayağı, ayı ayağı gibi; bileği ise, kurt bileğine benziyordu.
Vucûdu, baştan aşağıya tüylerle örtülü idi. Annesinden doğar
doğmaz, memeyi ağzına bir defa almış ve sütten bir yudum
içtikten sonra da, annesine bir daha yanaşmamıştı. "Çiğ
et yiyip, şarap istemeğe başlamıştı". Aşağıda da söyleyeceğimiz
gibi, "Türkler çiğ et yemezlerdi". Ama korkunç bir kahraman,
onlara göre, çiğ et de yiyebilirdi. Çünkü O, o kadar korkunç
ve o kadar bahadır, bir kimse idi:
"Korkunç bir hakan olsun, çok büyük bir han olsun,
"Babasını öldürsün, Türk Töresi korunsun".
Ortaasya efsanelerinde, "Manas Han'ın oğlu Semetey doğmuş
ve epeyde büyümüştü. Ama ona hiç kimse bir ad bulamamıştı.
Günün birinde yurtta, ansızın "Gök sakallı " bir ihtiyar
peyda olmuş ve Semetey-Han'ı kucağına alarak, O'na Semetey
adını vermişti. Bundan sonra da bir şiir okumağa başlamıştı.
Bu şiirin başında, "Semetey öyle büyük, öyle korkunç bir
bahadır olacak ki, babasını bile öldürecek" diye söze başlanıyordu.
Bu da, büyük bahadırlığın, bir hususiyeti idi. Çünkü, büyük
bir kahraman gerekirse, babasına bile acımazdı ve öyle olması
l'zımdı. Ama, Türk Mitolojisinde çok önemli bir nokta vardır.
Bunu da, hiçbir zaman unutmamamız l'zımdır: "Ne Oğuz Kağan
ve nede Mete, kendi öz ihtirasları için babalarını öldürmemişlerdi".
Babalarının öldürüşlerinin tek sebebi, onların "Türk töresine
uymamış ve riayet etmemiş olmaları" idi. Çünkü Türk töresine
göre taht, Mete'nin hakkı idi. Kendisi Baş-Hatun'dan, yani
hükümdarın en asil hatunundan doğmuştu. Eski Türk töresine
göre hükümdarlık, ancak onun hakkı olabilirdi. Halbuki,
Mete'nin babasının yeni bir cariyesi araya girmişti. Babası
zayıftı. Kadının tesirinde kalıyordu, "Töreyi unutuyor"
ve asil olmayan bir çocuğu, onun yerine geçirmek istiyordu.
Göktürk tarihinde, bunun örnekleri çoktur: Üçüncü Göktürk
Kağanı Mohan Kağan'ın, çok değerli bir oğlu vardı. Savaşçılığı
ve idaresi ile, Türkler arasında büyük bir ün yapmıştı.
Ama annesi, birinci hatun değildi. Onun annesi de asil idi
ama; asillik derecesi bir kağan doğurmak için yeterli görülmüyordu.
Bu sebeple, Mohan Kağan'ın vasiyeti üzerine, kendi oğlu
hükümdar olamamış ve yerine küçük kardeşi geçmişti. Hatta
Mohan Kağan: Bir evl'tla baba arasındaki bağ, hiçbir şeyle
mukayese edilemez. Ama ne yapayım ki aramızda bir de töre
var", şeklinde konuşmak zorunda kalmıştı.
"Oğul ile babanın, arasına girilmez,
"Mayasıdır Hakanın, Türk Töresi geçilmez!"
Oğuz-Han'da babasını öldürmüştü. Türk cemiyeti, Oğuz-Han'ın
babasını öldürmesini, doğru ve töreye uygun bir hareket
olarak görüyordu. Çünkü babası, Hak dinini kabul etmemiş
ve Tanrı yoluna girmemişti. Hatta Oğuz-Kağan destanları,
Kara-Han'ın kendi oğlu Oğuz-Kağan tarafından öldürüldüğünü
de söylemiyorlardı. Kara-Han, bilinmeyen bir yerden gelen,
bir kılıç darbesi ile ölmüştü. Bazıları da, "Kimin attığı
bilinmeyen bir ok Kara-Han'ın hayatına son vermiştir", diyorlardı.
Bütün bu sözleri altında yatan, bir istek ve bir eğilim
görülüyordu. "Kara-Han'ı, oğlu Oğuz Kağan değil; yine Tanrı
öldümüştü". Kimden geldiği bilinmeyen bu kılıç darbesi veya
ok, Tanrı tarafından atılmış ve Kara-Han da, bu yolla cezalandırılmıştı.
Türk destanlarının hiçbiri, Oğuz Han'ın elini, baba kanına
bulandırmıyorlardı. Mete'de öyle idi. Mete'nin bizzat kendisi,
babasını öldürmemişti. Türklerde ordu, bir milletin sembolü
ve gerçek varlığı idi. Mete'nin babasını öldüren oklar,
ordu tarafından atılmıştı. Tuman-Han, binlerce ve hatta
onbinlerce ok ile ölmüştü. Mete'nin babası, bütün bir milletin
okları ile cezalandırılmış ve bu yolla da töre, yerine getirilmişti.
"Mete ile Oğuz'un, babaları yanılmış,
"Tanrı vermiş cezayı, oğul yaptı sanılmış!"
|